Başkan Obama Ne Kadar Vergi Ödedi?

Posted April 17th, 2014 at 2:36 pm (UTC-5)
Leave a comment

IRS Tax DayAmerika’da Nisan federal vergi ayıdır, 15 Nisan’a kadar bir önceki yılın vergileri hesaplanıp kısaca IRS olarak bilinen Internal Revenue Service adlı daireye sunulur. Vergi Dairesi ve yerel vergi kurumları vergi iadesi alacağı hesaplanan vergi mükelleflerine ödeme çeklerini gönderir veya gelir vergisi ödemesi gereken bireyler Vergi Dairesi’ne geri ödeme yaparlar. Amerika’da vergi çok ciddi bir konudur, yalan vergi beyanında bulunmak suçtur. Her yıl Federal Vergi Dairesi veya eyalet rasgele seçtiği birey veya şirketlerin vergi bildirimlerini inceler, vergi yasalarına uyumu denetler. Amerika’da onbinlerce vergi şirketi için Ocak-Haziran arası yoğun vergi bildirimi hazırlama dönemidir. Vergi bildirnimi için Nisan’dan Haziran’a kadar uzatma almak da mümkündür mazereti olanlar için.

Barack ObamaElbette Başkan Barack Obama da vergi öder. Başkan geçtiğimiz günlerde 2013 yılı için doldurduğu gelir vergisi formlarını açıkladı Beyaz Saray’ın web sitesinde. Başkan eşi Michelle ile ortak doldurmuş vergi bildirim formlarını ve toplam brüt 481,098 dolar kazanç göstermiş. Obama çiftinin ödediği vergi miktarı toplam 98,169 dolar. Peki, Beyaz Saray’ın ünlü evsahipleri, geçen yıl hiç bağışta bulunmuş mu? Bu bağışlar gelirden düşülerek, vergi iadesini etkiliyor.

Barack Obama, Michelle Obama

Barack Obama ve First Lady Michelle Obama, gelirlerinin yüzde 12,3’ü olan 59,251 doları 32 farklı sivil toplum örgütü ve yardım kuruluşuna bağışlamışlar. En büyük bağış da 8,751 dolar olarak Fisher House Foundation adlı vakfa yapılmış. Peki nedir Fisher House Foundation? Askeri ailelere ve çocuklarına yardım, eğitim, destek sağlayan bir dernek. Michelle Obama da bu vakfı sık sık ziyaret ederek ailelerle çocuklarla görüşüyor, onlara destek oluyor.
Amerika’da vergi sezonunda hem federal hükümete hem de yaşadıkları eyaleetlere vergi bildiriminde bulunuyor bireyler. Barack ve Michelle Obama da Beyaz Saray öncesi yaşadıkları Chicago kentinin bağlı olduğu Illinois eyaletine de vergi bildiriminde bulundular. Bu eyalette de 23,328 dolar vergi ödediler.

Gelelim Başkan Yardımcısı Joe Biden ve Eşine
Joe Biden, Jill Biden
Tabii Biden ve eşi Jill de vergi ödüyor. Onlar da 2013 yılı vergi bildirimini geçtiğimiz günlerde yaptılar ve toplam 407,009 dolar gelir gösterdiler. Federal vergi olarak da 96,378 dolar ödedi Biden ailesi. Joe ve Jill Biden geçen yıl 20,523 dolar bağışta bulundu. Jill Biden’ın yazdığı çocuk kitabının gelirini de bağış olarak dağıttı. Biden çifti Deelaware eyaletine kayıtlı ve oraya da 14,644 dolar vergi ödediler. Aryıca Washington yakınlarında bir üniversitede ders veren Jill Biden ayrı bir Virginia vergi formu doldurdu ve geliri üzerinden 3,470 dolar vergi ödedi.

Güzel Bir Gelenek: Başkanların Vergi Bildirim Açıklaması

Amerika’da Başkanlarla yardımcılarının kazançlarını ve ödedikleri vergileri açıklaması tarih kadar eski bir gelenek. Demokrasinin gereği olarak görüyor bu şeffaflığı Amerika’yı yönetenler. Bu gelenek Kongre üyeleri ve diğer siyasetçiler için de geçerli. Şu soruları sorduğunuzu duyar gibiyim: Peki Amerika’da vergi kaçakçılığı olmuyor mu? Gelirini az gösterenler yok mu? Yani herkes çok mu masum? Elbette değil. Aklıma çok eski bir örnek geliyor. Yıllar önce ünlü halk müziği sanatçısı Willie Nelson’ın yıllarca federal vergi ödemediği ortaya çıktı. Yani vergi bildirim formu doldurmamıştı. Bugüne kadar 2,500 şarkı sözü yazan ve bir o kadar şarkıyı da besteleyen ve konserlerinden, albümlerinden milyonlarca dolar kazanmış olan Nelson, 1956 yılından buyana sahnede. 1990 yılında Federal Vergi Dairesi, Nelson’ın 16 milyon 700 bin dolar vergi borcu olduğunu açıkladı. Amerikan halk müziğinin ve rock’n’roll’un ünlü ismi Nelson’ın banka hesapları donduruldu, bazı mallarına ve mülküne el konulup satıldı. Willie Nelson duruma nasıl bir çözüm buldu dersiniz? Sayısız konser düzenledi, geliriyle borçlarını ödedi. Çünkü Vergi Dairesi’nden kurtuluş olmadığını iyi biliyordu.

Vergi konusuna da böylece değindikten sonra bir başka yazıda yine birlikte olmak umuduyla hepinize iyi baharlar!

Amerika’da Her 68 Çocuktan Biri Otistik

Posted April 8th, 2014 at 12:56 pm (UTC-5)
Leave a comment

Bu ay Amerika’da Ulusal Otizm Bilinçlenme Ayı. Yalnızca Beyaz Saray ve Başkan Obama değil, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanı Kathleen Sebelius ve sivil toplum örgütleri otizmle yaşayan milyonlarca otistikle ailelerinin sıkıntılarına dikkati çekti, toplumu onlara karşı daha duyarlı olmaya çağırdı.

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin yeni bir araştırmasına göre, Amerika’da her 68 çocuktan biri otistik. Bu sayı on yıl önce 88’de 1’di. Yani otizm hizla artıyor. Otizmin erkek çocuklarda görülme olasılığı, kızlara oranla beş kat daha fazla. Farklı dereceleri olan otizm, çocuklarda iki yaş civarında sezilse de esas teşhis 4 yaşında konabiliyor. Bu nörolojik hasatalığın erken teşhis edilmesi sayesinde tedavi ve eğitim erken başlayabiliyor ve çocuğun gelişmesinde ciddi ilerleme kaydedilmesi mümkün oluyor. Otizm öyle bir hastalık ki, çocuklar sosyal iletişim kurmakta zorlanıyor, sınırlı, sıkıntılı ve sürekli tekrardan oluşabilen davranış bozuklukları sergiliyor.

Britain Autism Robots

Başkan Obama’nın Kongre’den geçmesi için büyük mücadele verdiği Sağlık Reformu Yasası sayesinde (Affordable Care Act) birçok sağlık sigortası artık 18-24 ay arasındaki çocukların otizmle ilgili teşhis ve tedavisini bedava yapmak zorunda. Ayrıca ilerki yaşlarda da otistik çocuk ve yetişkinlerin bakımı, tedavisi ve eğitimi için de sigortaların ailelerin üzerinden büyük bir yük kaldırması öngörülüyor. Gençlar 26 yaşına kadar anne-babalarının sağlık sigortası kapsamında tedavi görebiliyor.

Otizm sadece otistik olan kişiyi değil, aile bireylerini, onlara bakım sağlayan bakıcıları, öğretmenlerini, arkadaalarını, özetle bütün çevrelerini etkileyen bir rahatsızlık. Otizm uzmanı Katie Divelbiss, ailelerin otistik çocuklarıyla iletişim kurmanın mutlaka bir yolunu bulmaları gerektiğini söylüyor. Bunun için de resimler, el işaretleri ya da sadece tek bir kelime ya da ses kullanılması yararlı oluyor.

AP090610043110_1

Yıllarca ‘çocuk şizofrenisi’ olarak sınıflandırılan otizmin ‘geniş spektrumlu beyin gelişme bozukluğu’ olduğu biliniyor. Amerikan Pediatri Akademisi’nden Doktor Susan Hyman, otizm tanımlamasının değiştiğini, spektrumdaki bozukluklar arasındaki farkları belirlemenin zor olduğunu söylüyor. Doktor, ”Otizmi, farklı yoğunluk dereceleri olan tek bir kategori olarak düşünmek daha yerinde olur” diyor.” Kızına 1994 yılında otizm teşhisi konulan Profesör Roy Richard Grinker, o yıllarda Amerika’da otizm hakkında kamuoyunun bilinç ve anlayış seviyesinin çok düşük olduğunu, ancak artık durumun değiştiğini söylüyor. Grinker, ”Otizm tedavisinin günümüzde 1994’tekinden çok daha farklı olduğunu söyleyemem. Ancak tek bir değişiklik var, o da toplumun otizmi anlıyor olması. Toplum bu sorunun bilincinde” diye konuşuyor.

Joplin Tornado Autism

Dediğimiz gibi, Amerika’da ve dünyada otizm vakaları artıyor. Otizm tanısı nasıl konuyor? Toplumun otistik kişilere karşı tutumu ne? Otistik çocuklar ve aileleri için Amerika’da ne gibi hizmetler sunuluyor? Otistik çocuklar nasıl eğitiliyor, yetişkinler hangi mesleklerde çalışabiliyor? Washington yakınlarındaki Jane Salzano Otizm Merkezi Mesleki Eğitim Bölümü Direktörü Dide Çimen’e göre, çocuklarda üç yaşına kadar otizm belirtileri görülüyor ve tanı konuyor. Otizm nörolojik bir hastalık ve tedavisi yok. Otizmin en yaygın belirtileri, sosyalleşmede bozukluk, göz teması kuramama, çevreye aşırı ilgisizlik, oyuncaklarla nasıl oynayacağını bilememe, kendisini ifade edememe gibi sorunlar.

RYAN

Jane Salzano Otizm Merkezi’nde çocuklarla bire bir ilgileniliyor, ihtiyaçları sağlanıyor, ailelere de otistik çocuklarına davranış yöntemleri öğretiliyor. 16 yaşından sonra da çocuklara ilgi alanlarına göre bir meslek öğretiliyor. Merkezin Mesleki Eğitim Bölümü Direktörü Dide Çimen, ofis işleri, fotoğrafçılık, bilgi işlem, grafikçilik, ressamlık gibi işler yapan, bu alanlarda beceri ve yetenekleri olan gençler yetiştirdiklerini anlatıyor.

Sağlık Bakanlığı’nın videolarını izlemek için:
• Birth to 5: Watch Me Thrive! at http://www.acf.hhs.gov/programs/ecd/watch-me-thrive
• More on CDC resources and data at http://www.cdc.gov/autism

Washington’daki Türk Araştırmaları Enstitüsü

Posted March 19th, 2014 at 2:15 pm (UTC-5)
2 comments

Washington’daki düşünce kuruluşlarında Türkiye konusu sık sık gündeme gelir, Türk siyaseti ve dış politikasındaki gelişmeler, iç konular değerlendirilir. Brookings Enstitüsü, Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi CSIS, Heritage Vakfı gibi birçok kuruluşta Türkiye uzmanları ve Türk araştırmacılar görev yapar. Bu kez Georgetown Üniversitesi bünyesindeki Türk Araştırmaları Enstitüsü’ne (Turkish Studies Institute) ve Başkanı Dr. Sinan Ciddi’ye ayırdım yazımı.

sinan ciddiTelevizyon programlarımıza sık sık konuk olan ve Türk siyaseti ve politikalarını değerlendiren Dr. Sinan Ciddi’yle, bu kez başında olduğu enstitüyü konuştuk. “Amacımız Türkiye’yi tanıtmak” diyor Sinan Ciddi ve Türk politikasına, dil, tarih ve kültürüne son yıllarda ilginin büyük ölçüde arttığını söylüyor.

Sinan Ciddi’yle sohbetimize geçmeden önce Amerika’nın ve başkent Washington’un en saygın ve de pahalı üniversitelerinin başında gelen Georgetown Üniversitesi hakkında bilgi vereyim.

Georgetown, dünyanın en büyük ve Amerika’nın en eski akademik çalışma ve araştırma kurumlarından biri. Amerika’nın başkanlar dahil birçok önemli ismini yetiştiren ve dünyanın çeşitli ülkelerinden binlerce öğrenciye kucak açan bu özel üniversite, 1789 yılında kurulmuş. Bulunduğu semt de üniversitenin adıyla anılıyor. Üniversite, başkentin güzel bir köşesinde Potomac nehrine yakın bir bölgede 50’nin üzerinde binasıyla çok büyük bir kampüs üzerinde bulunuyor.
Üniversitenin dev bir tıp fakültesi ve birçok araştırma laboratuvarı var. Georgetown Üniversite Hastanesi özellikle kanserle ilgili hem tedavi hem de araştırma açısından çok önemli bir kurum.

Ayrıca siyasal bilgiler ve hukuk alanında da dünyanın önde gelen üniversitelerinden biri. Amerika’nın birçok diplomatını ve devlet adamını yetiştirmesiyle ünlü. Bunlardan biri de eski başkanlardan Bill Clinton. Bill Clinton bir keresinde “Georgetown Üniversitesi’nde okumasaydım, belki de başkan olamazdım” demişti. Çok güçlü bir akademik kadroya sahip olan Georgetown’da eski dışişleri bakanlarından Madelaine Albright, Washington’un Kongre’deki delegesi Eleanor Holmes Norton ve daha birçokları ders veriyor.

Georgetown Üniversitesi’nde bir de Türk Araştırmaları Enstitüsü (TSI) var. 1983 yılında kurulan enstitü, kar amacı gütmeyen, vergiden muaf özel bir eğitim kurumu. 1983-1993 yılları arasında Osmanlı Tarihi profesörü ve enstitünün kurucusu Heath Lowry başkanlık yapmış. Princeton Üniversitesi Atatürk Kürsüsü’nün de kurucusu olan Lowry, şimdi Türkiye’de yaşıyor, Bahçeşehir Üniversitesi’nde ders veriyor. Enstitü başkanlığını 1994’te Profesör Sabri Sayarı devralmış. O da 2005 yılına kadar görev yapmış. Columbia, George Washington ve Boğaziçi üniversitelerinde ders veren Sabri Sayarı’nın Türkiye’yle ilgili birçok kitabı var. Enstitünün başında 2005-2011 yılları arasında Columbia ve Georgetown Üniversitesi profesörlerinden David Cuthell’i görüyoruz.

Ekonomi ve finans profesörü olan David Cuthell, aynı zamanda Osmanlı tarihi uzmanı. Dr. Sinan Ciddi 2011 yılında Türk Araştırmaları Enstitüsü Başkanı olmuş. Ciddi, İngiltere’de Londra Üniversitesi’nde okumuş, Florida Üniversitesi’nde, ardından Sabancı Üniversitesi’nde ders vermis. Florida Üniversitesi’nde Avrupa Araştırmaları Merkezi’ni kurmuş. Onun da Türkiye’yle ilgili yazıları, araştırmaları ve kitapları var.

sinan-ciddi

Amerika’nın en eski ve en büyük uluslararası ilişkiler fakültesi olan Edmund Walsh Dışişleri Okulu binasında bulunan enstitünün amacını Dr. Sinan Ciddi’yle konuştuk. Sinan Ciddi’ye göre, Türk Araştırmaları Enstitüsü’nün amacı, Amerika’da Türkiye’yle, Türk tarihi ve kültürüyle ilgili araştırma yapan genç araştırmacıları, kitap yazan bilimadamlarını desteklemek, Amerikan üniversitelerinin Türkiye’yle ilgili bilgi, ders programı ve kütüphane kaynaklarını geliştirmek, konferanslar düzenlemek, bu şekilde Türk siyaseti, ekonomisi ve toplumu hakkında Amerikalılar’ı aydınlatmak. Sinan Ciddi yayınları destekleme konusuna, kitapların kalıcı olduklarını düşünerek büyük önem verdiklerini vurguluyor.

Georgetown Üniversitesi zengin bir ders programına sahip. Türk Araştırmaları Enstitüsü Türkçe programları da Amerika’daki en iyilerin başında geliyor. Georgetown’da çok sayıda Türk öğrenci okuyor, Amerikalı öğrencilerin de Türkiye’yi konu alan derslere ilgisi oldukça fazla. Sinan Ciddi’ye göre, son yıllarda Türkiye’ye ve Türk araştırmalarına artan ilginin nedeni Arap Baharı ve Ortadoğu’daki gelişmeler. Siyasi gelişmelere bağlı olarak Türkiye daha sık gündeme geliyor. “Siyasi konjonktür” devreye giriyor bu noktada.

Dr. Sinan Ciddi son yıllarda düzenledikleri konferanslarda da bunu öne çıkardıklarını, yalnızca öğrencileri değil, Washington’daki akademisyenleri de aydınlatmayı amaçladıklarını söylüyor. Konferanslara ilgi yoğun. Dr. Sinan Ciddi, geldiğinden beri, kendisinden önceki enstitü başkanları gibi bütün Amerika’yı dolaşıp çeşitli eyaletlerdeki üniversitelerde Türkiye’yi tanıtıyor, konuşmalar yapıyor, Türkçe ders programları oluşturuyor ve Türkiye’yle ilgili yayınlara destek veriyor. “Daha işimiz çok” diyen Dr. Ciddi kolay kolay yorulacağa benzemiyor. Başarılar!

Açıklamaları için Sinan Ciddi’ye ve bu videoyu çekip montajını yapan Serdar Keskin ile Burteçin Sapta arkadaşlarıma çok çok teşekkürler. Bir başka konuyla yine birlikte olmak umuduyla.

Türk Araştırmaları Enstitüsü’ne ulaşmak için:

http://turkishstudies.org/

Enstitü Başkanı Sinan Ciddi Kimdir?

http://turkishstudies.org/about/sinan_ciddi/index.shtml

Sinan Ciddi was appointed as the fourth Executive Director of the Institute of Turkish Studies, succeeding David C. Cuthell at the end of August 2011.

Ciddi was born in Turkey and educated in the United Kingdom, where he gained his Ph.D. in Political Science from the School of Oriental and African Studies, University of London in June 2007. He was previously an instructor at Sabancı University between 2004-2008 and completed his Post-Doctoral Fellowship at the same institution between 2007-2008.

He recently published a book titled Kemalism in Turkish Politics: The Republican People’s Party: Secularism and Nationalism (Routledge, January 2009) focusing on the electoral weakness of the Republican People’s Party.

Between 2008-2011, he established the Turkish Studies program at the University of Florida’s Center for European Studies.

Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun!

Posted March 7th, 2014 at 3:21 pm (UTC-5)
5 comments

Michelle Obama

 

8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve Amerika’da bu ay “Kadın Ayı”nın kutlanması nedeniyle kadın konusunu gündeme getiriyorum bu kez ve başarılı kadınlara ayırıyorum bu yazımı. Önce Amerika’nın First Lady’si Michelle Obama’ya bakalım. Ne yapıyor bugünlerde dersiniz? Michelle Obama “Let’s Move” girişiminin dördüncü yaşını kutladı geçtiğimiz günlerde. Hatta eşi Başkan Barack Obama ve yardımcısı Joe Biden’a da bir reklam videosu çektirdi kampanyaya destek için. Videoda Obama ve Biden, Beyaz Saray’dan çıkıp koşmaya başlıyorlar ve First köpekler Bo ve Sunny de onları izliyor. Koşu bitip ofislerine dönünde ikisi de, egzersizi noktalamanın en iyi yolu sayılan birer bardak su içip çalışmaya devam ediyorlar.

Michelle Obama ve “Let’s Move”

Michelle Obama başarılı bir kadın. First Lady olarak köşesinde oturup Beyaz Saray’ın keyfini çıkarmak yerine, arı gibi çalışıyor. “Let’s Move” ve bu kampanya çerçevesinde reklamını yaptığı sağlıklı yaşam, sağlıklı beslenme sonuçlarını vermeye başladı bile. Okullarda çocuklar artık daha çok spor yapıyor, kafeteryalarda daha sağlıklı besleniyor ve sonuç olarak da çocuklar arasında obeziteyle mücadelede ilerleme sağlanıyor. Ortada rakamlar var. 2-5 yaş grubundaki çocuklarda obezite oranında yüzde 43 düşüş kaydedildi. Bu, olağanüstü bir başarı. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne göre, bu rakama son on yıl içinde ulaşıldı. Michelle Obama, açıklamayı sevinçle karşıladı. Biliyorsunuz, Michelle Obama, Beyaz Saray’ın bahçesinde sebze ve meyve yetiştirerek de sağlıklı beslenmeyi teşvik ediyor. Bunun yanısıra düzenli olarak spor yapıyor.

Amerika 2016’da kadın başkan seçer mi?

Clinton

 

Hillary Clinton, önce First Lady, sonra senatör, başkan adayı ve dışişleri bakanı olarak son 20 yıldır Amerikan siyaset sahnesinin ayrılmaz parçalarından biri. Kamuoyu yoklamaları, 2016 başkanlık seçimine adaylığını koymaya karar verdiği takdirde eski dışişleri bakanı Hillary Clinton’un en kuvvetli aday olacağını gösteriyor. Hillary Clinton, yılın sonlarına doğru başkanlık yarışında aday olup olmayacağına karar verecek. Uzmanlarıa göre Clinton yenmesi zor bir rakip olabilir. Yine uzmanlara göre, Clinton’un favori aday olarak görülmesinin artıları ve eksileri var. Neden derseniz, yarışta başı çekenler sadece rakiplerinin değil, medyanın da hedefi haline geliyor. Hillary Clinton bu nedenle saldırılara açık ve korunmasız bir konumda. Öte yandan herkesin gözünün önünde olmak bol bol bağış toplamak için bir avantaj. 2016 başkanlık seçimlerine daha iki yıl var. Ancak Hillary Clinton son zamanlarda yine gözler önünde sık sık görünüyor ve birçoklarına göre kampanya hazırlığı içinde. Bu yıl ara seçim yılı. Amerikalı seçmen, önümüzdeki aylarda Hillary Clinton ve eşi eski başkan Bill Clinton’ın adını giderek daha sık duyacak çünkü Demokrat adayların kampanyasına destek vermeleri için iki Clinton’a da yoğun talep var. Kampanyalara katkısı, Hillary Clinton’ın 2016’da muhtemel başkan adaylığına da yardımcı olabilir. Amerika kadın başkana hazır mı sorusuna gelince, neden olmasın?

Kadınlar Müze Yöneticiliğinde Rekora Koşuyor

women-teaserWashington Post gazetesi geçtiğimiz günlerde ilginç bir konuyu gündeme getirdi. Doğrusu bugüne kadar dikkatimi çekmemişti. Washington’da müzelerin başında hep kadınlar varmış meğer. Gerçekten büyük başarı. Kadınlar sanatta cam tavanı kırıp gün ışığına çıkmışlar bile. Tabii bu alanda. Başka alanlarda ve özellikle de siyasette çok eksik var hala. Ulusal Kadın Sanat Müzesi, Corcoran Sanat Galerisi, Smithsonian Enstitüsü Anacostia Müzesi, Hillwood Müzesi, Smithsonian Ulusal Afrika Sanatları Müzesi,Ulusal Portre Galerisi, Baltimore Sanat Müzesi, Kreeger üzesi, Soykırım Müzesi, Phillips Koleksiyonu, Smithsonian Amerikan Sanat Müzesi ve Renwick Galerisi, Walters Sanat Müzesi, Amerikan Visionary Sanat Müzesi, hepsinin müdürü kadın. Tam 13 kadın! Yaşları 46 ile 77 arasında değişiyor. Amerika’nın güzel yanı, işini iyi yapan insanların, tabii kadınların da yaşları ilerlediği gerekçesiyle bir kenara atılmaması. Müzeler örneğinin yanında bugün Amerikan televizyonlarında 65 yaşının üstünde çok başarılı erkekler olduğu gibi kadınlar da var. Ancak müze yöneticisi kadınlar kaydettikleri ilerlemeyi yeterli bulmuyor. “Bütçeleri 20 milyon doları aşan 33 müzeden 13’ünde kadın yöneticiler olması olumlu bir gelişme ama yeterli bir ilerleme değil” diyorlar. Dünya Kadınlar Günü’nde fazlasını istemek hakları değil mi?
Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun, kadınlara daha güzel günler getirsin.

 

PEW’dan Akıllı Telefon Araştırması

Posted February 14th, 2014 at 3:57 pm (UTC-5)
3 comments

Washington’daki PEW Araştırma Merkezi’nin yeni araştırmasını gündeme getireceğim bu kez. PEW çok çeşitli konularda araştırma yapan bir kuruluş. Anketleri birçok konuya ışık tutuyor, üstelik bu anketler Amerika’yla sınırlı değil. Yükselen ekonomiler grubuna dahil olan Türkiye ve diğer ülkeler de PEW tarafından inceleniyor. Bu defa PEW, yükselen ekonomilerde mobil teknoloji, internet ve akıllı telefon kullanımını inceledi. Toplam 24 ülkeyi içine alıyor son anket.

İnternet erişimi, cep telefonu ve akıllı telefon kullanımı açısından bakarsak, 24 ülke içinde ilk sırada Çin var.  Çin’de nüfusun yüzde 37′sinin akıllı telefonu var, yüzde 95′i cep telefonu kullanıyor, yüzde 55′inin internete erişimi var. İkminci sıradaki Ürdün’e bakarsak, bu ülkede akıllı telefonu olanların oranı %38, cep telefonu kullananların oranı %95, internete erişimi olanların oranıysa %47.

Üçüncü sırada Rusya’yı görüyoruz. Rusya’da akıllı telefonu olanların oranı %23, cep telefonu olanların oranı %94, Ruslar’ın internet erişim oranı %66. Dördüncü sırada Şili var. Bu ülkede akıllı telefonu olanların oranı %39, cep telefonluların oranı %91, internet erişim oranı %66. Güney Afrika Cumhuriyeti beşinci sırada. Burada akıllı telefonu olanların oranı %33, cep telefonu olanların oranı %91, internet erişimi % 43. Altıncı sırada Malezya, yedinci sırada Mısır, sekizinci sıradaysa Tunus yer alıyor.

Türkiye listede kaçıncı sırada derseniz? Hemen verelim. Türkiye PEW’un sıralamasında dokuzuncu durumda. Akıllı telefon kullanımı Türkiye’de %17, cep telefonu kullanımı %87, internet erişimi %41. Türkiye’yi Lübnan izliyor. Yani, ilk 10 böyle sıralanıyor.

Özetle PEW’un araştırması, incelenen 24 ülkede akıllı telefon kullanımının henüz emekleme aşamasında olduğunu gösteriyor. Buna karşılık mobil teknoloji hızla yükseliyor. Cep telefonu kullanımı inanılmaz bir hızla artmış durumda.

En iyisi rakamları kendi gözlerinizle görün. Yeni yazılarda yine birlikte olmak umuduyla.

Kaynak: http://www.pewglobal.org/2014/02/13/emerging-nations-embrace-internet-mobile-technology/

 

VOA Müzik Ustası Leo Sarkisian Stüdyo 23′te

Posted February 7th, 2014 at 3:00 pm (UTC-5)
5 comments

Merak edenler için, Amerika’nın Sesi’nin Washington’daki binası, küçük bir Birleşmiş Milletler gibidir. 40’tan fazla dilden yayın yapılır burada ve koridorlarda Azerice’den Türkçe’ye, Ermenice’den Çince’ye, İspanyolca’dan Farsça’ya kadar çok sayıda dilde yayın duymak ve konuşmalara tanık olmak mümkündür hergün. VOA binasında çok deneyimli haberciler, televizyoncular, radyocuların yanında müzikologlar, müzisyenler, ressamlar ve fotoğrafçılar da da vardır. Örneğin Genel Müdür David Ensor, dünyanın çeşitli yerlerinde görev yapmış deneyimli bir habercidir.

Bu kez VOA çalışanları hakkında sık sık sorular yönelten ve yıllardır Amerika’nın Sesi Türkçe yayınlarını dinleyen ve izleyen okurlarım için, onlar kendilerini bilirler, yıllarını müziğe ve VOA’ya adamış, Türkiye aşığı bir müzikoloğu tanıtacağım sizlere. 4 Ocak 1921 doğumlu Ermeni asıllı bir Amerikalı olan Leo Sarkisian, etnomüzikolog ve Amerika’nın Sesi’nin Afrika’ya yaptığı yayınların ünlü müzik ustası, Music Time in Africa programının sevilen sesi, dinleyici mektuplarına uzun yıllar bıkmadan usanmadan tek tek cevap yazmış emektar bir radyocu.

Leo ve Mary Sarkisian David Ensor ile birlikte

Leo ve Mary Sarkisian David Ensor ile birlikte

1963 yılında ünlü Amerikalı yayıncı ve o zamanlar Amerika Enformasyon Dairesi USIA’nın direktörü olan Edward R. Murrow’un Gine’de yaptığı iş teklifini kabul eden Leo Sarkisian, 1965’te ünlü müzik programı, tam 47 yıl süren, VOA’nın en uzun soluklu programı olma rekorunu elinde tutan İngilizce Music Time in Africa’yı yayına koymuş. Çağdaş Afrika müziğiyle ilgili araştırmalarını Afrikalı dinleyicilerine sunmuş yıllarca. Dile kolay tam 47 yıl sürmüş VOA serüveni. Tüm dünyayı dolaşmış, başta Afganistan olmak üzere birçok ülkede müzik araştırmaları yapmış, inanılmaz bir arşiv oluşturmuş. Leo Sarkisian 2012 yılında tam 91 yaşında Amerika’nın Sesi’nden emekli oldu. O günlerde Washington Post gazetesi de onun yayıncılık ve müzik öyküsüne sayfalar ayırdı. Leo’yu VOA’da tanımayan yoktur, ben de o şanslı yayıncılardan biriyim. Her zaman güleryüzlü, her zaman sevgi dolu, son derece mütavazi, hep yanınızda olduğuna güvenebileceğiniz bir dosttur Leo Sarkisian. Sizi asla unutmaz, siz aramasanız da arar, hatırınızı sorar, yani her zaman sizden bir adım öndedir!

Leo and Mary Sarkisian

Leo and Mary Sarkisian

Leo Sarkisian, kendisi gibi Ermeni asıllı olan eşi Mary’yle 1949 yılında evlenmiş ve dünya turlarını onunla gerçekleştirmiş. Dağlarda çadırlarda, Afrika’da kabilelerin içinde, Mary hiç yabancılık çekmemiş, eşine her zaman destek olmuş. Arapça, Farsça, Türkçe, Ermenice ve Fransızca biliyor Leo Sarkisian ve çeşitli müzik aletleri çalıyor, başta kanun olmak üzere.

Geçtiğimiz günlerde VOA’da 23 numaralı stüdyoya Leo Sarkisian’ın adı verildi. Artık Stüdyo 23 Leo Sarkisian Stüdyosu olarak anılacak bu radyo yayın merkezi. Bu stüdyonun önemi, Afrika’ya yapılan VOA yayınlarının büyük bölümünün buradan yapılmış ve yapılıyor olması. Ayrıca VOA binasını gezen ziyaretçilere gösterilen bir stüdyo burası. Haber Merkezi’nin içinde olması da Stüdyo 23’ün önemli bir özelliği.

İçime sinmedi Leo Sarkisian’ı yazmadan geçmek. Değerli müzik arşivinin büyük bölümünü geçtiğimiz yıllarda İstanbul’da bir üniversiteye bağışladı Leo. Bunun için İstanbul’a gitti, konuşmalar yaptı, müziğinden örnekler verdi ve çok güzel anılarla döndü.

Peki bundan sonra ne yapacak Leo Sarkisian? 93 yaşında olmasına rağmen boş duracağını sanıyorsanız aldanıyorsunuz demektir. Çünkü o yine birbirinden güzel resimler yapmaya devam edecek, besteler yapacak, kanun çalacak, her akşam rakısını içip müzik dinleyecek, Mary’yle birlikte şarkı söyleyecek. Eski günleri yadedip 65 yıllık büyük aşklarını sürdürecekler. VOA çalışanları da Leo Sarkisian’ı en başarılı ve deneyimli yayıncı dostları olarak hep sevgi ve saygıyla anacak.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine!

Michelle Obama 50 Yaşına Beyonce’yle Girdi

Posted January 22nd, 2014 at 6:17 pm (UTC-5)
4 comments

Michelle ObamaDört buçuk yıl önce eşi Barack Obama’nın Amerika’nın ilk siyah başkanı seçilmesiyle Chicago’dan başkent Washington’a taşınarak Beyaz Saray’a yerleşen Michelle Obama, 17 Ocak’ta 50 yaşına girdi ve “yolun yarısındayım” dedi! Cahit Sıtkı Tarancı yıllar önce “Yaş 35 yolun yarısı eder” demişti ama artık devir değişti, özellikle de yaşam süresinin çok uzun olduğu Amerika’da 50 yaş, ne emeklilik yaşı ne de hayattan vazgeçme çağı. Aksine birçok kişi artık 50 yaşını yeni başlangıçlar için bir fırsat olarak görüyor. Michelle Obama da eşinin ikinci başkanlık dönemine daha deneyimli giriyor. Michelle Obama, bugüne kadarki başkan eşlerinden farklı bir hava getirdi Beyaz Saray’a. Resimlerde nasıl çıkarım korkusuna kapılmadan istediğini giydi, kolsuz elbiseleri, renkli hırkaları, rahat eşofmanları, beyzbol şapkası ve yeni modacılardan seçtiği, kendisine yakıştıramadığı gerekçesiyle çok eleştiri alan biraz alışılmışın dışında gece kıyafetleriyle gündemden hiç düşmedi. Üstelik Michelle Obama eşinden daha popüler!

Michelle ObamaBeyaz Saray’ın köpeği Bo’yu gezdirirken, orta gelirlilerin mekanı Target adlı süpermarkette alışveriş yaparken ya da bir lokantada arkadaşlarıyla yemek yerken görmek, Washingtonlular için bir alışkanlık haline geldi. Ayrıca Michelle Obama, sık sık da Amerika’nın en ünlü dergilerinde kapak oldu, samimiyetle günlük yaşamını anlattı, okulları gezdi, öğrenciler arasında “Let’s Move” programının ve Beyaz Saray’daki sebze bahçesiyle de sağlıklı beslenmenin reklamını yaptı. Onlarla dansetti, şarkı söyledi. Kahkül bıraktı, kıyamet koptu! Ben de anneyim dedi, kızlarıyla ilgili konuştu, bu kez de samimi itirafları eleştirildi. Yine de Amerika’da bir Michellemania oluştuğu bir gerçek! Medya yakından izliyor First Lady’yi. En son da 50’nci doğumgünüyle çok konuşuldu Michelle Obama. Şimdi gelin, magazin basınının, paparazzilerin izleyemediği doğumgünü partisinden sızan bilgileri paylaşalım…

Michelle Obama’nın 50’nci doğumgünü partisi doğumgününden bir gün sonra 18 Ocak Cumartesi günü Beyaz Saray’da yapıldı. Davetiyede fotoğraf ve video çekilmemesi ricası vardı, ayrıca gelmeden önce yemek yeseniz iyi olur deniyordu ve dans etmeye uygun bir kıyafet giyilmesi isteniyordu. Medyaya fotoğraf ve video sızmamasının nedeni bu. Davetliler önceden uyarılmıştı.

BeyonceBaşkan Obama’nın ilk andiçme balosunda Barack ve Michelle Obama çifti ilk danslarını yaparken Etta James’in “At Last” adlı parçasını seslendiren ünlü pop şarkıcısı Beyonce, Beyaz Saray’ın vazgeçilmez konukları arasına girdi son birkaç yıldır. Doğumgünü partisinde de sahneye çıktı, Michelle Obama’nın sevdiği şarkıları söyledi. “Doğumgünün Kutlu Olsun” şarkısı ünlü R&B sanatçısı John Legend’dan geldi. Legend, Michelle Obama’ya “Happy Birthday” şarkısını iki kez söyledi. Önce geleneksel şarkıyı dinledi First Lady, ardından Stevie Wonder’ın 1981 yılında Martin Luther King için aranje ettiği versiyonunu. Stevie Wonder de partideydi. Ayrıca caz şarkıcısı Ledisi ve Chicagolu ünlü oyuncu ve şarkıcı Jennifer Hudson da sahne aldı, Michelle Obama için şarkı söyledi.

Diğer konuklara da bakalım. Bill ve Hillary Clinton, televizyoncu Gayle King, eski Beatle Paul McCartney ve yeni eşi, aktör Samuel Jackson, NBA’in ünlü basketbolcusu Magic Johnson, Olimpiyat şampiyonu buz patenci Nancy Kwan, şarkıcı James Taylar ve Janelle Monae, televizyon programcısı Rachael Ray basına sızan isimler. Demokrat Parti stratejistlerinden ve Obama çiftinin yakın dostu Donna Brazile’e göre, gecenin en duygusal konuşması Başkan Obama’dan geldi ve Başkan, Michelle Obama için “görür görmez aşık olduğum kadın” tanımı yaptı.

Obama departs after signing a proclamation to commeorate the inauguration after swearing-in ceremonies in the U.S Capitol in WashingtonRivayete göre, Michelle Obama o gece kırmızı bir tuvalet giydi ve saçlarını serbest bıraktı, ancak çok fazla dansetmiş ve terlemiş olacak ki, saat 1:30’dan sonra saçlarını topuz yaptı. MichelleObama davete katılanlara göre, çok mutlu ve 50 yaşına göre de çok genç görünüyşordu. Aldığımız duyumlara göre, o gece herkes saatlerce dansetti. Hatta Temsilciler Meclisi eski Başkanı Nancy Pelosi bile dayanamadı, Beatles grubunun ünlü şarkıcısı Paul McCartney’le dansedebilmek için çantasını konuklardan birine emanet etti! Beyaz Saray’ın davetiyesinde gelmeden önce yemek yerseniz iyi olur talimatına uyanlardan biri de Paul McCartney’di. McCartney’in, Beyaz Saray’daki doğumgünü partisine gelmeden önce The Source adlı restoranda eşiyle birlikte güzel bir yemek yediği görüldü.

Barack Obama, Michelle Obama, Sasha Obama, Malia ObamaTipik bir Oğlak Burcu olan Michelle Obama ailesine, arkadaşlarına çok düşkün. Annesi Marian Robinson’a çok yakın, hatta Robinson da Beyaz Saray’da First Family ile birlikte yaşıyor ve Michelle Obama’nın en büyük sırdaşı. Ana-kız birlikte geziyor, konserlere, maçlara gidiyor, Michelle ve Barack Obama’nın iki kızları, Sasha ve Malia’nın sorumluluklarını birlikte üstleniyor. Ayrıca Michelle Obama, kız arkadaşlarıyla sık sık yemek yiyerek sohbet ediyor, ihtiyacı olduğu zaman onlandan yardım istemekten de çekinmiyor. Gönüllü çalışmalara önem veriyor. Aşevlerinde yemek servisi yapıyor, yoksul aileleri ziyaret ediyor. Kim ne der kaygısı içinde görünmüyor. Bu da önemli bir özellik. Kişilik olarak disiplinli, çalışkan, tuttuğunu koparan bir kadın Michelle Obama. Barack Obama yıllar önce avukatlığa başladığı zaman Michelle Obama’nın yanında, onun çalıştığı hukuk bürosunda stajını yapmıştı. Çok klasik olacak ama, “her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” sözü geliyor akla.

Doğumgününden başlayıp nerelere geldik. Ocak ayında doğumgünlerini kutlayan herkese ve tabii Michelle Obama’ya “Happy Birthday”!

2014’te Gazetecilerin Kaderi Değişecek mi?

Posted January 8th, 2014 at 11:03 am (UTC-5)
6 comments

Gazetecilik, zor meslek. Gecesi, gündüzü yok. İş güvenliği yok, parası az. Üstelik giderek bütün dünyada daha tehlikeli bir meslek haline geliyor. Merkezi New York’taki Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) adlı basın özgürlüğünü izleme kuruluşunun 1990’dan beri yaptığı küresel araştırmaya göre, 2013’te dünyanın çeşitli yerlerinde 70 gazeteci öldürüldü. Mesleğini icra ederken veya mesleğini yaptığı için öldürülen gazetecilerin sayısı 2012’de ve 2009’da 74’tü. Bu bugüne kadar kaydedilen en yüksek sayıydı.

CPJ’in 2013 raporunda neler var?

journalists-killed-1992-2013
• 2013’te hapis gazeteci sayısı 211 oldu, geçen yılın rekor sayısı 232′ydi. 2012 öncesinde CPJ’in yıllık hapishane sayımında kayıtlara geçmiş en yüksek sayı 1996 yılında hapiste olan 185 gazeteciden oluşuyordu.

• Dünya çapında 124 gazeteci, hükümeti devirmeye çalışma veya terörizm gibi devlete karşı işlenen suçlar kapsamında hapiste. Bu, iftira veya hakaret gibi benzerleriyle kıyaslandığında tüm diğer suçlamalardan çok daha yüksek bir oran teşkil ediyor ancak geçmiş yıllardaki devlete karşı işlenen suçlar oranıyla aşağı yukarı aynı düzeyde. 45 vaka kapsamında hapisteki gazetecilere hiçbir suçlama getirilmiş değil.

• Vietnam’da geçen yıl 14 gazeteci hapisteyken bu sayı yetkililerin ülkenin tek bağımsız medyasını oluşturan blog yazarlarına karşı operasyonları sıklaştırması sonucunda 18′e yükseldi.

• Vietnam’ın yanısıra, hapistekilerin sayısının yükseldiği diğer ülkeler Etiyopya, Bahreyn ve Somali.
• 2012 yılında hapiste hiç gazetecileri yokken 2013 sayımına dahil olan ülkeler: Jordan, Rusya, Bangladeş, Kuveyt, Makedonya, Pakistan ve Kongo Cumhuriyeti; bunlara ek olarak Mısır ve ABD de var.

• Afrika’da en çok gazeteci hapseden ülke Eritre. 2012′de 28 gazeteci hapisteyken bu sayı 2013’te 22 oldu. Eritre yasal prosedürü ihlal edenler arasında dünyadaki en kötü ülke; hapistekilerin hiçbirine karşı resmi olarak herhangi bir suçlama getirilmediği gibi, hiçbiri mahkemeye de çıkarılmadı.

• İnternet gazetecileri 106 kişiyle toplam rakamın yarısını oluşturdu. 97 gazeteci yazılı basın çalışanı.

• Dünya çapında hapisteki gazetecilerin yaklaşık üçte biri bağımsız çalışan gazeteciler; bu, geçen yıllara göre küçük bir farkla daha az bir oran. 2012 yılında hapistekilerin %37′si bağımsız çalışan gazetecilerdi.

CPJ gazetecilerin mesleklerini yaptıkları için hapsedilmemeleri gerektiğine inanıyor. Örgüt, gazeteci hapseden her ülkeye mektuplar göndererek durumdan ciddi kaygı duyduğunu bildirdi. Geçtiğimiz yıl CPJ’in desteğiyle en az 39 gazeteci serbest bırakıldı.

“Türkiye’de hapisteki gazeteci sayısına inanmak zor”

CPJ Direktörü Joel Simon 2013 raporuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Yaptıkları iş yüzünden gazetecileri hapsetmek hoşgörüsüz ve baskıcı bir toplumun baş özelliğidir. Vietnam ve Mısır gibi ülkelerde hapsedilen gazeteci sayısının arttığını görmek elbette çok rahatsız edici. Ancak açıkçası Türkiye’nin iki yıl üstüste dünyanın en çok gazeteci hapseden ülkesi olduğunu görmek şok etkisi yaratıyor.” Türkiye bu durumda İran ve Çin’den kötü durumda. CPJ’in listesinde ilk 10’a giren ülkeler şöyle sıralanıyor: Türkiye, İran, Çin, Eritre, Vietnam, Suriye, Azerbaycan, Etiyopya, Mısır ve Özbekistan.

Yılın sonlarında Washington’da Amerika’nın Sesi’ni (VOA) ziyaret eden ve Nedim Şener’le birlikte Mehtap Çolak Yılmaz’ın sorularını yanıtlayan CPJ Avrupa ve Orta Asya Program Koordinatörü Nina Ognianova’ya göre, Türkiye son iki yıldır dünyadaki tüm diğer ülkelerden daha çok gazeteciyi hapsetti. Parmaklıklar ardındaki gazetecilerin sayısı 40; 2012 yılı Ekim ayındaki 61 gazeteciden ve 1 Aralık 2012’deki kayıtlarda görünen 49’dan daha düşük bir sayı olmakla birlikte, Türkiye’de hapis tutulan gazeteci sayısı İran, Çin veya Eritre’den daha yüksek. Ognianova, “Bir NATO üyesi ve bölgesel bir lider olan Türkiye’nin dünyanın en çok gazeteci hapsedenler listesinde yeri olmamalı” diyor.

CPJ 2013’te dört ülkeden gazeteciye Uluslararası Basın Özgürlüğü Ödülü verdi. Bunlardan biri de serbest bırakılan gazeteci Nedim Şener’di. Şener Amerika’nın Sesi’ne “Ödülü hapisteki bütün gazeteciler adına alıyorum” dedi. Nina Ognianova, Şener’in Ergenekon davasından suçlu bulunduğu taktirde 15 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalacağını söylüyor. CPJ Avrupa ve Orta Asya Program Koordinatörü Nina Ognianova, Türk hükümetine şu çağrıda bulundu: “Son birkaç yıl içinde Türkiye bölge için umut sayılan bir ülkeden bölgenin endişe yaratan ülkelerinden birine dönüştü; ifade özgürlüğünün giderek daraldığı bir atmosferle tanımlandı. Türkiye bir yol ayrımında; otoriterlik ve sansür yerine demokrasi ve hoşgörüye giden bir yolu seçmek için hala çok geç değil. Türkiye hapsettiği gazetecileri serbest bırakarak bir başlangıç yapabilir.”

2013’te Ergenekon Davası’yla ilgili olarak tutuklanan ve beş yıl hapis yatan Cumhuriyet gazetesi yazarı ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Mustafa Balbay serbest bırakıldı. CPJ bunu olumlu ancak yetersiz bir gelişme olarak değerlendirdi.

2014 gazeteciler için nasıl bir yıl olacak? Bekleyip göreceğiz. Bu yılın ifade özgürlüğüne ve gazetecilik mesleğine değer verilen günler getirmesi dileğiyle.

CPJ’in 2013 raporuyla ilgili ayrıntılı bilgi icin:
www.cpj.org

2013 Başkan Obama İçin Sorunlu Bir Yıldı

Posted December 24th, 2013 at 10:35 am (UTC-5)
5 comments

Zor geçti 2013. Neden derseniz birçok konu var. Tabii, bunlar benim seçtiğim konular. Elbette başkaları da vardır. Gelin, şöyle bir hafıza tazeleyelim:

1-Partizan Bütçe Görüşmeleri: Önce hafızalardan uzun süre silinmeyecek olan federal hükümetin kapanması hikayesi var ki hem Obama yönetiminin hem de Amerikan Kongresi’nin reyting sorunu yaşamasına neden oldu. Demokratlarla Cumhuriyetçiler Başkan Obama’nın bütçe tasarısı üzerinde bu yıl da anlaşamayınca, federal hükümet memurlarına iki hafta zorunlu ücretsiz izin verildi. Devlet daireleri, müzeler, ulusal parklar, kısacası federal hükümete bağlı daireler kapatıldı. Sonradan geçici anlaşma sağlanınca memurların maaşları ödendi elbette ama Washington’da çalışanlar için bu iki hafta stres dolu bir dönem oldu. Ekonomik sıkıntıya düşenler, borçlarını ödeyemeyenler oldu, buarada Amerika’nın Sesi yayın kuruluşu olduğu için yayıncılar işbaşı yapmaya devam etti.

2-Göçmenlik Reformu Çıkmazı: Göçmenlik konusunda da Demokratlarla Cumkhuriyetçiler anlaşamadı ve Amerika’da yaşayan yaklaşık 12 milyon kaçak göçmenin hayallri bir kez daha suya düştü. Kolay değil, bölünmüş aileler var, çocuklarından ayrılmak zorunda kalmış anneler var, anne babalarını Amerika’da getirmeye çalışan gençler var, var da var..Bu konu o kadar can acıttı ki, Kongre’nin dikkatini çekmek için Kasım ortasında Kongre’nin önünde göçmen haklarını savunan derneklerin üyeleri dönüşümlü açlık grevine başladı. Kolay değil elbette. Meksika asıllı sendika lideri 67 yaşındaki Eliseo Medina bir haftada 12 kilo kaybetti. Grev haftalarca sürdü. Kongre Noel ve Yılbaşı tatilinden dönünce yine devam edecek.

3-Başkan Obama’nın Sağlık Reformunda Aksaklıklar: Ben şahsen Amerika’da sağlık reformunun çok geç kalmış bir yasa olduğunu düşünüyorum. Bill Clinton’ın başkanlığı döneminde Hillary Clinton bu reformu Kongre’den geçirmek için çok emek harcamıştı. Ancak çıkan yasanın ne kadar yeterli olduğu tartışılabilir ve zaten tartışılıyor. Amerika’da Avrupa’daki gibi genel sağlık sigortası sistemi olmaması büyük eksiklik çünkü sağlık hizmetleri, hastane ücretleri çok pahalı. Ülkede yaklaşık 50 milyon sigortasız Amerikalı olduğunu düşününce, kanser olduğu halde sigorta poliçesini ödeme imkanı olmadığı için tedavi olamayanları hatırlayınca, insanın içi acıyor. Ayrıca kıt kanaat geçinmeye çalışan yaşlılara yapılan sağlık yardımı dahil sosyal yardımlarda kesinti isteyen Kongre üyelerini duyunca doğrusu dayanamıyorum. Sağlık reformunun kötü başladığı doğru. İnternet üzerinden yapılan kayıtlarda sıkıntı yaşanması ve bu sorunun haftalarca düzeltilememesi Başkan Obama’ya puan kaybettirdi. Sağlık reformu yasası Kongre’den geçti 2013′te. Önemli bir gelişmeydi. Bakalım 2014′de uygulama nasıl olacak? Bekleyip görmek gerekiyor.

4-Amerikan Kongresi’nin Reyting Kaybı: Amerikan Kongresi’nin halktan gördüğü destek oranı 2013′te yüzde 5′e kadar geriledi. Bu, Kongre’nin tarihte gördüğü en düşük destek oranı. Amerikalılar kamuoyu yoklamalarında Kongre’ye ve Kongre üyelerine artık güvenmediklerini söylüyor. Bunun başlıca nedenleri, partizan bütçe çekişmeleri, Kongre’nin önemli konularda karar alamaması, göçmenlik reformunu ele almaması, Başkan Obama’yı sürekli engellemesi. Kasım 2014′te Kongre seçimleri var. 435 üyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamıyla 100 üyeli Senato’nun üçte biri için seçim yapılacak. Şu anda Cumhuriyetçiler Temszilciler Meclisi’nde, Demokratlar da Senato’da çoğunlukta. Seçmenin öfkesi ne ölçüde yansır sandığa tahmin etmek zor ama yansıyacağına kuşku yok. Ayrıca 2016′da Amerika’da başkanlık seçimi var ve partiler için 2014 seçimleri bu açıdan büyük önem taşıyor.

5- Tele-kulak Skandalı: 2013, Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) için, dünya liderlerinin telefon ve internet haberleşmelerinin gizlice dinlendiğinin basına sızması skandalı yüzünden çok zor bir yıl oldu. 29 yaşındaki Edward Snowden Amerika’nın başına iş açtı! Snowden Amerika’nın izleme ve dinleme programıyla ilgili çok gizli belgeleri medyaya sızdırdı ve Rusya’ya sığınmak zorunda kaldı. Amerikalılar da Snowden’ın kahraman mı yoksa vatan haini olarak mı tarihe geçeceğini sorguluyor. Buarada 2014′te Başkan Obama’nın dinleme-izleme faaliyetleriyle ilgili olarak yeni kurallar açıklaması bekleniyor.

6-Başkan Obama’nın Düşen Popülaritesi: Başkan Obama, ikinci kez seçimi kazandı ama ikinci dört yıllık döneminin başından beri çeşitli konularda sorun yaşıyor. Obama’nın halktan gördüğü destek oranında 2013′te ciddi bir düşüş oldu. Amerikan tarihinde genelde ikinci dönem seçilen başkanlar ikinci dört yılda sorunlar yaşıyor ve tarihe “başarısız” olarak geçiyor. Ancak istisnalar yok değil. Örneğin Bill Clinton bir stajyerle yaşadığı ilişki nedeniyle res emen uyarılmasına rağmen, ikinci döneminde durumu toparladı ve bugün başarılı bir başkan olarak anılıyor. Ronald Reagan da aynı şekilde İran Kontra skandalına rağmen tarihe iyi bir başkan olarak geçti. George W. Bush ise ikinci dönemde Katrina Kasırgası ve Irak savaşı yüzünden yediği darbenin altından kalkamadı. Bakalım, 2014′te Başkan Obama durumu toparalayabilecek ve partizan çekişmelerin açtığı yaraları kapatıp, Demokrat Parti’yi 2016 başkanlık seçimine hazır hale getirebilecek mi? Bekleyip göreceğiz.

7-Siyah-Beyaz Gerginliği: Ben buna Başkan Obama’nın sessiz gözyaşları da demek istiyorum çünkü ilk kez 2013′te Amerika’nın ilk siyah lideri olan Başkan Obama, bu konuda yorum yaptı ve Amerika’da ırk sorununun hala büyük boyutlarda yaşandığını kabul etti. Barack Obama, siyah bir gencin öldürülmesiyle ilgili davada sanık hakkında verilen beraat kararı hakkında konuşurken, Amerikalılar’a iç hesaplaşma yapmaları çağrısında bulundu. Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney yerine sürpriz bir şekilde gazetecilerin önüne çıkan Başkan Obama, ırk ayrımcılığı tartışmaları doğuran davanın ardından ülkeyi olumlu yönde ilerletecek bazı adımlar atmayı düşündüğünü açıkladı. 17 yaşındaki Trayvon Martin, Şubat 2012’de Florida eyaletinde, kendisinden şüphelenen gönüllü mahalle bekçisi George Zimmerman’la kavgaya girmiş, Zimmerman Martin’i vurarak öldürmüştü. Ancak Zimmerman jüri tarafından suçsuz bulundu. Zimmerman’ın beraatı Amerika’da büyük protesto gösterilerine yol açtı. Başkan Obama, “Vurulan Trayvon benim oğlum olabilirdi. Bu olay 35 yıl önce yaşansaydı, vurulan kişi ben de olabilirdim. Bu ülkede bir mağazaya girdiğinde izlemeye alınma deneyimi yaşamamış çok az Afrika asıllı Amerikalı var. Buna ben de dahilim. Sokaklarda karşıdan karşıya geçerken araçların kilitlerinin kapandığını duymayan çok az siyah Amerikalı var. Bu bana da oldu, en azından senatör seçilinceye kadar. Bir asansöre binip de yanındaki kadının gergin bir şekilde elindeki çantasına sıkı sıkıya yapışıp asansörden ininceye kadar nefesini tuttuğunu görmeyen çok az siyah Amerikalı var. Bunlar çok sık olan şeyler. Abartmak istemiyorum ama bu tarz deneyimler, Afrika asıllı Amerikalılar’ın o  gece Florida’da yaşanan olayları nasıl yorumladığı konusunda bilgi verebilir” dedi. Irk konusu, Amerika’da hala kanayan bir yara, ne yazık.

8-Suriye’yle İlgili Kırmızı Çizgiler: Amerika Suriye konusunda harekete geçmediği için 2013′te çok eleştirildi. Başkan Obama’nın Kongre’den savaş yetkisi istemek yerine görüşme yolunu tercih etmesi uluslararası alanda tepki gördü. Oysa Obama savaş yorgunluğu yaşayan Amerikalılar’ı da düşünmek zorundaydı. Buarada Suriye’de çatışmalar devam etti ve 130 bine yakın Suriyeli hayatını kaybetti. Amerika bir türlü Suriyeli muhalefet gruplarına yardım edip etmeyeceği veya nasıl yardım edeceği konusunda karar veremedi. Gerçi buna fazla şaşmamak gerekiyor çünkü muhalefet de kendi içinde o kadar bölünmüş durumda ki, Amerika’nın gruplar arasında tercih yapması zor. Ama bu durum Amerika’nın karnesine düşük bir not olarak yansıdı.

9-Afganistan’la Anlaşma Başarısızlığı: Afganistan Cumhurbaşkanı Hamit Karzai, Washington’la anlaşmayı seçimlerden sonraya bırakınca bu ülkedeki Amerikan politikasının başarısı da sorgulanmaya başladı. Bu da 2014 sonuna kadar bu ülkeden çekilmeyi planlayan Amerika’nın atacağı adımları zorlaştırdı. Bakalım ne olacak 2014′te?

10-İran’la Ön Anlaşmanın Yeterliliği Sorgusu: Bu konu barış yanlısı olan Obama yönetiminin başarı hanesine yazılabileceği gibi, işler yolunda gitmezse başarısızlık olarak da algılanabilir. Bunu da bekleyip görmek gerekecek. Ancak Kongre İran’a yeni yaptırımlar çıkarma girişimlerinden tamamen vazgeçmiş değil. Ocak ayında Obama yönetimi yeni sorunlarla karşılaşabilir.

Tabii, 2013′te Amerika’da yaşama damgasını vuran başka gelişmeler, yaşanan doğal felaketler var. Sert ve beklenmedik hava koşulları yüzünden Amerika’nın yarısı felaket bölgesi ilan edilirken, ekonominin geçirdiği sarsıntıdan kurtulma çabaları, işsizlik rakamları,  bazı eyaletlerde kabul görmeyen eşcinsel hakları ve evlilikleri konusu gündemde oldu 2013′te. 2014′te neler yaşanacak? Sorunlu konuların çözümünde ilerleme sağlanacak mı? Bunu tahmin etmek zor. Yine her zaman olduğu gibi hayata gülümseyerek bakalım ve 2014′te bizi sağlıklı, mutlu, başarılı, güzel günlerin beklediğini düşünelim. Hepinize mutlu yıllar!

 

ABD Kennedy’yi Anarken Kızı Caroline İzinde

Posted November 19th, 2013 at 11:26 am (UTC-5)
4 comments

Amerika, ülkenin en sevilen başkanlarından biri olan John Fitzgerald Kennedy’nin bir suikaste kurban giderek ölmesinin 50’nci yıldönümünde bu hafta yine gözyaşı döküyor. Bunca yıldır popülerliğini kaybetmeyen bir başkan oldu 22 Kasım’da öldürülen J.F. Kennedy. Eşiyle birlikte Beyaz Saray’a renk kattı, Amerikalılar’ı televizyonla tanıştırdı, uzaya açıldı ve fırtınalı hayatıyla olduğu kadar tarihe geçen kararlarıyla da kendinden söz ettirdi.

Amerika’da eski bir gelenek var. Başkanlar, seçim kampanyalarına en büyük siyasi ve mali desteği veren kişileri, seçildikleri zaman büyükelçi olarak ülke dışında görevlendiriyor. Başkan Barack Obama da kendisinden önceki başkanların izinden giderek seçim kampanyasına en çok katkıda bulunan siyasi ve mali destekçilerini Amerika’nın dış temsilciliklerine büyükelçi olarak atıyor. Bunlardan sonuncusu eski Başkan John Fitzgerald Kennedy’nin hayattaki tek çocuğu olan Caroline Kennedy. ABD’nin en sevilen başkanının kızı, 55 yaşındaki Caroline Kennedy, babasının bir suikaste kurban gitmesinin 50’nci yıldönümünden bir hafta önce Japonya’da büyükelçi olarak göreve başladı.

Caroline Kennedy

Tokyo’nun Narita Havaalanı’nda sıcak bir törenle karşılandı Caroline Kennedy. Mutlu görünüyordu, elinde bir demet çiçekle gazetecilere gülümseyerek el salladı defalarca. 55 yaşında olan avukat Caroline Kennedy böylece sıfatlarına “büyükelçi” ünvanını da eklemiş oluyor. Caroline Kennedy Başkan Obama’nın kampanyasına büyük bağış yapanlardan biri değil ama 2008’den beri siyasi açıdan seçilmesinde etkili olduğu biliniyor. Caroline Kennedy, Başkan Obama’nın seçim kampanyalarına büyük bağışlar yapan John Roos’un yerine büyükelçi oldu. Dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olan Japonya Amerika’nın en güçlü müttefiklerinden biri, Washington’un dördüncü büyük ticaret ortağı. Japonya’da 50 bin Amerikan askeri görev yapıyor.

A horse-drawn carriage moves in front of the Imperial Palace after newly appointed U.S. ambassador to Japan, Kennedy presented her credentials to Japan's Emperor Akihito in Tokyo

Kennedy ailesinin uzun bir siyasi geçmişi var. Caroline Kennedy ise ilk kez böyle üst düzey resmi bir görev üstleniyor. Amerika’nın ilk kadın Japonya Büyükelçisi olan Caroline Kennedy, kendisini karşılamaya gelenlere, “Sizlere Başkan Obama’nın selamlarını getirdim. Amerika’nın Japonya Büyükelçisi olarak burada onu temsil etmekten onur duyuyorum. Ayrıca babamın kamu hizmetine bağlılık mirasını da buraya taşıdığım için çok gururluyum,” dedi.
Caroline Kennedy bir süre New York’ta eğitim genel müdürlüğü için çalıştı, ardından 2009 yılında New York Eyalet Senatosu için seçime gireceğini açıkladı ancak sonradan adaylığını geri çekti. Siyasete çok çekinerek baktı. Babasını çok küçük yaşta bir suikaste kurban veren, ardından amcasını bir suikastte kaybeden bir çocuğun tedirginliği ve korkusunu taşıyor belki. Caroline Kennedy, Amerika’nın en popüler başkanlarının başında gelen J.F. Kennedy’yle ölen eşi Jacqueline Bouvier Kennedy’nin hayattaki tek çocukları. Caroline’nın kardeşi, babasıyla aynı adı taşıyor John F. Kennedy, eşiyle birlikte 1999 yılında genç yaşta bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Kennedy’nin bir kızı ölü doğdu, bir oğlu da doğduktan birkaç saat sonra hayatını kaybetti.

Newly appointed U.S. ambassador to Japan Caroline Kennedy gets out of a horse-drawn carriage as she arrives at the Imperial Palace in Tokyo

Japon halkı için de bir video mesajı yayınladı Caroline Kennedy. Amerika’nın ilk atom bombasına hedef olan Hiroşima kentine ilk kez 20 yaşındayken gittiğini, Japon tarihi ve sanatı okuduğunu, balayını da bu ülkede geçirdiğini, Japonya’dan çok etkilendiğini anlattı videoda. “Japonya’ya ve özellikle de Hiroşima’ya yaptığım geziler, bende daha iyi daha barış içinde bir dünya için çalışma yönünde büyük bir istek oluşuturdu” dedi Japonlar’a. Caroline’nın babası olan John F. Kennedy, bir kez 1951 yılında Japonya’ya gitmişti ancak başkanlık yaptığı üç yıl içinde genelde bu ülkeye gitme fırsatını kaçırmayan bakanların aksine Japonya’yı hiç ziyaret etmemişti.

Caroline Kennedy

Buna rağmen Başkan Kennedy Japonya’da çok popülerdi, hala da öyle. 1964 yılında bu ülkeye gitmeyi planlıyordu, hatta Kennedy 22 Kasım 1963 tarihinde Teksas’ın Dallas kentinde vurularak öldürüldüğü zaman, o dönem Dışişleri Bakanı olan Dean Rusk, ziyaret hazırlıkları için bir heyetle Tokyo’ya gitmek üzere uçaktaydı. Büyük Okyanus’un üzerinde suikast haberinin gelmesi üzerine Rusk’ı götüren uçak Amerika’ya dönmüştü.

Amerika’nın daha önce Japonya’ya gönderdiği büyükelçiler arasında eski Başkan Yardımcısı Walter Mondale de var.

Amerika’nın en popüler başkanlarından John Kennedy’yi böylece anıp, kızı Caroline’nın babasının izinden mi gitmeye başladığı sorusunu sorduktan sonra büyükelçi olabilmek için başkanın seçim kampanyasına ne kadarlık bir katkıdan söz ettiğimize açıklık getirelim.

Amerika’da siyasi gelişmeleri izleyen OpenSecrets, Başkan Obama’nın da meslekten diplomat olanların yerine birçok önemli ülkeye büyükelçi olarak seçim kampanyalarına en çok katkıda bulunan destekçileri atadığına dikkati çekiyor. Siyasi bir gözlem grubu olan OpenScrets, Başkan Obama’nın ilk dört yılı içinde seçim kampanyalarına 500 bin dolardan fazla bağış yapan veya para toplayan en az 23 kişiyi büyükelçi olarak atadığını belirtiyor. Bu büyükelçilerin çoğu, Amerika’nın en yakın müttefiki olan ülkelere atandı.

Bu uygulama hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi başkanlar döneminde hep uygulanmışy ama Amerika Dışişleri Derneği durumdan şikayetçi. Diplomatlardan oluşan dernek, geçen yıl bir açıklama yaptı ve “büyükelçiliklerin üç yıl süreyle para karşılığında kiralanması anlamına gelen bu çarpık uygulamadan derhal vazgeçilmesini istiyoruz. Dünyanın başka hiçbir demokrasisinde böyle bir uygulama yoktur. Diplomat olmayanların büyükelçi olarak atanmaması gerekir” dedi.

Birkaç örnek daha verelim. Başkan Obama’nın ikinci dönem seçim kampanyasına 1 milyon 200 bin dolar bağışta bulunan işadamı Matthew Barzun, Obama’nın birinci döneminde üç yıl İsveç büyükelçiliği yaptıktan sonra şimdi de Amerika’nın İngiltere Büyükelçisi oldu.

HBO Televizyonu yöneticilerinden James Costos, Obama’nın 2012 kampanyası için 500 bin dolar bağış yaptı ve Amerika’nın İspanya büyükelçiliğine atandı. Küresel bir yatırım firmasının yöneticisi John Emerson da, Obama kampanyasına 500,000 dolar bağışladıktan sonra Almanya’ya büyükelçi olarak gitti.

Amerika bu hafta en sevilen başkanlarından John Kennedy’yi anarken, hayattaki tek çocuğu, kızı Caroline Kennedy’nin ilk kez böyle büyük bir devlet görevi üstlenerek Japonya’ya büyükelçi olarak gitmesini de gündeme getirelim istedim. Bir başka konuyla yine birlikte olmak umuduyla.

Gökkuşağı

Gökkuşağı

Gökkuşağı siyasetten, sanata, akıp giden hayattan kayıp giden görüntülere, Washington’un aşırı sıcak, soğuk, karlı, yağmurlu, sert rüzgarlı ama yumuşak sürprizlerle dolu havasından, sokaktaki çocuğuna, yetişkinine, kedisine,  köpeğine ve diplomasi trafiğine kadar çok geniş bir  alanda birlikte nefes alacağımız bir ortam. Amerikan Kongresi’ne beş,  Beyaz Saray’a on dakika mesafede, düşünce üreten kuruluşların ve lobi şirketlerinin  merkezinde, Washingtonlular  politikalardan ne kadar etkilenir, nasıl yaşar, nasıl eğlenir, nelere güler, hangi  kitapları okur,  hangi gazeteleri alır,  televizyonda ne tür programlar  izler, “dizi” çılgınlığı yaşar mı, yayıncılıkta nelere önem verir, neleri “haber” sayar, habercilikte hangi standartları uygular, sosyal medya hakkında ne düşünür, çocuklarının okul tercihini neye göre yapar? Halk hayat pahalılığından ne kadar şikayet eder, dinlenmek için ne yapar, Beyaz Saray’da olup bitenlerle ne kadar ilgilenir? Başka ülkelerdeki olaylara ilgi duyar mı? Parası olunca hangi ülkelerde tatil yapar? Gökkuşağında bunların hepsinden bir nebze bulacaksınız. Gökkuşağı her zaman yorumlarınıza açık olacak.

Hulya Polat

Hulya Polat yayıncılığa Ankara Radyosu'nda başladı, TRT'de ve Amerika'nın Sesi'nde devam etti. Çok sayıda yayıncılık ödülü, siyasetçilerden sanatçılara kadar birçok kişiyle radyo ve televizyon ropörtajları var. Sivil toplumcu, gönüllü çalışmaların önemine inanıyor. Washington Türk-Amerikan Derneği Başkanlığı yaptı, Atatürk Okulu, Türk Festivali ve derneğin internet sitesiyle Amerikalı öğretmenlere Türkiye'yi tanıtma seminerleri başlatılmasında öncülük etti. Kitapları, sinema, tiyatro ve müziği, güneşi ve denizi seviyor. Yayınlanmış bir öykü kitabı var. "Dünyada en çok sevdiği işi yapma güzelliğini yakalayan ve kanseri yenen şanslı kişilerden biriyim, haberciliği, hayatı ve onlarla ilgili herşeyi seviyorum" diyor.

Bölümler

Takvim

April 2014
M T W T F S S
« Mar    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930