Teknoloji Başkan Adaylarına Yaramıyor

Posted October 10th, 2012 at 10:19 pm (UTC-5)
1 comment

Alparslan Esmer – Washington

Teknoloji politikacılara kesinlikle yaramıyor.

Bunun ilk acı tecrübesini 1960 seçimlerinde dönemin Başkan Yardımcısı Richard Nixon, Demokrat Partili başkan adayı John F. Kennedy’yle tartışmasında yaşadı. Başkanlık seçimlerinin en önemli aşamalarından biri olan siyasi tartışmalar, ilk kez televizyonlardan canlı yayınlanıyordu ve Nixon bu yeni teknolojiye tam hazır değildi.

Cumhuriyetçi Partili başkan yardımcısı, oldukça rahat konuşan rakibi Kennedy’ye oranla hasta ve rahatsız bir izlenim bıraktı. Zaman zaman yüzü şıpır şıpır terledi, ağız kuruluğu yaşadı, hatta dudaklarını yaladı. Dönemin siyasi gözlemcileri Nixon’un ekranda terlemesini, yayından önce yüzüne pudra sürdürmeyi “kadınsı” bulup reddetmesine bağlıyor.

Teknolojinin azizliğine uğrayan Richard Nixon, 1960’ta seçimleri kaybetti, ama o dönemki gafletinin acısını sonraki yıllarda iki kez üst üste seçilerek çıkardı.

Tartışmalardaki gaflar da başkan (ya da başkan yardımcısı) adaylarının siyasi kariyerlerine mal olabiliyor. Bu özellikle iktidardaki başkan için daha acı bir deneyim. Televizyon bu, söylediğinizi geri çeviremezsiniz. 1976 yılında yapılan seçimlerde Cumhuriyetçi Partili Başkan Gerald Ford, Demokrat Partili rakibi Jimmy Carter’la tartışmasında, Soğuk Savaş’ın en gırgırlı döneminde bir başkandan beklenmeyecek bir gaf yaptı. Ford bu söyleşide, “Doğu Avrupa hiçbir zaman Sovyet denetimine girmedi ve benim dönemimde asla girmeyecek,” diyerek herkesi şaşırttı. Ama seçim sonuçları şaşırtmadı.

Tartışmayı kazanmak adayı her zaman iktidara taşımıyor. 1988 yılında artık görev süresi dolan Cumhuriyetçi Partili Başkan Ronald Reagan’ın yerine yardımcısı George Bush (Baba Bush) başkanlığa aday oldu. 1970’lerde Gerald Ford döneminden bu yana Beyaz Saray tecrübesi olan Bush’un siyasi deneyimi tartışma götürmese de, tartışılan kişi siyasi deneyimi az ve kavram yeteneği nispeten biraz zayıf olduğu iddia edilen yardımcısıydı. Yasalar, Amerikan başkanının ölüm, hastalık, istifa ya da başka etkenlerle görevini yapamayacak duruma gelmesi durumunda, bir sonraki seçimlere kadar görevi başkan yardımcısının devralmasını zorunlu kılıyor. (John Kennedy 1963 yılında suikasta kurban gittiğinde yerine yardımcısı Lyndon Johnson, Richard Nixon 1974 yılında istifa ettiğinde de yerine yardımcısı Gerald Ford gelmişti.) George Bush’un 1988 seçimlerinde kendisine yardımcı olarak Dan Quayle’ı seçmesinin ardından Demokrat Partili muhalefet zaman kaybetmeden, “Ya Başkan’a bir şey olursa, yerine tecrübesiz Dan Quayle mı geçecek?” tartışması başlattı. Dan Quayle’a bu soru, Demokrat Partili başkan yardımcısı adayı Lloyd Bentsen’le katıldığı televizyon tartışmasında soruldu. Quayle, Senato’daki siyasi tecrübesinin John Kennedy başkanlığa geldiği dönemkiyle aynı olduğunu iddia etti. (John Kennedy zaman zaman yakın çevresi tarafından diğer adı olan ‘Jack’ ile anıldı.) Bentsen, yaş ve tecrübe açısından kendinden daha genç Cumhuriyetçi rakibine dönerek, Quayle’ı bozan o meşhur yanıtını verdi: “Sayın Senatör, ben Jack Kennedy döneminde hizmet verdim, Jack Kennedy’yi tanırdım, Jack Kennedy benim dostumdu. Sayın Senatör, siz Jack Kennedy değilsiniz.” Bu yanıt salonda büyük alkış topladı, ama Bentsen’ın bu başarılı yanıtı yarışa birlikte girdiği Michael Dukakis’e seçimi kazandırmaya yetmedi. (Türkler de Yunan asıllı bir politikacının Amerika başkanı olmadığına sevinmiş oldu.)

Baba Bush 1988 seçimlerini kazansa da, 1992’de Demokrat Parti adayı Bill Clinton’la birlikte katıldığı bir tartışma programında unutulmayacak bir görüntüye imza attı. Bush’un tartışmanın ortasında saatine bakması, sıkılmış olduğu izlenimi yarattı. Belki bu manzara Baba Bush’a seçimi kaybettiren asıl etken olmayabilir, ama hemen ardından ekonomik koşullarla ilgili sorulan bir soruya “fransız” kalması, ardından aynı sorunun üzerine Bill Clinton’un atlayarak soruyu soran vatandaşla sıcak bir iletişim kurması, Demokrat Partili politikacıya 1992 seçimini kazandırdı.

Özellikle video teknolojisinin çok geliştiği ve hatta YouTube gibi mertlik bozan icatların herkesin evine girdiği bugünlerde başkan adaylarının ağızlarına aldıkları ifadeler, nasıl göründükleri, tartışmalardaki hal ve tavırları defalarca izleniyor, çalışılıyor, analiz ediliyor. Hatta başkan adayları tartışmalardan önce kendilerinin, rakiplerinin, seleflerinin konuşma kayıtlarını izliyor, aynı maç öncesi rakibini tanımaya çalışan futbol takımı gibi zayıf yanlarını öğrenmeye çalışıyor, rakiplerine benzer kişileri seçip günlerce provalar yapıyor. Bu tartışmalar o kadar ciddiye alınıyor ki, adayların ağızlarından çıkan sözler, kaş göz hareketleri, mimikleri, iç çekmeleri, surat asmaları, başka bir yöne dalgın dalgın bakmaları, heyecanlanıp yanlış bir ifade kullanmaları, moderatörle tartışmaya girmeleri, her şey pür dikkat izleniyor. Tüm bunlar, bazen adayın siyasi kariyerine mal olabiliyor. Adaylar bu gergin ortamda daha kontrollü davranmak uğruna doğallıklarını kaybediyor.

Başkan Barack Obama ve Cumhuriyetçi Partili aday Mitt Romney arasındaki ilk tartışmanın hazırlıkları da bu yukarıdaki tartışmaların “kötü anlarının” gölgesinde geçti. İmaj, içerikten daha önemli oldu. Mitt Romney bu konuya fazlasıyla dikkat eden bir politikacı. Babası eski Michigan Valisi George Romney, 1968’de Cumhuriyetçi Parti içinden Richard Nixon’a karşı önseçim mücadelesi verirken, kendisine bu yarışı kaybettiren, yine televizyonda verdiği bir demeç olmuştu. Önceden Vietnam Savaşı’na taraf olan Baba Romney başkanlık seçimlerine adaylığını koyduktan sonra bu tutumunu değiştirdi. Kendisine bu değişikliğin nedenini soran sunucuya, “Beynimi yıkamışlardı” diye yanıt verdi. Amerika başkanlığına oynayan bir kişinin bu kadar radikal bir karar değişikliğine gerekçe olarak kamuoyu önünde beyninin yıkandığını söylemesi önce kendisine saygınlığını, daha sonra da başkanlık umutlarını kaybettirdi.

Mitt Romney, babasının teknolojiyle kötü deneyiminden ders almaya çalıştı. Ama dersine yeterince çalışmamıştı. Nitekim geçen ay Mother Jones adlı liberal bir dergi, Mayıs ayında Florida eyaletinde bağış toplama amacıyla yaptığı bir konuşmanın cep telefonuyla çekilen video kayıtlarını yayınlayınca Mitt Romney’nin hayatı bir süreliğine karardı. Romney videoda, 2008 seçimlerinde Amerikalı seçmenin kendisine oy vermeyen (ve oy vermesini de beklemediğini açıkça ifade ettiği) yüzde 47’lik kesimi “devlete bağımlı, vergi ödemeyen kesim” diye tanımladı.

Romney geçen hafta (3 Ekim 2012) Obama’yla yapacağı ilk tartışmaya bu konuşmanın kamuoyu yoklamalarına yansıttığı kötü rakamlarla girdi. Bu kez hazırlıklı olduğunu açıkça gösterdi ve 60 milyon kişinin televizyonlardan canlı izlediği tartışmayı başarılı bir performansla kapattı. Cumhuriyetçi aday kamuoyu yoklamalarındaki konumunu da yükseltmeyi başardı. Bu kez teknolojinin gazabına Başkan Obama uğradı. Siyasi gözlemcilerin de ifadesiyle, “Ben burada ne arıyorum?” tavrına giren Başkan Obama’nın donuk, isteksiz görünümü, “yüzde 47 açıklaması” gibi Romney’in zaaflarına yüklenmekten kaçınması büyük tepki aldı. CNN televizyonunun hızla yaptığı bir kamuoyu yoklamasına göre yüzde 67’lik bir kesim tartışmanın galibinin Romney, yüzde 25’lik bir kesim de Obama olduğu kararına vardı.

Üstelik teknoloji sadece adayları artık canlı televizyon yayınlardan, ya da internet sitelerine konan videolarla da izlemekten ibaret değil. CNN televizyonunun geçenlerde yayınladığı aşağıdaki videoda, adayların hareketleri, mimikleri, duruşları artık bilgisayar yazılımlarıyla analiz ediliyor. Videoyu izleyen uzmanlar, Obama’nın sürekli aşağı bakmasını yorgunluğa ve ilgisizliğe bağlıyor. Aynı şekilde Mitt Romney’in kaş-göz ve dudak hareketleri izleyiciyle iletişim kurmak istediği şeklinde yorumlanıyor:

Seçimlere bir ay kala ipi kimin göğüsleyeceğini herkes merakla bekliyor. Kamuoyu yoklamaları birbirine yakın. Sinirler gergin. Özellikle de bu kadar kısa bir zaman kala neden Başkan Obama’yı Romney’e “daha saldırgan davranmadığı” için eleştiren Demokrat Partili seçmenler.

3 Ekim’deki tartışmanın Obama’ya pahalıya mal olduğu kesin. Bu ay adaylar iki kez daha yüz yüze gelecek. Bir tartışma da bu hafta başkan yardımcısı adayları arasında yapılıyor. Demokrat Partililer, önceki tartışmada Romney’e karşı saldırgan ve sert davranmadığı, 2008 seçimlerinde olduğu gibi canlı görünmediği için Obama’ya öfkeli. Görünen o ki Başkan Obama, “kan isteyen” medya ve seçmenin baskısı altında kalıp, 16 ve 22 Ekim’deki tartışmalarda Cumhuriyetçi Partili rakibine karşı daha acımasız bir tutum takınmayı planlıyor.

One Response to “Teknoloji Başkan Adaylarına Yaramıyor”

  1. ıcah liamsi namarhak says:

    bu televizyonda karşı kaşıya gelme işi normal ve olagan giden bütün hesapları altüst etti. ve sayın romney geriden gelerek sayın obama yı yakaladı. bu beklenmedik gelişme siyasetin ekonomik borsasında fırtınalara neden oldu. bir panik başladı. hiçkimse ne yapacagını bilemez hale geldi geçerli olacak 3-4 puan aralıgında obama nın kazanacagını hesaplayanlar romneyin obama yı yakalaması ile işler bozuldu. ve seçime kadar çift başlı bir bukelemun gibi devam edecek.

    bu tür siyaset biçiminin hayatın aslı ve astarı olan ekonomik çevirmenlerini başka çözüm yolları bulmasına dogru götürüyor. bizler amerikalı yatırımcılar olarak gelecege dair kaygılardan arınmak için. başkanlık makamının bir parti tercihi ile seçilmesinin demokrasiye uygun olmadıgını savunuyoruz. başkanlık makamı partisel olmayan halkın içinden bagımsız adayların iki turlu seçimi ile birinci turda ilk ikinin ikinci turda hem cunhuriyetçilere hende demokratlara karşı eşit ve dengeli adaylar arasında seçilmesinin uygun olacagını düşünüyoruz.seçilecek adayın yani başkanın bütün amerikanın daha dogrusu hem cunhuriyetçilerin hemde demokratların başkanı olmasını arzu ediyor ve ivedilikle istiyoruz.

    yine parti adayları senatör ,temsilciler meclisi üyesi ve vali seçiminde yarışırken ve tarcih edilen olurken. bagımsız başkanlık makamının partilerin aldıgı oy oranına göre partilerin her bakanlıga ve devlet kuruluşuna aday gösterdigi adayların içinden o işe layık ve yapabilecegine emin olunanların içinden başkanlık makamı tarafından adil ve dengeli bir şekilde dagıtılarak tercih edilmeli. ve yarış bakanlık ve devlet dairelerinin işletiminin başarısı ile saglanmalıdır.

    artık bu sistemi degiştirme konusunda birşeyler yapılmalı.işletilemeyen amerikan kongresinin ,bakanlıkların,devlet dairelerini ve başkanlık makamının ortak bir paydada işletilmesinin önü açılmalıdır.bu sistemde bulunan iki partinin amerikaya ne kadar zarar verdigini herkes biliyor ve gördü.kısa metrajlı çözüm yolları ile ilerleme olmayacagını herkes biliyor ve benimsenmiyor.amerikanın sorunlarını çözme konusunda çok yetersiz kalıyor her iki parti ve kapsama alanı. eger sorunlara çözüm yolu bulunsaydı. bugün amerika krizin içinde degil büyümenin dozu konuşuluyor olurdu. bagımsız başkanlık modeli 4 yıl için degil daha uygun orta ve uzun vadeli icraatların dügmesine basacak ve bunun eski sistemde oldugu gibi gelen yeni tarafından partizanlık yapılarak degiştirilmesi mümkün olmayacak.

    bugün yaşadıgımız siyasi-ekonomik travmayı yaşamak istemiyoruz.hayatımız allak bullak oldu. tutunabildigimiz dalların hepsi kırılıyor buda sürekli ertlemeleri devreye sokuyor.kısa vadeye tutnabilsekte orta ve uzun vade işlemleri için güven kavramı yok oluyor. çorbaya dönmüş bir siyasi sistemden istediklerimizi çıkarabilecegimizi ve yapabilecegimizi başarabilecegimizi düşünemiyoruz. düşünebiliyormusunuz birinin yaptıgı ve yasalaştırdıgını digeri çogunlukla gelerek devre dışı bırakabiliyor. böyle bir uygulamaya özel sektör nasıl tutunabilsin ve gelişim saglayabilsin. biz karşılıklı tehditlerin bunu öngördügünü görüyoruz ve biliyoruz. siyasetin çalkantısı gelecege dair kabul edilebilir uygulamaları kıska bırakıyor. yıllardır amerikadan 50 bin fabrika başta çin olmak üzere uzak dogu ülkelerine göç etmiş ve amerikada başkan adayları işsizligi düşürecegini idda ediyor ve hemde işgücüne katılan borçlu milyonlarca ögrencinin varlıgı varken. 50 bin fabrika demek hizmet sektörün 200 bin fabrikaya eşdeger konumdadır aşagı yukarı. bu posizyonlarda işsizlik düşermi. dürüst olunuz.

    bir ülkenin atar damarı can damarı ülkenin girdileri ve çıktıları ile ölçülür. bunun için ihracat ve itahlata bakılır. aradaki uçurum her yıl 1 trilyon doların başka ülkeler hediyesi ile sonuçlanıyorsa ve buna engel olunamıyorsa. ekonomi kavramı iflas etmiş demektir.
    buna çare olacak yeni ekonomik akımları durdurma hakkınızda otomatik olmayacaktır.
    eger bir yatırım amerikan topraklarında gerçekleşiyorsa bu yatırım amerikalıdır.
    nasıl yıllar önce amerikaya göç ederek amerikalı olmuş olanlar gibi. aynı formatların bugün işletilmesinin karşında olmak ne demek oluyor ve kabul edilemez. o zaman amerika sadece kızılderililerin ülkesi demek anlamına geliyor.ve adalet istiyoruz.

    amerikada bulunan binlerce düşünce kuruluşunun her birinin mevcut ekonomiden nemalanan çıkar guruplarına hizmet ettigi gerçegi baz alınırsa amerika onların ipleri oynatılan bir pinokyo olmaya devam edecek. bu kronik düzen ne zaman yıkılırsa o zaman amerika hala rüyaların ve fırsatların ülkesi olacak. işte o zaman amerikayı amerika yapan degerler işletilcek ve amerika layık oldugu güzel günlere kavuşacak.

    not: bir alman marshal vakfı bu düzeni pohpohlar nedenmi almanyanın amerikaya mal satışı gayet iyi durumda ve güzel gidiyor. amerikanın en büyük şirketlerinin federal kaynaklardan aldıgı milyarlarca dolarlık sübvanse ve yardım ise trajedinin başka boyutu.

Leave a Reply