Model 3, Tesla’yı Nereye Götürecek?

Posted July 31st, 2017 at 4:42 pm (UTC+0)
Leave a comment

https://gdb.voanews.com/466FEF8E-A8A3-48A5-B6E8-291A6FA1FB15.jpg

Ünlü elektrikli otomobil üreticisi Tesla, Model 3 adını verdiği son model otomobillerinin ilk dağıtımını 28 Temmuz’da tamamladı. Şirketin ürettiği son model olan Model 3’ün etiket fiyatı, 35 bin dolardan başlıyor. Bu fiyat, Tesla’nın daha önce ürettiği lüks otomobillerin yarı fiyatı. Bu da Model 3’ün daha geniş kitlelere erişmesi açısından büyük önem taşıyor.

https://gdb.voanews.com/44070A5C-7212-488A-AF9F-F0F82F694411.jpg

Tesla CEO’su Elon Musk, firmanın amacının hiçbir zaman pahalı otomobiller üretmek olmadığını, tam tersine herkesin satın alabileceği uygun fiyatlı aile otomobillerini yaygınlaştırmak olduğunu söylüyor. Ancak daha önceki modeller olan Model S ve SUV tipi Model X’in imalat ve teslimat aşamalarında bazı sorunlar yaşanması, sektör uzmanlarını kaygılandırıyor. Uzmanlar, Model S ve Model X’i satın alan zengin müşterilerin başka araçlara da sahip olduğunu, ancak daha uygun fiyatlı aile aracı Model 3 sahiplerinin beklentilerinin daha farklı olduğunu iddia ediyor. Model 3, sahiplerinin birincil aracı olacağı için sağlamlık ve yüksek kalite, tüketicilerin bir numaralı önceliği olacak. Bu nedenle yaşanacak en ufak bir aksaklık bile Model 3 sahiplerinin olumsuz düşünceler geliştirmesine neden olabilir.

https://gdb.voanews.com/49AE6072-C9DE-4B99-A8EE-A50C795C31B1.jpg

Tek şarjla yaklaşık 500 kilometre yol katedebilen Model 3’ü dünya çapında yaklaşık 500 bin müşteri sipariş etmişti. Bin dolarlık kapora ücretini ödeyen bu müşterilerin büyük çoğunluğu araçlarına kavuşmak için 2018‘in sonunu beklemek zorunda.

https://gdb.voanews.com/8A001015-414D-4E36-901F-1B804DCC18DE.jpg

Tesla’nın satışlarının artmasının gerek şirketin elde ettiği karın yükselmesinde, gerekse SUV yani arazi tipi araçlarla pikapların gelecekteki üretiminin hızlandırılmasında etkili olacağı düşünülüyor. Ancak Tesla’nın Model 3‘ünün firmanın karlılığını arttırması üzerinde ciddi bir etkisi olmayacağını düşünenler de var. Küresel motorlu araç satışlarına baktığımızda ise arazi tipi araçlarla pikap ve kamyonet satışlarının arttığını görüyoruz. Bu trendleri yakından izleyen firmalar, çevre bilinci yüksek tüketicilere bu araçların elektrikli versiyonlarını sunmak için gece gündüz demeden çalışıyor. Bu firmalardan biri, Audi. Tesla ise daha küçük imalat kapasitesine sahip. Bu da firmanın imalat takvimine sadık kalamaması ya da kısıtlı servis ağında aksaklıklar yaşanması durumunda satışların azalmasına neden olabilir. Bir başka etkense Amerikan Hükümeti’nin elektrikli araç satın alanlara uyguladığı vergi indirimi üzerindeki kısıtlamalar. Vergi indirimi uygulaması, bir otomotiv şirketinin 200 bin adet elektrikli araç satmasının ardından sona eriyor. Bu da 2008‘den beri 126 binden fazla araç satışı yapan Tesla’dan Model 3 satın alan herkesin vergi indiriminden yararlanamayacak olması anlamına geliyor.

https://gdb.voanews.com/A67B61B3-5DFA-48A5-83ED-8B64A092DEDE.jpg

Kısa süre önce Twitter hesabı üzerinden ”Önümüzdeki en az altı ay boyunca cehennem gibi bir imalat dönemi geçirmeyi bekliyoruz” şeklinde bir mesaj paylaşan Elon Musk, Tesla’nın önümüzdeki yıl 500 bin araç üretmeyi hedeflediğini söylüyor. Bu da firmanın nihayet kara geçebileceği anlamına geliyor. 2010’da halka açılalı beri sadece iki çeyrekte kar yapabilen Tesla’nın imalat kapasitesi, Toyota gibi geçen yıl 10 milyon araç imal eden firmalara kıyasla yine de çok kısıtlı kalıyor. Ancak şurası kesin: Kar yapsın ya da yapmasın, elektrikli otomobilleri küresel tüketicilerin radarına almasına en fazla ön ayak olan otomotiv şirketi, kuşkusuz ki Elon Musk’ın büyük ideallerle bugünlere getirdiği Tesla.

Teknolojinin Çehresi Hızla Değişiyor

Posted March 6th, 2017 at 8:27 pm (UTC+0)
Leave a comment

İspanya’nın Barcelona kentinde kısa süre önce düzenlenen Mobil Teknoloji Dünya Kongresi MWC’de çok sayıda teknoloji şirketinin yakın gelecekte gündelik hayatı değiştirecek yeni buluşları tanıtıldı. Aygıtları internete ve birbirine bağlayan ”Nesnelerin İnterneti” kavramı ve olağanüstü hızlı 5G yani beşinci nesil mobil teknolojisi, kongreye damgasını vuran yenilikler arasındaydı.

Barcelona’daki teknoloji kongresi bir anlamda geleceğe açılan kapıyı araladı ve pek yakında ne gibi yeni sürprizlerle karşılaşacağımıza dair ipuçları sundu.

Kongrede tanıtılan yeniliklerden biri, Pibo adlı robottu. Mobil bağlantılı robot, aile fertlerinin birbiriyle iletişim kurmasına ve dijital çağda duygularını ifade etmesine yarıyor.

Bir uygulamayla akıllı telefonunuza bağlanan elektronik diş fırçası ise dişlerinizi yeteri kadar fırçalayıp fırçalamadığınızı belirliyor.

Amerikan teknoloji devleri General Electric ve AT&T ise kongrede 4G mobil ağına bağlı kameralar, sensörler ve mikrofonlarla donatılmış sokak lambalarını tanıttı. California eyaletinin San Diego kenti sokaklarında kullanılmaya başlanacak üç binden fazla lamba, trafik analizi de yapacak. AT&T firmasının üretimden sorumlu müdürü Trey Winter, akıllı sokak lambalarının sürücülerin adeta baş belası olan araç parkına yönelik akıllı çözümler, hava kirliliği ölçümü ve hava durumu tahmini gibi özelliklere de sahip olacağını söyledi.

Teknolojik gelişme deyince bu yıl herkesin ilk aklına gelen konuların başındaysa yıldırım hızına sahip 5G mobil bağlantısı var. 5G bağlantı, neredeyse sıfır gecikmeyle içerik indirme ve yüklemeye olağanüstü hız kazandıracak. Bazı uzmanlar buna ‘gerçek zaman bağlantısı’ diyor. Buna verilen en çarpıcı örneklerden biri, bir ülkedeki cerrahın, bir başka ülkedeki ameliyathanede bulunan robot el ve kolları kullanarak ameliyat yapma olanağı.

Kongrede Afrika kıtasının bazı sorunlarına da birçok çözüm önerisi getirildi. Mobil teknoloji, birçok Afrika ülkesinin ekonomisini hızla değiştiriyor. Örneğin Eneza adlı eğitim şirketi, temel mobil teknolojiyi kullanarak çok sayıda Afrikalı öğrenciye eğitim imkanı sağlıyor. Sanal dersliklerde iki milyon öğrenci eğitim görüyor. Öğrencilerin aldıkları notlar yükseldikçe ailelerinin mobil telefon data kotaları da arttırılıyor. Aileler, haftada on sentlik abonelik sayesinde çocuklarının ihtiyacı olan tüm müfredat içeriğine erişme kolaylığına sahip. Mobil teknoloji, sekiz yaşından itibaren birçok çocuğun ayağına eğitim imkanı götürmenin en kolay ve maliyeti düşük yolu. Danışmanlık firması McKinsey’ye göre 2025 yılına kadar Afrika’da Sahra Çölü’nün güneyinda kalan ülkelerde yaşayan bir milyar insanın yarısı internet erişimine, üçte ikisi ise akıllı telefonlara kavuşacak.

 

 

Alışverişin Geleceğini de Teknoloji Belirliyor

Posted January 25th, 2017 at 6:48 pm (UTC+0)
Leave a comment

Amerikan Ulusal Perakendeciler Federasyonu’nun yıllık fuarı, çok sayıda katılımcı ve ziyaretçiyle geçtiğimiz hafta New York’ta yapıldı. Perakendecilerin özellikle son yıllarda tüketicinin online alışverişe yönelmesiyle ciddi kayıplar yaşadığı, herkes tarafından bilinen bir gerçek. Perakendeciler de bu sorunun çözümünü, yani çareyi teknolojide arıyor.

knitting printing

New York’ta düzenlenen perakende fuarının en çok ilgi çeken öğelerinden biri, Japon firması Shima Seiki’nin ürettiği Mac 2XS adlı yazıcıydı. 3 metre genişliğinde, bir metre 37 santimetre yüksekliğindeki yazıcı, fuardaki bir gösteri sırasında bir süveter ‘bastı.’ Üretici firma Shima Seiki, yazıcının süveteri örmediğinin, bunun yerine bastığının altını çizerek söylüyor. Bunun nedeni, Mach 2XS yazıcısı sayesinde süveterin 45 dakika gibi son derece kısa bir süre içinde müşterinin istediği renkte, istediği stilde, bedenine uygun biçimde bir süvetere kavuşuyor olması.

Teknoloji ve özellikle de 3 boyutlu yazıcılar, perakendecilerin günümüzde karşı karşıya kaldıkları birçok soruna çare olacak gibi görünüyor. Yani diyebiliriz ki perakendecilerin tüketici teknolojisine yatırım yapmaları kısa, orta ve uzun vadede son derece etkili sonuçlar verebilir. Örneğin Mach 2XS yazıcısına sahip bir mağaza, müşterilerine, bir saatten kısa süre içinde istedikleri kıyafetleri hazırlayabilir. Bu da 13-21 yaş arası gençlerin yüzde 67’sinin, akıllı telefonlar ve mobil cihazlar devrinde büyümelerine rağmen hala online yerine mağaza alışverişini tercih ettiklerini gösteren kamuoyu yoklamaları sonuçlarını gören birçok perakendeciyi umutlandırıyor.

AR

Perakendecilerin son zamanlarda ilgi gösterdiği teknolojilerden biri de kısaca AR olarak bilinen augmented reality yani arttırılmış gerçeklik. Merkezi Londra’da bulunan arttırılmış gerçeklik firması Ads Reality, fuarda boy gösteren şirketlerden biriydi. Şirket, fuarda, mağazaların dev vitrinlerini ekrana çevirecek bir proje sundu. AR Window adlı proje, alışveriş merkezlerindeki mağazaların camlarında, süper kahramanların ya da popüler video oyunlarının tanınmış karakterlerinin yansımasını sunuyor. Müşteriler, dev ekrana çevrilen mağaza vitrinlerindeki bu yansımaları merakla izliyor ve ister istemez mağazalara yöneliyor.

Augmented Reality

Fuarda ayrıca müşteri hizmetleri sunan robotlar da tanıtıldı. Robotları üreten New York merkezli Autonomous şirketi, mağazalarda kişiye özel müşteri hizmeti sunabilmek için robotlardan yararlanılabileceğini söylüyor. Robotlar, müşteri kaydından, müşterinin alışveriş alışkanlıklarını, son bir yıl içinde satın aldığı ürünleri çıkarıyor ve bu kayıtlara dayanarak kişiye özel önerilerde bulunuyor. Autonomous şirketi yetkilileri, özellikle yapı malzemeleri satılan çok büyük mağazalarda müşterilerin aradıklarını bulmakta zorlandıklarını, robotların bu aşamada devreye girerek müşterilere yardımcı olacağını söylüyor.

robot

robot customer service

‘Yaşlı’ Astronot Rekora Doymuyor

Posted November 21st, 2016 at 4:36 pm (UTC+0)
Leave a comment

Peggy Whitson

NASA’nın en deneyimli astronotlarından biri olan 56 yaşındaki Peggy Whitson,  Rusya Uzay Dairesi’ne ait Kazakistan’daki Baykonur Uzay Üssü’nden 17 Kasım’da fırlatılan Soyuz uzay aracıyla, Rus ve Fransız meslektaşlarıyla birlikte yaptığı iki günlük uzay yolculuğundan sonra Uluslararası Uzay İstasyonu’na başarıyla ulaştı. Whitson’un kısa süre sonra 57’inci yaşgününü kutlayacak ve yakın zamanda da Dünya’dan 400 kilometre uzaklıktaki Uluslararası Uzay İstasyonu’nun komutasını Amerikalı astronot Shane Kimbrough’dan alacak olması, birçoklarının aklına ‘Peki Peggy Whitson uzaya gitmek için çok yaşlı değil mi?’ sorusunu getiriyor.

Aslında altı ay sürecek bu son misyon, Peggy Whitson’un uzaya ilk gidişi değil. Biyokimya uzmanı olan Whitson, daha önce de 2002 ve 2007’de Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev yapmış ve bu iki misyonla birlikte uzayda geçirdiği gün sayısını 400’ün üzerine çıkarmıştı. Bu misyonları sırasında toplam altı kez Uzay İstasyonu dışına çıkan Whitson, uzayda şimdiye kadar geçirdiği sürenin toplam 39 saatini istasyon dışında, ‘uzay yürüyüşü’nde geçirdi. İşte tüm bu veriler, Whitson’un ne kadar deneyimli bir astronot ve daha da önemlisi deneyimli bir bilim kadını olduğunu ortaya koyuyor.

Fransız Thomas Pesquet, Rus Oleg Novitski ve Amerikalı Peggy Whitson'ı uzaya götüren Soyuz aracı 17 Kasım'da fırlatıldı

Fransız Thomas Pesquet, Rus Oleg Novitski ve Amerikalı Peggy Whitson’ı uzaya götüren Soyuz aracı 17 Kasım’da fırlatıldı

Whitson’un Uluslararası Uzay İstasyonu’na yaptığı bu son uçuş ve burada geçireceği altı ay, daha önce uzaya 55 yaş üzerinde hiçbir kadın astronotun gitmemiş olması açısından önemli çünkü Whitson, fiziksel açıdan kusursuzluğu şart kılan astronotluk gibi bir meslekte yaş bariyerini adeta yıkıyor. Bu arada hemen belirtmek gerekir ki bazı çevrelere göre Peggy Whitson’un Iowa gibi Amerika’nın en kırsal eyaletlerinden birinde doğup büyümüş olması,  bugüne kadar elde ettiği başarıların önemini daha da arttırıyor. Whitson, istasyonda kaldığı süre içinde başta yerçekimsiz ortamın yaşlanma süreci üzerindeki etkileri olmak üzere birçok konuda bilimsel çalışmalara imza atacak.

Peggy Whitson, uzaya giden en yaşlı kadın unvanını daha uzun süre koruyacağa benziyor. ‘Peki uzaya giden en yaşlı erkek kimdi?’ sorusunu soranlara da hemen şu bilgileri vereyim: 1921 doğumlu pilot, havacı, mühendis, astronot ve senatör John Glenn, son kez 1988’de, 77 yaşında NASA’ya ait Discovery aracıyla uzaya gitmiş ve uzayda dokuz gün geçirmişti. John Glenn, yerçekimsiz ortamın yaşlı bedenler üzerindeki etkilerini araştırmada denek olduğunu söylemişti.

İstihdamda Ayrımcılığa Teknolojik Çare

Posted October 26th, 2016 at 8:44 pm (UTC+0)
Leave a comment

Amerika’da federal yasalar, işverenlerin ırk, cinsiyet ve yaşa bağlı olarak iş başvurusunda bulunanlar arasında ayrımcılık yapmasını yasaklıyor. Ancak kasıtlı olmayan bazı önyargıların yine de eleman seçimini etkilediği gözleniyor. Genç bir kadın ise tasarladığı uygulamayla istihdamda fırsat eşitliği yaratmaya çalışıyor.

http://blendoor.com

”13 yaşında kodlama öğrendim. Stanford Üniversitesi’nde yazılım mühendisliği okudum. Microsoft’ta 5 yıl çalıştım, MIT’de lisansüstü eğitimimi tamamladım” diyen bilgisayar mühendisi Stephanie Lampkin, teknolojiye olan ilgisinin, bilgisayar mühendisi olan teyzesinden kaynaklandığını söylüyor. Lampkin’e göre akademi ya da iş hayatında yüksek başarı elde eden birçok siyah, Latin kökenli ya da diğer azınlık gruplara mensup gençler, ‘impostor’ yani ‘sahtekarlık’ sendromundan muzdarip olabiliyor. Sahtekarlık sendromu, gerçekten başarılı kişilerin bu başarıyı hak etmedikleri hissine kapılmalarıyla ortaya çıkıyor. Kişi, en prestijli eğitim kurumlarından derecelerini hak ederek, bileğinin hakkıyla alsa da ‘Acaba ben bir sahtekar mıyım? Hile yaparak mı buralara geldim?’ diye başarısını sorgulamaya başlıyor ve iş dünyasına atılmaya çalışırken ayrımcılığa uğradığında bunu ‘normal’ kabul ediyor. Lampkin, impostor sendromunu en çok azınlıkların yaşadığına dikkat çekiyor ve bu kişilerin bu durumu, istihdamda ayrımcılığa uğradıklarında normal karşılamalarına neden olduğunu belirtiyor.

 

Stephanie Lampkin de iş dünyasına girmeye çalıştığı yıllarda aynı deneyimle karşılaştığını anlatıyor:

”Büyük bir teknoloji şirketinde üst düzey analistlik için iş görüşmesi yapmıştım. Görüşmenin son turlarının çok iyi gittiğini düşünürken bir yetkili geldi ve benim teknik yeterliliğe sahip olmadığını, satış ve pazarlamaya daha uygun olduğumu söyledi. O anda aklıma bir fikir gelmişti.”

Lampkin’in aklına gelen fikir, Blendoor uygulamasını yaratmaktı. Uygulama, iş arayanların isim, yaş ve fotoğraflarını gizlemelerini sağlıyor. Böylelikle şirketler, başvuruda bulunan elemanın beyaz mı ya da siyah mı olduğu, ya da erkek veya kadın olup olmadığı konusunda hiçbir fikir sahibi olamıyor. Bu da herkese eşit rekabet ortamı sunuyor. Elemanlar, ekranı sağa kaydırarak başvuruda bulunuyor. İşverenler de ilgilendikleri müstakbel elemanları belirliyor.

Stephanie Lampkin, iş başvurusu aşamasının kendisini en çok üzen tarafını şöyle anlatıyor: ”İnsanı en çok hayal kırıklığına uğratan mesele, şirketlerin iş gücüne çeşitlilik katmak için çok çabaladıklarını söylemeleri ancak bunun gerçekleşmemesi. Şirketler bunu azınlıkların yeterli derecede başvuru yapmamalarına bağlıyor. Ancak birçok elemanın başvuru aşamasından öteye geçemediğini biliyorum.”

Bu konuda bir araştırmak yapmak için kolları sıvayan Ulusal Ekonomik Araştırma Dairesi’nden uzmanlar, Boston ve Chicago’da açılan iş ilanlarına başvurular gönderdi. Araştırmaya göre işverenler, beyaz Amerikalı isimlerine, kulağa siyah ismi gibi gelenlerden yüzde 50 daha fazla rağbet gösterdi. Yani örneğin başvuru formunda ‘Jamal’ ya da ‘Kamilah’ gibi, kişinin siyah olduğunu çağrıştıran isimlere sahip kişiler, ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar daha başvuru aşamasında şanslarını kaybediyor ve işlerini, adı kulağa ‘beyaz’ gelen ‘James’ ya da ‘Kerry’ye kaptırıyor.

Lampkin, Blendoor uygulamasıyla birlikte kendisi gibi elemanların eşit olarak değerlendirildikleri bir platforma kavuşmalarından çok memnun: ”Sistem böyle işlemeli. Silikon Vadisi ve diğer sektörler elemanlarını başarıya göre işe almakla övünüyorlarsa o zaman iş gücü homojen bir görünüme sahip olmamalı.”

Blendoor uygulaması, iş gücünün çehresini değiştirmeyi ve çeşitlendirmeyi amaçlıyor.

Uganda’dan Bir İlk: Güneş Enerjili Otobüs

Posted July 29th, 2016 at 6:26 am (UTC+0)
Leave a comment
FullSizeRender(6)
Ugandalı mühendisler tarafından geliştirilen güneş enerjili otobüs, Afrika kıtası için bir ilk. Kiira Motors şirketi tarafından üretilen elektrikli otobüs, kısa süre önce Uganda’nın başkenti Kampala’da bir stadyumda halka tanıtıldı.

Enerjisini üzerindeki güneş panellerinden alan otobüsün marka adı, Kayoola.

FullSizeRender(5)

35 yolcu kapasiteli otobüsün tasarımcıları, otobüsün Afrika kıtasında kullanılmaya başlanan güneş enerjili ilk toplu taşıma aracı olmasını umuyor.

Kayoola projesinin baş mühendisi Mario Obuwa, elektrikli motora sahip otobüsün tamamen sessiz olduğunu söylüyor.

FullSizeRender(3)

Projenin Başmühendisi Mario Obuwa

Otobüs, elektrikli araçlarda kullanılan cer motoruyla çalışıyor. Bu motora bataryayla enerji sağlanıyor. Otobüsün üzerindeki güneş panellerine bağlı olan bataryalar motora güç veriyor. Tam şarjlı motor 80 kilometre yol katedebiliyor. Motorun şarjı bittiğindeyse güneş panelleri devreye giriyor ve otobüsün birkaç kilometre daha ilerlemesini sağlıyor.

FullSizeRender(2)

Kayoola otobüsü güneş enerjisi kullanılarak ya da elektrik enerjisi kaynağına bağlanarak yeniden şarj ediliyor. En güzeli de bu otobüsün hiç sera gazı salımı yapmaması.

Mühendis Mario Obuwa, otobüsün her sisteminin yeşil enerjiyle çalıştığını söylüyor. Tüm dünyanın gelecekte yenilenebilir ve sürdürülebilir yeşil enerjiye döneceğini belirten uzman, Uganda’nın şimdiden bu adımı atmak için yola çıktığını belirtiyor.Yüzde yüz yenilenebilir güneş ışığıyla çalışan araç, benzin kullanmadığı için de büyük oranda tasarruf sağlıyor.

Otobüsün üzerinde kullanılan güneş panelleri

Otobüsün üzerinde kullanılan güneş panelleri

Kayoola otobüsünün teknik ekibinin sorumlusu Musa Kalule Waswa ise güneş enerjili otobüsün diğer otobüsler kadar güçlü olduğunu söylüyor.

Waswa, Kayoola ve diğer otobüsler arasındaki farkın, Kayoola’nın yakıt yerine batarya kullanması olduğunu, ancak hızlanırken Kayoola’nın gücünün yakıtla işleyen diğer otobüslerden farkı olmadığını kaydediyor.

Ugandalı yetkililer, güneş enerjili Kayoola’nın başkent Kampala’nın trafik sorununa çözüm getirebileceği görüşünde.

Bir yetkili, ellerinde ne kadar çok seçenek olursa trafik sorununun da o derece kolay çözülebileceğini söylüyor.

FullSizeRender

Prototip otobüsün fiyatı şu anda 140 bin dolar civarında. Bu modelin seri üretime geçmesi durumunda fiyatın 55 bin dolara düşmesi bekleniyor.

Sağlık Tablonuz Artık Bileğinizde Takılı

Posted June 1st, 2016 at 11:51 am (UTC+0)
Leave a comment

Giyilebilen ölçüm aletleri, adımlarınızı sayıp tansiyonun ve nabzınızı ölçtüğü gibi artık laktik asit miktarını da ölçüyor. Laktik asit seviyesinin yüksek olması, kalbin yeterince iyi çalışmadığının göstergesi sayılıyor

Piyasadaki giyilebilir ve takılabilir teknoloji ürünlerinin sayısı giderek artıyor. Fitbit adım sayarken Omron tansiyon ölçüyor, Hexoskin’in biyometrik t-shirtleri ise kalp atışlarını izliyor, nabız sayıyor ve kaç kalori yaktığınızı belirliyor.

Tüm bu verileri akıllı telefonunuzdan takip etmeniz mümkün.

California Üniversitesi’nin San Diego’daki yerleşkesinde bulunan Takılabilir Sensör Merkezi’nden nano-teknoloji ve elektrik mühendisleri bu teknolojiyi öyle ilerletti ki, artık insan bedenindeki kimyasal madde miktarlarını takılabilir teknolojik cihazlarla ölçmek mümkün.

Uzmanlar, insan bedenindeki laktik asit miktarını ölçen Chem-Phys bandı adını verdikleri bir cihaz da geliştirdi.

Yoğun egzersizden sonra kaslarda biriken kimyasal maddeye laktat ya da laktik asit deniyor. Ağırlık kaldırırken oluşan yanma hissinin kaynağı da yine laktik asit.

Laktik asit aynı zamanda kalp sağlığını ölçmede kullanılan önemli bir belirleyici.

Vücutta çok fazla laktik asit birikmesi, ölüme kadar gidebilen hasara yol açabiliyor.

Uzmanlar, laktik asit miktarını belirlemek için deri yüzeyine yapıştırılan, kredi kartından daha küçük bir bant geliştirdi.

Cihazın üzerinde iki sensör bulunuyor. Bunlardan biri kalbin elektriksel faaliyetlerini izleyen EKG.

Diğer sensör ise laktik asit seviyesini ölçüyor. Veriler, bluetooth bağlantısıyla akıllı telefona iletiliyor.

İnsan bedeni, kasların çalışması için gereken yeterli oksijenden mahrum kalmadıkça laktik asit üretmiyor. Laktik asit seviyeleri ve kalp arasındaki ilişki, bu nedenle önemli.

Laktik asit seviyesinin yüksek olması, kalbin yeterince iyi çalışmadığının bir göstergesi olabilir.

Uzmanlar, cihazın performanslarını geliştirmek isteyen sporcular için de yararlı uygulamalar içerdiğini söylüyor.

Nabız, kandaki oksijen seviyesi ve laktik asit üretimi arasındaki ilişkiyi izlemek, sporcuların kondisyon seviyesini belirlemek ve performansı geliştirmek için neler yapılabileceğini saptamak açısından da faydalı.

Banda sadece laktik asit değil, magnezyum ve potasyum seviyelerini ölçebilen sensörler de eklenmesi planlanıyor.

San Diego’daki California Üniversitesi Jacobs Mühendislik Fakültesi’nden Patrick Mercier, araştırmalarının amaçlarından birinin gün boyunca kimyasal, fiziksel ve elektro-fizyolojik sinyalleri aynı anda taramadan geçiren takılabilir bir cihaz geliştirmek olduğunu söylüyor.

Bu sinyallerin anında doktora ya da spor antrenörüne iletilmesi de mümkün olabilir.

Apple’dan Yeni Sürprizler

Posted March 22nd, 2016 at 1:36 pm (UTC+0)
Leave a comment

Apple’ın uzun zamandır merakla beklenen yeni ürün tanıtımı nihayet yapıldı. Yeni iPhone SE, yeni iPad ve yeni iOS, Apple’ın en çok ilgi çeken sürprizleri oldu.

Şirketin CEO’su Tim Cook, yeni ürünlerin tanıtımına başlamadan önce Apple ile Amerikan Hükümeti arasındaki hukuk savaşına değindi. Hatırlayacaksınız, Amerikan Hükümeti, San Bernardino saldırısını düzenleyen çiftin kullandığı iPhone C telefonun şifresini bulmak için Apple’ın işbirliği yapmasını istiyor. Apple ise ‘arka kapı’ olarak tanımlanan böylesi bir yazılımın sadece tek sefer kullanılmayacağını, amacını aşarak sömürüleceğini, dolayısıyla hükümetin Apple müşterilerinin mahremiyet hakkını ihlal edeceğini savunuyor.

‘Bu cihazın incelenmesine izin vermiyorum’

Tim Cook, ”iPhone’u sizler, yani müşterilerimiz için ürettik. Telefonunuzun sizin için son derece şahsi bir eşya olduğunu biliyoruz. Ülke olarak hükümetin kişisel bilgilerimiz ve mahremiyetimiz üzerinde ne kadar hakimiyeti olacağına karar vermemiz gerekiyor” şeklinde konuştu. Amerika’da her meslek grubunun Apple’a büyük destek verdiğini belirten CEO Cook, daha sonra mikrofonu Apple’ın çevreden sorumlu başkan yardımcısı Lisa Jackson’a devretti.

Apple’ın yüzde 93 oranında yenilenebilir enerjiyle işleyen bir şirket olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Lisa Jackson, şirketin iki yıl önceki amacının sadece mağazalarında ve diğer tesislerinde yenilenebilir enerjiye geçmek olduğunu hatırlattı.

Jackson, Apple’ın kullanacağı yeni robotu tanıttı. Liam adı verilen robot, iPhone’u parçalarına ayırıyor. Daha sonra bu parçaların ya da maddelerin başka cihazlarda ya da farklı şekillerde kullanılıp kullanılamayacağına karar veriliyor.

Çevre sorumlusu Lisa Jackson’dan sonra sahneye şirketin COO’su Jeff Williams çıktı. Williams, sağlık hizmetleri uygulamaları geliştirmede kullanılacak, yazılım kodu açık platform CareKit’i tanıttı.

Lansman, daha sonra herkesin beklediği yeni ürünlerin tanıtımıyla sürdü.

Kol saati iWatch’ın fiyatı 299 dolara düşerken koleksiyona iki yeni renk daha katıldı. Apple TV ise Siri uygulamasının ve dikte ettirme özelliğinin eklenmesiyle yenilendi.

Lansman, daha küçük boyuttaki yeni iPhone’un tanıtımıyla sürdü. 4 inçlik SE modeli, küçük olmasına rağmen iPhone 6S kadar güçlü. Apple’a göre iPhone’da boyutları küçültmenin nedeni, müşterilerden gelen talep. Çok sayıda akıllı telefon kullanıcısı, daha küçük cihazları tercih ediyor. 31 Mart’ta satışa sunulacak olan iPhone SE’nin fiyatı, 399 dolardan başlıyor, yani 16 GB iPhone SE, 399 dolardan satılacak.

Apple ayrıca yeni işletim sistemi iOS 9.3’ü de tanıttı. Şirketin açıklamasına göre iOS 9.3, birçok yeniliği beraberinde getirecek. Bunlardan biri, ‘gece vardiyası.’ Gece vardiyası uygulaması, gündüz saatlerinden gece saatlerine geçerken telefonun ekran renklerini daha ılık tonlara kaydırıyor. Şirket, akıllı telefonların yaydığı soğuk renklerin uyku üzerindeki olumsuz etkilerine ilişkin araştırmalar üzerine böyle bir uygulama geliştirmiş.

Lansmanda son olarak yeni iPad Pro’nun tanıtımı yer aldı. Yeni iPad Pro, 9,7 inçlik ekranıyla daha küçük boyutlara sahip. Apple, dizüstü bilgisayarı eskiyenlerin bilgisayarlarını yenilemek yerine kendilerine birer iPad almasını sağlamaya çalışıyor. Apple Mağazaları Direktörü Phil Schiller’a göre tüm dünyada beş yaş ve üzerinde 600 milyon PC kullanılıyor.

Fiyatı 599 dolardan başlayacak yeni iPad Pro’lar 31 Mart’tan itibaren mağazalarda yerini alacak.

 

 

‘Uzayda Bir Yıl’ Sona Ererken

Posted February 26th, 2016 at 2:30 pm (UTC+0)
Leave a comment

Uluslararası Uzay İstasyonu’nda ilk kez bir yıla yakın süre kalan ikili, Amerikalı astronot Scott Kelly ve Rus kozmonot Mihail Kornienko, Salı günü Dünya’ya dönmeye hazırlanıyor. Kelly, Kornienko ve Rus kozmonot Sergey Volkov, Soyuz uzay aracıyla 1 Mart’ta Kazakistan’daki Baykonur Uzay Üssü’ne inecek.

Scott Kelly uzayda çiçek de yetiştirdi

Uzayda bir yıl geçirerek sayısız bilimsel deney yapan Scott Kelly’nin tek yumurta ikizi olan bir kardeşinin olması, hem de bu kardeşin de astronot olması, NASA’ya eşi benzeri bulunmaz bir fırsat sundu. Scott Kelly bazı deneyleri uzayda kendi üzerinde yaparken aynı deneyler, Dünya’daki ikizi Mark Kelly üzerinde yapıldı. Amaç, uzayda uzun süre kalmanın insan bedeni üzerindeki etkilerini anlayabilmek. Örneğin yerçekimsiz ortamda uzun süre kalmak kas ve kemik yoğunluğunu azaltıyor, insan bedenindeki sıvıların yer değiştirmesi ve farklı noktalarda yoğunlaşması nedeniyle özellikle görme duyusu üzerinde olumsuz etkilere yol açıyor. Tüm bu çalışmalar uzun vadede Mars’a yolculuk hazırlıklarının temelini oluşturuyor çünkü uzayda uzun bir yolculuğa çıkmadan önce en temel fiziksel sorunlara çözüm bulunması gerekiyor.

Uzayda 334 gün geçirdikten sonra Dünya’ya dönecek olan Scott Kelly, bunca zaman yerçekimsiz ortamda yaşamasına rağmen kendini çok iyi hissettiğini, ancak en çok özlediği şeyin musluktan akan su olduğunu söylüyor. Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki astronot ve kozmonotların su kaynağı, filtreden geçirerek geri dönüştürdükleri kendi idrarları. Kelly’nin evine döner dönmez ve doktorları yeşil ışık yakar yakmaz yapmak istediği ilk şeyin havuza atlamak olması, bu yüzden şaşırtıcı değil.

Sosyal medyada çok sayıda takipçisi olan Scott Kelly, uzay istasyonundan çektiği fotoğrafları sosyal medya hesaplarında paylaşıyordu

Scott Kelly, uzayda bir yıla yakın süre kalmanın psikolojik olarak kendisini etkilemediğini, ancak ailesiyle fiziksel yakınlığı çok özlediğini söylüyor. Kelly, Dünya’daki yakınlarıyla bir yıla yakın süre zaman geçiremeyecek olmanın misyona başladığı ilk günlerde kendisini zorladığını da eklemeden edemiyor.

Scott Kelly uzay yürüyüşü sırasında selfie çekmeyi de ihmal etmedi

Hem NASA’nın hem de Rus uzay dairesi Roskozmos’un ‘uzayda bir yıl’ projesi gerçekleştirmesinin amacı, Mars’a yolculuk gibi uzayın derinliklerine inen misyonlara hazırlık için veri toplamak. Dünya’ya döndükten sonra Scott Kelly’den toplanan fiziksel veriler, ikiz kardeşi emekli NASA astronotu Mark Kelly’den alınan verilerle karşılaştırılacak.

Scott Kelly (solda) ve ikiz kardeşi emekli astronot Mark Kelly

Periyodik Tabloda Eksik Kalmadı

Posted January 7th, 2016 at 1:31 pm (UTC+0)
Leave a comment

Hepimiz lise kimya dersinden hatırlarız: metaller, ametaller, asal gazlar… Şimdiyse kimya öğrencilerinin periyodik tabloda ezberleyecekleri element sayısı daha da arttı çünkü periyodik tablonun en alt sırası, en sonunda tamamlandı.

Kimya biliminin dünyadaki en yetkin kurumu Uluslararası Temel ve Uygulamalı Kimya Birliği, henüz resmi olarak adlandırılmayan Element 113, Element 115, Element 117 ve Element 118’in Periyodik Tablo’ya eklendiğini açıkladı.

Yeni eklenen elementler, yedinci ve son sırasını tamamladıkları tabloya da simetri kazandırmış oldu.

periodic table

Uluslararası Temel ve Uygulamalı Kimya Birliği’nin İnorganik Kimya Bölümü Başkanı Profesör Jan Reedijk, kimya çevrelerinin tablonun yedinci ve son sırasının da eksiksiz olarak tamamlanmasından ötürü son derece heyecanlı olduğunu söyledi.

115, 117 ve 118 numaralı yeni elementler Rusya’daki Dubna Nükleer Araştırma Enstitüsü ve Amerika’nın California eyaletinde California Üniversitesi bünyesindeki Lawrence Livermore Ulusal Laboratuarı’nın ortak çalışmaları sonucu elde edildi. 113 numaralı elementin kaşifi ise Japonya’daki Riken Enstitüsü’ndeki kimya uzmanları. Nobel Kimya Ödülü sahibi ünlü Japon kimya uzmanı Ryoji Noyori, bu keşiflerin değerinin bilim dünyası için Olimpiyat altınından bile daha büyük olduğunu söyledi.

Amerikan, Japon ve Rus ekipler tarafından keşfedilen bu elementlere doğada rastlanmıyor. İnsan yapımı olan bu yapay elementler daha hafif ve küçük atom çekirdeklerinin birbirleriyle çarpıştırılması ve bunun sonucunda ortaya çıkan radyoaktif elementlerin yok olma sürecinin izlenmesiyle ortaya çıkıyor. Periyodik Tablo’nun en altında yer alan sıradaki diğer aşırı ağır elementler gibi şimdilik ununtryum (Uut), ununpentyum (Uup), ununseptyum (Uus) ve ununoktyum (Uuo) olarak adlandırılan yeni elementler de ortaya çıktıktan sadece birkaç saniye sonra başka bir elemente dönüşüyor.

Uzmanlar Periyodik Tablo’ya yepyeni elementler eklemek için şimdiden kolları sıvadı. Japon Riken Enstitüsü, ilerideki amaçlarının Element 119’u keşfetmek olduğunu bildiriyor.

MODERN TEKNOLOJİ HAKKINDA

Burası Amerika, teknolojinin beşiği. İnovasyon, bilim, teknoloji adeta Amerika'yla eşanlamlı. Tıp, çevre, bilişim, uzay, dijital dünya ve daha birçok dalda en çok teknolojik gelişmenin olduğu yer, işte burası. Bu yeni blogda sizlerle Amerika'daki son teknolojik gelişmeleri paylaşacak, bu gelişmelerin hayatımızı nasıl etkileyeceğini anlamaya ve anlatmaya çalışacağım.

YAZAR HAKKINDA

2003‘ten beri Amerika’nın Sesi Türkçe Yayın Bölümü’nde görev yapan Devrim Moral, Bilkent Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olduktan sonra Ohio eyaletindeki Bowling Green State Üniversitesi’nden Amerikan Edebiyatı ve Kültürel Çalışmalar dallarında lisanüstü derecelerini aldı. Evli ve bir kız çocuk annesi olan Moral, 2000 yılından beri Washington DC’de yaşıyor.