FED ‘Kıvırıyor’ mu?

Posted September 25th, 2011 at 11:57 pm (UTC-5)
1 comment


Dünya Bankası-IMF toplantıları öncesinde Christine Lagarde, küresel ekonominin yeni bir tehlikeli dönemece girdiği uyarısı yaptı.

Türkiye’ye iyi not veren S&P İtalya’nın notunu kırdı.

Yunanistan yeni borç dilimini alabilmek için finansal kurumlarla pazarlıklarını sürdürdü, ulusal kemerleri bir iki delik daha sıkma vaadinde bulundu.

IMF Türkiye dahil hemen hemen her ülkenin büyüme tahminlerini aşağı çekti.

Amerikan Kongresi, 30 Eylül sonrasında hükümeti parasızlıktan kepenkleri kapatmaktan kurtaracak tasarıyı reddetti.

Avrupa’daki borç krizinin yayılabileceği endişesi ve Amerika’daki yavaş büyümenin yarattığı kaygı piyasaları sarsmaya devam etti.

Bütün bunlar olurken, Amerika Merkez Bankası durumu kurtarmak için “kıvırmaya” karar verdi.
İki günlük toplantı, üç yerel Merkez Bankası başkanının muhalefet şerhi, yedi Kongre üyesinin “Yeter, siz para politikalarıyla ekonomiyi düzeltme çabasından artık vazgeçin” uyarılı mektubuna rağmen Ben Bernanke herkese kulağını tıkadı ve “Operation Twist” dedi.

“Kıvırma” Operasyonu’yla Banka, kısa vadeli hazine kağıtlarından çıkıp uzun vadeli kağıtlara yönelecek. Yani 400 milyar dolarlık kısa vadeli kağıt satıp, vadesi 6 yıldan 30 yıla kadar uzananları alacak.
Program Ekim ayında başlayacak ve 2012 Haziran ayında tamamlanacak.

FED, bu şekilde konut kredilerinin faizini aşağı çekmeye çalışacak, yatırımlar için alınacak uzun vadeli ticari kredileri hızlandıracak.

Aslında bu FED’in ilk “kıvırma operasyonu” değil… 1961 yılında da Kennedy’nin başkanlığı döneminde Banka benzeri bir operasyona girişmiş, tahvil ve bonoların vadesi ile bunların yatırımcılara sağladığı gelir (faiz oranları) arasındaki ilişkinin seyrini değiştirmeye; kazanç eğrisini “eğip-bükmeye” çalışmıştı. Operasyonla uzun vadeli faiz oranları aşağı çekilmiş, kısa vadeli faizlere dokunulmamıştı.

İşte bu operasyona da o zamanları ortalığı kasıp kavuran Chubby Checker’in şarkısı “The Twist” ve bu şarkı eşliğindeki danstan esinlenerek “Operation Twist” adı verilmişti.

Birçok ekonomist QE1 ve QE2’de olduğu gibi yeni twist’ten fazla umutlu değil. Çoğuna göre bu operasyon mortgage kredilerini ancak %0.2 oranında düşürebilir.

Bu da, artık para politikalarının hareket alanının kalmadığı, ekonominin ancak mali politikalarla canlandırılabileceği çağrısı yapanların sesini biraz daha netleştiriyor.

Ama yeni mali politikalar uygulamak, seçimlere 14 ay gibi bir zaman kalmışken “ateşten gömlek” gibi görünüyor. Çünkü mali politikalar; beraberinde vergi, kamu harcamaları, bütçe açıkları ve altyapı yatırımları gibi çok ağır siyasi denklemleri de beraberinde getiriyor.

Ama şimdi bütün bunlara boş verip Chubby Checker’ın FED’in kararından sonra tekrar adının arama motorlarında sık sık yazılmasını fırsat bilerek yeni hazırlattığı web sitesindeki video’ları izleyerek kendimi kişisel bir ‘twist’ operasyonuna bırakıyorum. Size de tavsiye ederim.

Ama yerli malı yurdun malı diyenlere de Öztürk Serengil’in söylediği “Abudik Gubudik Twist” şarkısını da önermeden edemeyeceğim… Herkese iyi haftalar…

Melek, meslek yaşamına yazılı basında başladı. Haftalık Barometre gazetesinde muhabir ve Management-Marketing sayfa editörü olarak çalıştıktan sonra 1990’lı yılların başında aynı gazetenin Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Meslek yaşamına kısa bir ara verip İngiliz Kraliyet bursuyla City University London’da gazetecilik eğitimi aldı. 1994 yılında Amerika’ya yerleşmeden önce Hürriyet gazetesinde çalıştı. Meslek yaşamına halen Internet, radyo ve televizyon yayıncılığı yapan Amerika’nın Sesi’nde devam ediyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Melek, yüksek lisans derecesini 2002 yılında tamamladığı George Washington Üniversitesi MBA programından aldı.

Obama’nın İstihdam Planına ‘A la Carte’ Formülü

Posted September 16th, 2011 at 9:43 pm (UTC-5)
Leave a comment

Başkan Barack Obama, geçen hafta, yeni istihdam planını açıklamıştı. Yaklaşık 450 milyar Dolar’lık paket, altyapı yatırımlarını hızlandırmayı, işsizlik maaşlarını daha uzun döneme yaymayı, bordro vergilerini azaltmayı, meslek eğitimlerini yaygınlaştırarak istihdamı yeniden canlandırmayı hedefliyor.

Obama paketi, onaylanması için bu hafta Kongre’ye de gönderdi.

Ama şimdilik canlanan ekonomi değil, paketle ilgili tartışmalar.

Cumhuriyetçiler planın maksadına değil, menziline varma şekline itiraz ediyor.

2012 seçimleri yaklaşırken ve de Amerika’da her altı kişiden biri yoksulluk sınırına paraşütsüz acil iniş yapmışken hiç kimse, planın hedeflerine itiraz edecek halde değil, zaten.

Ama istihdamı artırmak için Obama’nın önerdiği gibi zenginden alıp fakire vermek de Cumhuriyetçiler’e bir dünya görüşü, bir felsefe olarak aykırı.

Ne diyor Obama?

1- Yeni istihdam paketine fon yaratmak için yılda 200.000 Dolar’dan fazla kazanan bireylerden daha fazla vergi alınabilir. Bu sayede de yılda 400 milyar Dolar gelir elde edilebilir.
2- Petrol ve doğalgaz şirketlerine verilen teşvikler kaldırılabilir.
3- Şirketlerin özel uçaklarına vergi avantajı sağlayan amortisman kuralları değiştirilerek Hazine’ye ek gelir yaratılabilir.

Obama’ya göre bu üç işlem yapılsa, elde edilen ek gelir 467 milyar Dolar’ı bulur, bu da yeni istihdam planına nereden kaynak bulacağız tartışmasına son verir.

Ancak, Obama’nın Beyaz Saray’da yaptığı bu hesap Kongre’deki Cumhuriyetçi politikacılara uymuyor.
Yine de Kongre’nin, halktan aldığı destek Obama’nın gördüğü destekten de az olduğundan Cumhuriyetçi politikacılar bu itirazını öyle çok fazla bağır-çağır da yapamıyorlar.

Sakin sakin, “Planı tüm kalbimizle destekliyoruz, ama bir süre sonra vergiler yoluyla bu işin faturasının memlekete istihdam sağlayan işverenlere (zenginlere) kesilmesinden kaygı duyuyoruz,” diyorlar.

Üstelik bu sefer pakete itiraz edenler sadece Cumhuriyetçiler değil; Demokratlardan da muhalif sesler yükselmeye başladı. Bu muhalif sesler, planı başka başka noktalardan vuruyor. Kimi “Bu istihdam planı devasa bir program, içindeki tüm önerileri kabul etmek mümkün değil,” diyor. Kimi de hem işveren hem de çalışanlardan daha az bordro vergisi alınmasına itiraz ediyor; “Bu iş daha az vergi almakla çözülmez” diyor.
Senato Çoğunluk Lideri Harry Reid bile paketi, bu ay sonunda gündeme alacağını söyleyerek bu konudaki isteksizliğini ortaya koymuş oldu. Halbuki Başkan her konuşmasında Kongre’ye sabırsızlıkla “Haydi hemen geçiriverin şu paketi” diyor.

Ama hem Cumhuriyetçi hem de Demoktarlar’dan alınan sinyaller paketin mevcut şekliyle Kongre’den geçmesinin biraz zor olacağı yönünde.

Bu durumda paket Kongre’de parçalara ayrılır ve bir bütün olarak onaylanmak yerine kalem kalem oya sunulabilir.

Bu eğilimin farkına varan Obama yönetimindeki Beyaz Saray da “ne kurtarırsam kardır”, diyerek, bu à la carte metoduna sıcak bakıyor.

Bakalım önümüzdeki günlerde Kongre istihdam paketinin hangi kalemlerini “tabağına” almayı uygun görecek?

Melek, meslek yaşamına yazılı basında başladı. Haftalık Barometre gazetesinde muhabir ve Management-Marketing sayfa editörü olarak çalıştıktan sonra 1990’lı yılların başında aynı gazetenin Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Meslek yaşamına kısa bir ara verip İngiliz Kraliyet bursuyla City University London’da gazetecilik eğitimi aldı. 1994 yılında Amerika’ya yerleşmeden önce Hürriyet gazetesinde çalıştı. Meslek yaşamına halen Internet, radyo ve televizyon yayıncılığı yapan Amerika’nın Sesi’nde devam ediyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Melek, yüksek lisans derecesini 2002 yılında tamamladığı George Washington Üniversitesi MBA programından aldı.

Obama: ‘İstihdam Planımı Onaylayın’

Posted September 8th, 2011 at 11:19 pm (UTC-5)
Leave a comment

Başkan Barack Obama %9,1 düzeyindeki işsizlik sorununa kalıcı çözüm için yeni planını Kongre’nin ortak oturumunda sundu.

Photo: AP

Başkan konuşmasında yeni istihdam planını açıklarken, bir yandan da halkın bilincine yeniden Amerika’nın bir fırsatlar ülkesi olduğunu aşılamaya çalıştı. Obama biraz da hamasi duyguları öne çıkarmak için bir zamanlar en iyi ulaşım ağıyla zirve yapan Amerika’nın şimdi bu liderliği altyapı çalışmalarını son dönemde iyice hızlandıran Çin’e kaptırmaması gerektiğini söyledi. Daha önceki bir konuşmasında gelecek beş yılda Amerika’nın ihracatını iki kat yükseltme sözü veren Obama, Perşembe akşamki konuşmasında işi isim vermeye kadar bile götürdü: “Madem Amerikalılar Kia kullanır oldu ben de G.Kore sokaklarında Ford görmek istiyorum” diye de serzenişte bulundu. Bu arada devletin “anlam ve önemine” de dikkat çekmeyi unutmayan Obama; devlet araştırmalar için para harcamasa bugün Internet teknolojisinin nimetlerinden faydalanamazdık demeyi de ihmal etmedi.

Gelelim plana: Başkan’ın yeni istihdam planı 450 milyar Dolar’lık bir etiket taşıyor.

– İlk elde çalışanların bordro vergilerini kaldırıyor. Küçük işletmelerin bordro vergileri ile ilgili yükümlülüklerini yarı yarıya azaltıyor. Büyük şirketler bu uygulamanın dışında tutuluyor.

– Eyaletlere 35 milyar Dolarlık yardım veriliyor. Bu şekilde eyaletlerin bütçe sorunları yüzünden işten çıkarılan öğretmenler, itfaiyeciler ve diğer kamu görevlilerinin yeniden işlerine kavuşmaları öngörülüyor.

– Okulların modernizasyonu için 25 milyar Dolar ayrılıyor. Bu şekilde yaklaşık 35000 okul elden geçirilirken çok sayıda insana iş imkanı yaratılması hedefleniyor.

– Altyapı yatırımları bunlarla da bitmiyor. 50 milyar Dolar da ulaşım altyapısı için ayrılıyor.

– İşsizlere verilen yardımların da uzatılabilmesi için de 49 milyar Dolar’lık bir kalem yer alıyor.

– Altı aydan fazla işsiz kalan kişileri işe alan işletmelere vergi teşvikleri veriliyor.

– Yaklaşık 5 milyar Dolar da işsizlere ve gençlere mesleki eğitim kursları için ayrılıyor.

– Konut kredisini ödemekte zorlanan, mevcut düşük faizlere rağmen ve kredilerini bu yeni düşük oranlardan yenilemeyenlere de kolaylık getirilmesi öngörülüyor. (Evlerini yüksek fiyattan alan Amerikalıların çoğu ev fiyatları düştüğü için yeni kredi bulmakta zorlanıyor. Örneklemek gerekirse emlak piyasası çökmeden önce 300 000 Dolar’a ev alan bir kişi şimdi aynı evin fiyatı mesela diyelim 200000 Dolar’a düşmüş ise 300 000 Dolarlık kredisini 200 000’larla değiştiremiyor. Dolayısıyla konut kredileri ne kadar düşerse düşün kendini bu sıkıntıdan kurtaramıyor.)

Başkan Obama bu 450 milyar Dolar’lık yeni istihdam planının bütçe açıklarını kesinlikle artırmayacağı sözünü de veriyor. Paranın, bütçe açıklarını azaltma planı çerçevesinde kurumlar vergisindeki boşlukların doldurulmasıyla ve zenginlerin vergisiyle ödeneceği vaadinde bulunuyor. “Ama nasıl?” diye içinden soru işaretleri üretenlere ise “Bununla ilgili ayrıntıları ise gelecek hafta açıklayacağını” söylüyor.

Başkan Obama bu planıyla aslında istihdamı artırmak için bir politikacının başvurabileceği her yöntemi denemiş oluyor.

Vergi kesintisiyse istenen; hem çalışanlara he de küçük işletmelere kesinti var programda.

Kamu harcamalarıyla istihdamı artırmaksa çare; okul, yol ve diğer altyapı yatırımları da var listede.

Devlet, “baba rolü” oynasın diyenler içinse süresi uzatılan işsizlik yardımları ve konut kredi kolaylığı önerisi var.

Bunlar şu anda sadece öneri. Çünkü Obama bu öneriler paketini tek başına hazırladı. Ama planı hayata geçirebilmesi için Kongre’ye ihtiyacı var. Onun içindir ki konuşması süresince yaklaşık 10-12 kere “Pass this jobs bill – İstihdam planımı yasalaştırın” diyerek Kongre üyelerinin bilinçaltını da üstünü de işlemeye çalıştı.

Muhalefetteki parti Başkan bu tür bir konuşma yapınca hemen arkasından bir temsilcisini kameraların karşısına oturtur ve hemen kendi pozisyonunu ortaya koyar. Ancak bu kez bu geleneksel yöntem izlenmedi ve Cumhuriyetçiler adına konuşma yapan olmadı.

Anlaşılan Kongre’deki Cumhuriyetçiler resmi cevaplarını öneriler paketi önlerine yasa teklifi olarak geldiğinde oylarıyla verecek.

Melek, meslek yaşamına yazılı basında başladı. Haftalık Barometre gazetesinde muhabir ve Management-Marketing sayfa editörü olarak çalıştıktan sonra 1990’lı yılların başında aynı gazetenin Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Meslek yaşamına kısa bir ara verip İngiliz Kraliyet bursuyla City University London’da gazetecilik eğitimi aldı. 1994 yılında Amerika’ya yerleşmeden önce Hürriyet gazetesinde çalıştı. Meslek yaşamına halen Internet, radyo ve televizyon yayıncılığı yapan Amerika’nın Sesi’nde devam ediyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Melek, yüksek lisans derecesini 2002 yılında tamamladığı George Washington Üniversitesi MBA programından aldı.

Obama’nın İstihdamla Ateşli İmtihanı

Posted September 5th, 2011 at 10:04 pm (UTC-5)
2 comments

Demokrat Arkansas Valisi Bill Clinton, 1992 yılında Başkan George Herbert Bush’a karşı seçim yarışına girdiğinde, neredeyse yel değirmenleriyle kaybedeceği bir savaşa girmiş olan Don Quixote gibiydi. Karşısında Birinci Körfez Savaşı galibi ve Soğuk Savaş’ın sonunu getiren Başkan Ronald Reagan’ın eski yardımcısı vardı. Amerika tek kutuplu bir dünyada “SuperNova” * olmaya adaydı. Küçük bir vali, Bush’u ikinci bir dönem başkanlıktan alıkoyamazdı.

Ama bu süpernova halleri, sıradan Amerikalıların günlük hayatına yansımamış olacak ki Demokrat strateji uzmanı James Carville (kendisi Cumhuriyetçi strateji uzmanı Mary Matalin’le yıllardır yürüttüğü mutlu evlilikle partiler-üstü dayanışmaya örnek oluşturur ) “It’s the economy, stupid” sloganını ortaya attı.

Neydi bu sloganın gerisindeki mesaj: Bush dış politikada başarılı işlere imza atarken, ulusal ekonomiye mukayyet olamamış, işler durgunluk noktasına gelmişti. İşte bu yüzden de Clinton ve ekibi “Ey ahali, uyan, asıl mühim olan zafer filan değil, ekonomik durumdur, senin cebindeki paradır” diyor, halkın oyunu istiyordu. Slogan ülke çapında tuttu, Bill Clinton da bu sayede Beyaz Saray’ın yolunu tuttu.

Aradan yıllar ve bir başkan daha geçti. Bıçak kemiğe bu kez Obama Beyaz Saray’dayken dayandı.

2007’de başlayan kriz, daha göreve gelmeden Obama’nın yakasına yapışmayı bildi. Başkan ne yaptıysa olmadı, halkı işsizliğin pençesinden bir türlü kurtaramadı.

Hele Ağustos ayı rakamları iç parçalayıcıydı. Ekonomide net bir tek bile istihdam artışı olmamıştı. Obama’nın halka iş bulamaması artık kendisinin de Beyaz Saray’daki işini tehlikeye sokar gibi oldu. Zira son kamuoyu yoklamalarına göre Obama’ya destek verenlerin oranı %40’lar civarında.

İşte Başkan Obama, kontrolün tamamen de elinden çıkmadığını, hala halka iş bulabilecek güçte olduğunu göstermek için Perşembe günkü konuşmayla yeni önlemler açıklıyor. Neymiş efendim bu önlemler, uzun süredir işsiz olanlara iş bulmalarını sağlayacak eğitim programları vermek, orta sınıfın vergi yükünü hafifletmek, yeni eleman alan işverenlere vergi teşvikleri sunmak. Yeni okul, yol ve köprü gibi altyapıya dönük yatırımları hızlandırmak. Panama, Kolombiya ve Güney Kore gibi ülkelerle bir türlü imzalanamayan anlaşmaları Kongre’den bir an önce geçirmek.

Şimdi buraya kadar bu paketler gerçekten yeni iş alanları yaratacak gibi görünebilir. Ama harcamaları kısma hedefiyle yeni alt yapı yatırımlarını hızlandırmak nasıl aynı anda yürütülecek? Ya da hazine borçlanma tavanını zar-zor yükseltmişken yeni vergi teşvikleriyle halka nasıl geri dönüşüm sağlanacak? Daha da önemlisi harcamalar konusunda taviz vermek istemeyen Cumhuriyetçiler bu teklifleri nasıl olup da onaylayacak?
Washington’daki çevrelerin genel kanısı 2012 seçimlerine bu kadar az bir zaman kala, Demokratlarla Cumhuriyetçilerin bu konuda bir uzlaşmaya varmasının çok zor olduğu yönünde. Yani ne olacak? Obama istihdamla ateşli bir imtihandan geçecek? Seçimlere kadar bu iş biraz da meydan muharebesine dönüştürülecek!

Uzlaşma sağlanamaz ve öneriler havada kalırsa, Obama ve ekibi, “Bakın biz, size iş bulmak için elimizden geleni yaptık, ama Kongre’deki Cumhuriyetçilerin engelini aşamadık” deme hakkına sahip olacak.

Uzlaşma sağlanır da öneriler hayata geçirildiğinde istihdam artarsa Obama ve ekibi bu kez de “Biz size yeni işler bulduk, siz de bizim işimizi koruyun,” diye halktan yeniden gönül rahatlığıyla oy isteyebilecek.

Cumhuriyetçiler ise Obama’nın istihdamı artırmakta bugüne kadar başarılı olmadığını bundan sonra da bu tür programlarla — hele hele harcamaları artırarak — bir yere varamayacağını halka dillendire dillendire anlatacak. Bunun yerine kendi reçetelerini dayatacaklar: Vergi indirimleri, özel sektör üzerindeki devlet kontrolünün yeniden azaltılması, harcamaları kısmak.

Associated Press

Başkan daha konuşmadı ama konuşma gününün belirlenmesi bile anlaşmazlığa neden oldu. Obama, planını Çarşamba günü, Kongre’de akşam saatlerinde konuşarak açıklamak istedi. Ama Temsilciler Meclisi Başkanı Cumhuriyetçi John Boehner, aynı gün ve saatte Cumhuriyetçi aday adayların televizyondaki açık oturumu olduğunu söyleyerek, Obama’yı geri çevirdi. Arkasından da “Perşembe günü müsaitiz, buyrun o gün gelin” dedi.

Gerçi Perşembe günü Amerika Ulusal Futbol Ligi’nin açılışı ama, Beyaz Saray yine de Perşembe’yi kabul etti. Ya programına çok güveniyor ya da Amerikan halkının bilinçli televizyon izleyicileri olduğuna… Başkan’ın planıyla ilgili tartışmalar daha haftalarca sürebilir, öneriler aylarca sürüncemede bırakılabilir. Ama bu konuşmanın aslında siyasi bir turnusol testi olacağı da çok açık… Nasıl mı? Başkan’ı izleyenlerin sayısı Futbol Ligi’ni izleyenlerden daha az olursa, bu hem Obama’nın hem de son dönemdeki partizan çekişmeler yüzünden Amerikan Kongresi’nin çokça itibar gösterdiğini anında ortaya koyacak!

*Astrolojide birden parlayan yıldız – ki bunlar bir süre sonra orijinal hallerine dönerler… Amerikan ekonomisinin şimdiki haliyle biraz öngörülü bir benzetme oldu bu galiba…

Melek, meslek yaşamına yazılı basında başladı. Haftalık Barometre gazetesinde muhabir ve Management-Marketing sayfa editörü olarak çalıştıktan sonra 1990’lı yılların başında aynı gazetenin Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Meslek yaşamına kısa bir ara verip İngiliz Kraliyet bursuyla City University London’da gazetecilik eğitimi aldı. 1994 yılında Amerika’ya yerleşmeden önce Hürriyet gazetesinde çalıştı. Meslek yaşamına halen Internet, radyo ve televizyon yayıncılığı yapan Amerika’nın Sesi’nde devam ediyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Melek, yüksek lisans derecesini 2002 yılında tamamladığı George Washington Üniversitesi MBA programından aldı.

Bernanke İzleyeceği Rotayı Açıklamadı

Posted August 26th, 2011 at 4:54 pm (UTC-5)
2 comments

Bir süredir blog yazılarıma ara vermiştim. Sen misin ara veren, son yılların en sıcak ekonomik gelişmelerini, bütçe tavanı tartışmalarını, Amerika’nın 1917’den beri ilk kez S&P tarafından notunun kırılmasını ve de borsalarda insanın başını döndüren iniş-çıkışları kaçırmış oldum.

Oysa ne çok bilgi vardı, paylaşmak istediğim… Varsın öyle olsun… Kısmet Jackson Hole sempozyumunaymış…
Kansas City Merkez Bankası her yıl dünyanın en iyi ekonomistlerini Wyoming’deki Jackson kasabasında biraraya getiriyor. Toplantının resmi adı Yıllık Ekonomi Sempozyumu, ama medyadaki kod adı Jackson Hole…
Hatta katılanların ne kadar kalburüstü; toplantıda konuşulanların ne kadar önemli olduğuna vurgu yapmak isteyen medya kuruluşları, haber başlıklarında, hep “Ace in the Hole” deyimini kullanıyor.
Deyim poker oyunundan geliyor, ama günlük hayatta “ihtiyaç duyulana kadar gizli tutulan kaynak” anlamında kullanılıyor…. Azıcık daha zorlasam, bir çeşit Hızır gibi zora yetişme durumu diye bile çevirebilirim.
Neyse, bu toplantıdan önce de bazı çevreler, zorda kalan Amerikan ekonomisi için Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke’nin yeni kozlar açıklayabileceği beklentisine girmişti. Bazı ihtiyatlı ekonomistler ise Bernanke’nin yeni bir politika açıklamayacağını sadece, faizleri neden 2013’e kadar düşük tutma vaadinde bulunduğuna açıklık getireceğini söylüyordu.
Neyse Cuma gelip de Bernanke konuşunca, o yine tipik bir ekonomist gibi, güzel bir durum değerlendirmesi yaptı; ama bu durum karşısında bankanın ne yapacağını öyle çok açık şekilde söylemedi.
Bernanke özetle:
-Büyümeyi hızlandıracak ekonomik politikaların Merkez Bankası’nın alanı dışında olduğunu,
– Borç tavanını yükseltme, harcamaları kesme konusundaki tartışmaların tüketicilerin güvenini sarstığını
söyledi. Arkasından,
– Washington’daki siyasetçilere seslendi ve vergi, dış ticaret konularında daha iyi politikalar geliştirmelerini,
– Uzun vadede kamu borç yükünü azaltmanın yollarını bulmalarını ama bunu yaparken, zaten kırılgan olan ekonomiyi yeni harcama kesintileriyle tekrar durağanlığa itmemelerini
istedi.
Bernanke, bununla birlikte, Merkez Bankası’nın da ekonomi, keskin virajlardan geçerken, eli-kolu bağlı oturmayacağının da işaretini verdi. “Merkez Bankası’nın durum gerektirirse kullanabileceği araçlar hala var,” dedi, Bernanke.
Tamam işte konuşmada herkesin beklediği an gelmişti.
Banka eli-kolu bağlı oturmayacaktıysa ne yapacaktı? Hangi araçları kullanacaktı? Faizler neredeyse sıfıra yakındı? Gevşek para politikası diye bilinen QE2, geçen sefer çok tepki toplamıştı, ama yeni bir program daha başlar mıydı? QE3 yolda mıydı?
Ama Bernanke, herkesin merak ettiği bu sorulara açıklık getirmedi.
Halbuki geçen yıl aynı sempozyumda Bernanke QE2’nin adını vermemiş, ama bu yolda atılacak adımları üç aşağı beş yukarı ortaya koymuştu.
Bu yılki toplantıyı büyük bir merakla bekleyenler belki aradıkları formülü Bernanke’nin ağzından duymadılar… Ama Bernanke “Yılın ikinci yarısında ekonomide düzelme görülecek” diyerek herkese teselli vermeyi de ihmal etmedi.

Melek, meslek yaşamına yazılı basında başladı. Haftalık Barometre gazetesinde muhabir ve Management-Marketing sayfa editörü olarak çalıştıktan sonra 1990’lı yılların başında aynı gazetenin Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Meslek yaşamına kısa bir ara verip İngiliz Kraliyet bursuyla City University London’da gazetecilik eğitimi aldı. 1994 yılında Amerika’ya yerleşmeden önce Hürriyet gazetesinde çalıştı. Meslek yaşamına halen Internet, radyo ve televizyon yayıncılığı yapan Amerika’nın Sesi’nde devam ediyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Melek, yüksek lisans derecesini 2002 yılında tamamladığı George Washington Üniversitesi MBA programından aldı.

Yazılarıma Bir Süre Ara Veriyorum

Posted July 7th, 2011 at 8:40 am (UTC-5)
2 comments

Birkaç hafta izinliyim, bu nedenle yazılarıma ara veriyorum. Yakında yine sizlerle olacağım. Güzel bir yaz geçirmeniz dileğiyle.

Hulya Polat yayıncılığa Ankara Radyosu'nda başladı, TRT'de ve Amerika'nın Sesi'nde devam etti. TED'li ve DTCF'li. Çok sayıda yayıncılık ödülü, siyasetçilerden sanatçılara kadar çok sayıda kişiyle radyo ve televizyon ropörtajları var. Sivil toplumcu, gönüllü çalışmaların önemine inanıyor. Washington Türk-Amerikan Derneği Başkanlığı yaptı, Atatürk Okulu, Türk Festivali ve derneğin internet sitesiyle Amerikalı öğretmenlere Türkiye'yi tanıtma seminerleri başlatılmasında öncülük etti. Kitaplardan, sinema ve tiyatrodan, seyahat etmekten ve müzik dinlemekten hoşlanıyor. Yayınlanmış bir öykü kitabı var. "Dünyada en çok sevdiği işi yapma güzelliğini yakalayan ve kanseri yenen şanslı kişilerden biriyim," diyor haberciliği, hayatı ve onlarla ilgili herşeyi seviyor.

İşsizler Sistemle Sandıkta mı Hesaplaşacak?

Posted June 15th, 2011 at 11:45 am (UTC-5)
1 comment

Eski Amerika Başkanı Ronald Reagan, Demokratları hedef aldığında “Bilin ki komşunuz işini kaybederse bu ekonomide resesyon, siz işinizi kaybederseniz depresyon, Başkan Jimmy Carter işini kaybederse o zaman da canlanma dönemidir,” derdi.

Amerika’nın 2012 başkanlık seçimlerine yavaş ama emin adımlarla ilerlemeye başladığı bu dönemde ekonominin hangi halde olduğu bir anlamda Başkan Barack Obama’nın da işini kaybedip-kaybetmeyeceğini ortaya koyacak.
Ancak şu ana kadar ekonomik veriler, dalgalı bir seyir izlediğinden açık ve net bir sinyal vermiyor.

Son rakamlar işsizliğin %9,1’e çıktığını gösteriyor. Bu istatistikleri biraz daha açtığımızda Mayıs ayında sadece 54.000 kişiye iş sağlandığı anlaşılıyor. Oysa beklenti bunun üç katıydı. Geçen yılın sonundaki işsizlik rakamı da %8,7 civarındaydı.

Tüketiciler de tutumluluğu artık alışkanlık haline getiremiş durumda az harcamaya devam ediyor. Üstüne üstlük durgunluktan çıkış açısından önemli bir fırsat görülen imalat sektöründe de gerileme yaşanıyor. Bu sektörde de son dönemde 5.000 bin kişinin işine son verildi.

Başkan Barack Obama, yeni istihdam alanı yaratılmasında özel sektörün biraz daha istekli davranmasını arzuluyor. Ama son dönemlerde küreselleşme ve teknolojik ilerleme sanki Amerika’yı kendi ayağından vuruyor gibi. Çünkü bir istatistiğe göre Amerikan şirketlerinin karlılık düzeyi çoktan mali kriz öncesi seviyesine gelmiş durumda. Ama bu gelişme ne çalışanların ücretini yükseltiyor ne de ısrarla ortalıkta dolaşan %9,1 oranını aşağıya çekebiliyor. Bunun nedeni uzun yıllardır devam eden bir trend: Çokuluslu Amerikan şirketleri 1999-2009 arası dönemde 2,9 milyon Amerikalının işine son vermişken 2,4 milyon dünya vatandaşına iş vermiş. Teknolojik ilerleme sayesinde artan verimlilik, iş kapasitesindeki artışla yeni eleman ihtiyacı arasındaki doğrudan orantıyı da ortadan kaldırmış durumda.

Peki Obama komşularının işini koruyamadığı için kendi işini kaybeder mi? Bu soruya açıkcası hiç bir ekonomist şu anda yanıt verebilecek durumda değil. Çünkü dedim ya, sinyaller sürekli karışık.

Tam ekonominin ruh karartıcı halinden kötümserliğe kapıldığınızda yeni istatistikler tünelin ucundaki ışık olmayı sürdürüyor.

Mesela üst düzey yöneticileri bünyesinde toplayan Business Roundtable adlı kuruluşun anketlerine göre büyük şirketler hala bu yıldan çok umutlu, ankete katılanların %87’si satışlarının artmasını bekliyor. Yıl sonuna kadar da daha fazla harcama yapmayı planlıyor. Katılımcıların %51’i yeni eleman alımına başlayacaklarını söylüyor.

Sadece işadamları değil bankacılar da umutlu. Bankacılar Birliği’nin son raporuna göre ekonomi 2012 yılı sonuna kadar %3 oranında büyüyecek, bu da 4,5 milyon kişiye istihdam alanı yaratacak.

Ekonomistler ise her zamanki gibi biraz daha temkinli ve herşeyi biraz da zamana bırakmaktan yana. Associated Press tarafından yapılan bir araştırmaya göre çoğu ekonomist bu yıl sonuna kadar istihdam ve büyüme tahminlerini küçültmüş.

Bu ekonomistlerin bir de isteği var. Bu istek de Merkez Bankası’nın artık ekonomiyi canlandırmak için herhangi bir adım atmaması. Kısa dönem faizleri zaten sıfıra yakın, uzun dönem vadeleri aşağıya çekmek için yeni bir QE3’e de gerek yok diyorlar.

Bütün bunlar olurken, Cumhuriyetçi rakipleri, Obama’nın zayıf noktası olarak gördükleri işsizlik sorununu kampanyalarında daha şimdiden ana tema haline getirmiş durumdalar.

Bakalım Obama hem kendi işini hem de komşularının işini garantiye alabilecek mi?

Melek, meslek yaşamına yazılı basında başladı. Haftalık Barometre gazetesinde muhabir ve Management-Marketing sayfa editörü olarak çalıştıktan sonra 1990’lı yılların başında aynı gazetenin Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Meslek yaşamına kısa bir ara verip İngiliz Kraliyet bursuyla City University London’da gazetecilik eğitimi aldı. 1994 yılında Amerika’ya yerleşmeden önce Hürriyet gazetesinde çalıştı. Meslek yaşamına halen Internet, radyo ve televizyon yayıncılığı yapan Amerika’nın Sesi’nde devam ediyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Melek, yüksek lisans derecesini 2002 yılında tamamladığı George Washington Üniversitesi MBA programından aldı.

Kongre “Bütçe Oyununu” Sergiledi

Posted June 1st, 2011 at 2:42 pm (UTC-5)
2 comments

Shakespeare “Beğendiğiniz Gibi – As You Like It” adlı oyununda dünyayı bir sahneye benzetir, bütün kadın ve erkeklerin sadece birer oyuncu olduğunu, rollerini oynamak için sahneye girdiklerini, işlevlerini gördükten sonra da çıktıklarını söyler.

31 Mayıs Salı gecesi de başkent Washington bir sahne, Demokrat ve Cumhuriyetçi Kongre üyeleri de birer oyuncuydu. Rolleri ise Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyelerinin sunduğu tasarıyı oylamaktı.

Birbirinden ilginç olay ve karakterleriyle tiyatronun piri sayılan Shakespeare’e parmak ısırtacak siyasi oyuna – ki bu tanımlama bana değil Demokratlar’a ait – yol açan gelişmeler kısaca şöyle:

Amerika Maliye Bakanı Tim Geithner, aylardır yaptığı uyarının sonunda gerçek olduğunu, 14 trilyon dolar seviyesindeki borçlanma tavanının Mayıs ayında aşıldığını söyleyerek Kongre’den limiti yükseltmesini tekrar ister. Kongre’deki Cumhuriyetçiler de Demokratlar da limitin yükseltilmesi gerektiğini bilir. Ancak her iki taraf da bunun borçları biraz daha kabartacağının farkındadır.

Lakin tavan yükseltilmezse Amerika’nın borç faizlerini ödeyemez hale gelmesi, derecelendirme kuruluşlarının hışmına uğrayıp, notlarının düşürülmesi de uzak bir ihtimal değildir.

Ama gel gör ki, borçları dizginlemek amacıyla tavan yükseltilmezse, bu kez de olası düşük kredi notu yüzünden Amerika’nın ileride daha pahalıya kredi almak zorunda kalması içten bile değildir.

Bu olay örgüsünde Cumhuriyetçiler, “Borç tavanını yükseltelim, ama bunun karşılığında federal harcamaları kısalım, hükümeti bütçe reformuna zorlayalım” hesabı yapar. Demokratlar da, “Tamam harcamaları biraz kısalım ama azıcık da zenginlerin vergilerini yükseltelim, petrol şirketlerine, zengin çiftçilere verdiğimiz sübvansiyonları kaldıralım,” der.

Maliye Bakanı da zaman kazanmak için bazı muhasebe marifetleriyle, mesela federal memurların emeklilik fonlarını “kısa süreliğine ödünç alarak” günü kurtarmaya devam eder.

Gel zaman git zaman, pazarlıklar, tartışmalar, özel çalışma komisyonları aylar sürer. Taraflar bir türlü orta yolu bulamazlar.

İşte Demokratların deyimiyle siyasi oyun bu noktada 31 Mayıs Salı gecesi Kongre’de sergilenir ve Cumhuriyetçiler, temelden karşı çıktıkları ilkeyi savunan, harcamaları kısmadan borçlanma limitini yükselten bir tasarıyı oya sunar.

Oylama yapılmadan önce de Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi’ndeki yandaşlarına “Aman ha sakın tasarıya evet oyu vermeyin,” diye telkinde bulunur.

Üstüne üstlük Cumhuriyetçiler bir hafta boyunca Wall Street’in önde gelen firmalarını arayarak, “Gelecek hafta borç tavanını yükseltmek için bir tasarı sunacağız, ama sonra reddedeceğiz. Sakın ha piyasalara bu yüzden bir tedirginlik hakim olmasın, paniğe filan yol açmasın” şeklinde tatlı dille uyarır. Kafası karışan bankerlere de “Bu siyasi bir oyun siz anlamazsınız” imasında bulunur.

31 Mayıs gecesi perde kapandığında 318 üye aleyhte oy kullandığından borçlanma tavanı yükseltilmedi. Piyasalar da önceden aldıkları tüyo yüzünden paniğe kapılmadı.

Cumhuriyetçiler, sahneden göğüslerini gere gere “Bu oylamayla dünya aleme harcamalar kısılmadan borç limitini yükseltmeyeceğimizi gösterdik” repliğiyle ayrıldı.

Demokratlar ise “Bu sadece bir oyun, boş bir siyasi oyun” demekle yetindi.

Bundan sonrası ise Başkan Yardımcısı Joseph Biden’in marifetine kaldı. Biden, parti liderleriyle yaptığı görüşmelerde uzlaşı sağlarsa yakında “siyasi oyunun parçası olmayan” gerçek bir oylama yapılacak ve 2 Ağustos öncesinde Amerika’nın borç limiti yükseltilecek.

Ama o zamana kadar bakalım Washington daha ne siyasi oyunlara sahne olacak?

Melek, meslek yaşamına yazılı basında başladı. Haftalık Barometre gazetesinde muhabir ve Management-Marketing sayfa editörü olarak çalıştıktan sonra 1990’lı yılların başında aynı gazetenin Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Meslek yaşamına kısa bir ara verip İngiliz Kraliyet bursuyla City University London’da gazetecilik eğitimi aldı. 1994 yılında Amerika’ya yerleşmeden önce Hürriyet gazetesinde çalıştı. Meslek yaşamına halen Internet, radyo ve televizyon yayıncılığı yapan Amerika’nın Sesi’nde devam ediyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Melek, yüksek lisans derecesini 2002 yılında tamamladığı George Washington Üniversitesi MBA programından aldı.

Ekonomide BRICS Baharı

Posted May 25th, 2011 at 12:09 pm (UTC-5)
Leave a comment

IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn’ın hakkındaki suçlamalar üzerine istifa etmesi sonrasında bu görevi kimin üstleneceği sorusu “eski dünya” liderleri ile yeni düzenin yıldızları arasında bir çeşit diplomatik “meydan muharebesine” neden oldu.

1946 yılında kuruluşundan bu yana Uluslararası Para Fonu (IMF) başkanlığına bir Avrupalının seçilmesi yazıya dökülmemiş bir centilmenlik anlaşmasının parçası. Bu anlaşma usülünce Dünya Bankası Başkanlığına da bir Amerikalı getiriliyor.

Ama Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve gruba son eklenen Güney Afrika (İngilizce adlarının başharfleriyle BRICS) artık bu düzenin pek de centilmence olmadığını açık açık dile getiriyor. “Ekonomide yeni güç biziz, artık bizim sözümüz ağırlık taşımalı,” diyor.

Avrupalıların sıkı sıkıya eski pozisyonlarını korumaya çalışması ise, tıpkı Ortadoğu ülkelerinde yaşanan Arap Baharı gibi, küresel ekonomide de “BRICS baharının” filizlerilerini güçlendiriyor.

Haksızlığa uğradığını düşünen BRICS üyeleri pankartlar açıp, yumruklarını sıkıp, sloganlar atıp duruma isyan etmiyor ama adaylığını resmen açıklayan Fransa Maliye Bakanı Christine Lagarde etrafında “tek ses-tek yürek” olan Avrupa’ya daha önce verdiği sözü hatırlatıyor.

2007 yılında Dominique Strauss-Kahn’ın IMF başkanlığına seçilmesi sırasında Avrupa ülkeleri üstü kapalı da olsa “Eh artık bu son, bir daha IMF’nin başına Avrupalı bir ismin gelmesi konusunda ısrarcı olmayacağız” vaadinde bulunmuşlardı.

BRICS üyeleri de şimdi bu centilmence verilmiş vaadi diplomatik yolla hatırlatıyor.

Bunun için de IMF’deki BRICS direktörleri daha önce hiç yapmadıkları biçimde ortak bir açıklama yayınlayıp “Bakın daha önce Strauss-Kahn’ın son Avrupalı başkan olacağını söylemiştiniz, ama şimdi hepiniz yine bir Avrupalının başkan seçilmesi için açıklamalar yapıyorsunuz. Milliyetine göre başkan seçmek fonun meşruluğunu zayıflatıyor,” uyarısında bulunuyor.

Altı maddelik isyan mektubunda IMF başkanlık seçimlerinin, siyaset diliyle yazarsam “adil ve serbest bir ortamda” yapılması çağrısı da yer alıyor.

Yani bir anlamda BRICS, “Beyler, yeter ama artık, ayıp oluyor!” uyarısı yapıyor.

Amerika ise bu iki hat arasında “kırmızı çizgilere basmamak” için çok dikkatli davranmaya çalışıyor.

Son yıllarda, IMF’de gelişmekte olan ülkelere daha fazla temsil ve oy hakkı verilmesi için büyük destek veren Amerika şimdi ne eski dostlarını kırmak istiyor, ne de ekonomik olarak giderek daha sıkı bağlar kurduğu yeni iş arkadaşlarını…

Ortadoğu’daki halk hareketlerinin ilk günlerinde olduğu gibi Amerika, bu işi, doğrudan ağırlığını koymadan, ilgili taraflar kendi aralarında halletsin istiyor.

Onun için de Maliye Bakanı Tim Geithner, hem Lagarde hem de Meksika Merkez Bankası Başkanı Agustin Carstens için “ikisi de güçlü aday” diyerek şimdiden ibreyi herhangi bir aday lehine oynatmaktan kaçınıyor.

Ama IMF başkanlığı BRICS ülkelerinin çektiği ilk isyan bayrağı değil.

Geçen ayın ortalarında Çin’in turistik Boao Adası’nda üçüncü liderler zirvesini yapan BRICS ülkeleri burada da mevcut düzenin artık devam ettirilemez olduğunu açıklamışlardı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Dünya Bankası, IMF ve Dünya Ticaret Örgütü’ndeki idari yapılanmanın yeni yükselen güçleri daha iyi temsil etmesi gerektiği, zirveden çıkan ortak açıklamanın ilk maddeleri arasındaydı.

Daha da önemlisi açıklamada uluslararası rezerv sisteminin değişmesi isteği yer alıyordu. IMF’nin yardım fonlarındaki döviz sepetinin kendi paralarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi de bir başka dikkate değer öneriydi.

Amerikan Doları’nın egemenliğine meydan okuyan BRICS’in bu doğrultudaki ilk somut adımı da artık üye ülkelerin kalkınma bankalarının birbirlerine Dolar üzerinden değil de BRICS para birimleri üzerinden kredi vermesi yönündeki anlaşması oldu.

BRICS Arap halkları gibi üç-beş ay içinde mevcut düzeni değiştiremeyebilir, hatta büyük ihtimalle bu sefer IMF başkanlığı konusunda istediğini alamayabilir ama üye ülkeler arasındaki çıkar birliğini tam olarak oluşturduğunda arzuladığı yeni dünya düzenine birkaç adım birden yaklaşmış olacak.

Tabii eğer yüksek enflasyonve aşırı hızlı büyümeden kaynaklanan sorunları kendi içlerinde sosyal patlamalara dönüşmezse…

Melek, meslek yaşamına yazılı basında başladı. Haftalık Barometre gazetesinde muhabir ve Management-Marketing sayfa editörü olarak çalıştıktan sonra 1990’lı yılların başında aynı gazetenin Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Meslek yaşamına kısa bir ara verip İngiliz Kraliyet bursuyla City University London’da gazetecilik eğitimi aldı. 1994 yılında Amerika’ya yerleşmeden önce Hürriyet gazetesinde çalıştı. Meslek yaşamına halen Internet, radyo ve televizyon yayıncılığı yapan Amerika’nın Sesi’nde devam ediyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Melek, yüksek lisans derecesini 2002 yılında tamamladığı George Washington Üniversitesi MBA programından aldı.

IMF mi? Strauss-Kahn mı? Tecavüz mü?

Posted May 15th, 2011 at 10:32 pm (UTC-5)
Leave a comment

IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn’ın bir otel görevlisine cinsel tecavüz girişiminde bulunduğu iddiasıyla New York havaalanında gözaltına alınması okyanusun iki yakasında şok dalgalarına yol açtı.

Fransızlar 2012 başkanlık seçimlerinde Sosyalist Parti’den aday olması beklenen Strauss-Kahn’ın, suçsuzluğu kanıtlansa dahi, artık bu yarışta yer almayacağını düşünmeye başladılar bile.

Bir kısım Fransızlar buna ulusal bir utanç konusu olarak bakarken, bir kısmı da Strauss-Kahn’a bir tuzak kurulmuş olabileceğine işaret ediyor.

Hatta bazıları Amerikalıların püriten ahlakçılıklarıyla bu işi biraz abartmış olabileceklerini bu yüzden de –kendi aralarında “şampanya sosyalisti” diye adlandırsalar da — Strauss-Kahn’ı hemen damgalamamak, siyasi kariyerini de yargısız infazla ipe çekmemek gerektiğini söylüyor.

Tartışma kısa süre sonra Fransa ile Amerika arasında kültürel bir “pot is calling the kettle black” yani “tencere dibin kara seninki benden kara” yarışmasına dönüşürse şaşırmamak gerek.

İşin doğrusu Fransız basını politikacıların özel hayatına karışmamak konusunda yıllardır net bir çizgiyi takip ediyor. (Konu taciz ve tecavüz olunca elbette durum farklı.) Buna karşın Amerikan basını politikacıların özel hayatını hallaç pamuğu gibi atmaya bayılıyor.

Bu yüzden de gün olmuyor ki gazeteler yeni bir skandalla çalkalanmasın. Hatta öyle ki, bazen kimin hangi skandala karıştığını bile akılda tutmak zor.

Ama yine de Bill Clinton’ı Monica Lewinsky ile ilişkisi; bu yüzden de onu koltuğundan etmeye çalışan dönemin Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich’in tam da o sıralarda bir Kongre çalışanı ile aynı durumda olduğunun ortaya çıkması seks skandallarına verilebilecek en “esaslısından” bir-iki örnek.

Aslında örnekleri daha da çoğaltmak mümkün: Havaalanı tuvaletlerinde uygunsuz davranışlara giren politikacılar, dağa yürüyüşe gidiyorum diyip de günlerce sevgilisiyle ortadan kaybolan eyalet yöneticileri, sevgilisi cinayete kurban gittiği için yok yere töhmet altında kalan Kongre üyeleri, evlilik dışı ilişkisi ortaya çıkınca sevgilisinin kocasına sus payı olarak usulsüz ödemeler yapan Senatörler…

Ne ararsanız var!

Skandallar sadece politikacılarla da sınırlı değil. Özel sektördeki yöneticiler de sık sık gazetelere malzeme oluyor. Şirketler yöneticilerinin, çoğunlukla da erkek çalışanlarının karıştığı seks skandalları yüzünden milyarlarca dolarlık tazminat davalarını kaybediyor.

Hatta bazen bu skandallar “Ay inanmıyorum!!” dedirtecek iddiaları bile içeriyor.

Mesela alın size, New York’taki bir hedge fonunu hedef alan seks skandalı… S.A.C. adlı fon için çalışan Çin asıllı Andrew Tong, patronu Jing Tiang’ın, kendisine zorla kadınlık hormonu verdiğini ve yine zorla kadın kıyafetleri giydirdiğini söyleyerek 2007 yılında cinsel taciz davası açmıştı. Davacı, patronunun kendisine agresif erkek davranışlarından sıyrılıp “daha itaatkar, daha dikkatli bir çalışan” olması için kadınlık hormon verdiğini iddia ediyordu.

Bundan daha tuhaf seks skandalı olur mu? Olmaz. Umarım da olmaz.

Peki Amerika’da neden bu kadar seks skandalı oluyor?

Amerika’da daha çok olmuyor, sadece Amerika’da tacize uğradığını düşünenler, bunu dile getirdiklerinde utandırılmayacaklarına, kendilerini daha da güç durumlara koymayacaklarına inandıkları için ortaya çıkabiliyor. Yani Amerika’da buzdağının görünen ucu neyse, buzdağının boyu da o… Yani en azından ona yakın…

Tacizin her türü yasak. Yasaklar konusunda da zorunlu bir “bilinçlendirme” çabası var.

Yasalar gereği her şirket, her federal daire yeni işe başlayan herkese “cinsel tacizi önleme” eğitimi veriyor.
Bu eğitim seminerlerinde çalışanlar hangi söz ve eylemlerin cinsel taciz olarak addedildiğini, başlarına böyle bir durum geldiğinde ne yapmaları gerektiğini öğreniyor. Yöneticiler de aynı eğitime tabi… Ama onlarınki biraz daha detaylı, mesela onlara çalışanlarından biri bu tür bir şikayetle kendisine geldiğinde atması gereken adımlar da öğretiliyor.

Hatta “Geçmiş zaman, ben o dersi aldım ama unutmuşum” bahanesine kimse sığınmasın diye, belirli aralıklarla da bu eğitimler tekrarlatılıyor.

Şirketler sadece bu eğitimle de yetinmiyor, bir de üstüne “cinsel taciz” sigortası alıyorlar. Böylelikle başlarına olmadık davalar açıldığında kurumun geleceğini tehlikeye atmaktan kurtuluyorlar.

Şimdi Fransızlar başı daha önce iki kez daha seks skandalı nedeniyle derde giren Dominique Strauss-Kahn yüzünden Amerikalıların püriten ahlakçılığına burun kıvırabilirler. Ama Fransa’daki cinsel tacizi önleme yasasının kapsam bakımından Amerikan yasalarından biraz daha dar olduğu söylenebilir. Fransız yasası sadece “amir ile memur” ya da “işveren ile işçi” arasındaki tacizi tanıyor, “aynı mevkide çalışanlar arasındaki” tacize değinmiyor. Dolayısıyla mağdurları koruma bakımından Amerikan yasasının gerisinde kalıyor.

Türkiye’de de yeni Borçlar Kanunu da patronları cinsel tacizi önlemekle yükümlü kılıyor. Ama şirketler bu konuda nasıl bir bilinçlendirme çalışması izliyor, merak ettim doğrusu — en az Dominique Strauss-Kahn’ın durumunu merak ettiğim kadar?

Melek, meslek yaşamına yazılı basında başladı. Haftalık Barometre gazetesinde muhabir ve Management-Marketing sayfa editörü olarak çalıştıktan sonra 1990’lı yılların başında aynı gazetenin Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Meslek yaşamına kısa bir ara verip İngiliz Kraliyet bursuyla City University London’da gazetecilik eğitimi aldı. 1994 yılında Amerika’ya yerleşmeden önce Hürriyet gazetesinde çalıştı. Meslek yaşamına halen Internet, radyo ve televizyon yayıncılığı yapan Amerika’nın Sesi’nde devam ediyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Melek, yüksek lisans derecesini 2002 yılında tamamladığı George Washington Üniversitesi MBA programından aldı.

Melek Çağlar

Melek, meslek yaşamına yazılı basında başladı. Haftalık Barometre gazetesinde muhabir ve Management-Marketing sayfa editörü olarak çalıştıktan sonra 1990’lı yılların başında aynı gazetenin Yazı İşleri Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı.

Meslek yaşamına kısa bir ara verip İngiliz Kraliyet bursuyla City University London’da gazetecilik eğitimi aldı. 1994 yılında Amerika’ya yerleşmeden önce Hürriyet gazetesinde çalıştı. Meslek yaşamına halen Internet, radyo ve televizyon yayıncılığı yapan Amerika’nın Sesi’nde devam ediyor.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Melek, yüksek lisans derecesini 2002 yılında tamamladığı George Washington Üniversitesi MBA programından aldı.

YENİ EKONOMİ HAKKINDA

Washington'da alınan siyasi kararları, New York'ta piyasalara yön veren hareketleri ve 50 eyalette sıradan insanların yaşadığı ekonomik gerçekleri ‘Yeni Ekonomi’ farklı bir bakış açısıyla okuyucularına sunuyor.

Yeni girişim ve girişimciler, hız kazanan trend'ler, uzman değerlendirmeleri, araştırmalar, sayısal veriler, kısacası Amerikan ekonomisinin performansına dair tüm sağlıklı bilgiler ‘Yeni Ekonomi’de.

‘Yeni Ekonomi’, ilgi duyanların takip etmekten sıkılmayacağı yeni ekonomik normların ‘yol haritasını’ çıkarıyor.

Yahoo! Ekonomi

Archives