blank

VOA Hakkında | İletişim

Cuma, 18 Mayıs 2012Amerikalılar Haber İzliyor

Amerikalılar’ın alışkanlıklarıyla ilgili olarak sizleri bilgilendirme konusunda bloğa başlarken söz vermiştim. Washington’daki PEW Araştırma Merkezi’nin bir araştırması tam zamanında geldi. Amerikalılar televizyonda haber izliyor mu sorusunun yanıtını merak ediyorsanız bu yazı tam size göre!

PEW’un 12-25 Ocak 2011 tarihleri arasında yaptığı araştırmaya 2,251 yetişkin katıldı. 18 yaşın üstündeki katılımcıların 750′si de cep telefonlarıyla soruları yanıtladı. Sorular İngilizce ve İspanyolca olarak soruldu. Sonuçlara bakarsak, yerel haberleri izleyen Amerikalılar’ın oranı yüzde 72. Yerel haberler derken yanlış anlaşılmasın, sadece hava durumunu, trafik kazalarından söz etmiyoruz, bu haberlere önemli siyasi gelişmeler, uluslararası nitelikte büyük olaylar, savaşlar da dahil.

16 konudaki haberleri izleyip izlemedikleri soruldu araştırmaya katılanlara.  Bu 16 konudan 12′sini, yüzde 72′lik grup izliyor. 16 konudan 14′ünü denekler, yerel gazetelerden almak istediklerini söylediler. 16 konudan sadece 4′ünü televizyondan izlemeyi tercih ediyor Amerikalılar. Bunlar hava durumu, flaş haberler, siyaset, eğitim ve trafik/suç haberleri. Yerel haber izleyenlerin yüzde 32′si, bölgelerinde okudukları gazetelerin yayınına son verilmesinin hayatlarını çok etkileyeceğini söylüyor. 40 yaşın üstündeki haber izleyicilerinin yüzde 71′i çoğu zaman haber izliyor. Yüzde 25′i sadece önemli bir olay olduğu zaman haber izlemeyi tercih ediyor.

Gelelim internetçilere. 18-39 yaş grubunda yerel haberleri izleyenlerin oranı yüzde 91. Ve bu grup haberleri internetten izliyor.  40 yaşın üstünde yerel haber izleyenlerinse yüzde71′i internet kullanıcısı. Yetişkinlerin yüzde 82′si yerel haberleri takip etmiyor.

New York Times gazetesine göre, ki bu bilgiler Nielsen Araştırma Şirketi’nin verilerine dayanıyor, bir Amerikalı haftada ortalama 34 saat televizyon izliyor. Bu rakam 2010 yılından. Bu oran 2009′a göre yüzde 1′lik bir artış anlamına geliyor.

PBS televizyonunun bir araştırmasına göre de, Amerikalılar’ın TV izleme alışkanlıklarını şöyle özetlemek mümkün:

%57 TV haberlerini,
%54 yerel haberleri,
%34 kablolu haber kanallarını,
%28 gece haberlerini,
%23 sabah programlarını ve içindeki haberleri izliyor.

Çok da haberle ilgisiz değil Amerikalılar. Ama TV’de rekor kıran programlar yine American Idol, The Voice gibi ses yarışmaları ve ünlü komedyenlerin sunduğu komedi programları. Dizilere gelince o ayrı bir hikaye! Söz, onlara da daha sonra bakarız.

Siz TV’de neler izliyorsunuz? Haberlere bakıyor musunuz? Ne tür programlar ilginizi çekiyor? Yeni bir yazıya kadar hoşçakalın.

Cuma, 11 Mayıs 2012Annelere Selam Olsun!

Önce Anneler Günü yürekten kutlu olsun bütün kadınların. Bütün kadınların diyorum çünkü anne olmasa da her kadın ya teyzedir, ya abla, kardeş, ya da yenge. Dolayısıyla kendi doğurmasa da annelik etmiştir yeğenlerine, kardeşlerine, arkadaşlarının çocuklarına. Bu yüzden de hakları ödenmez. Anneler Günü gibi güzel bir günde ayrıca bir kez daha “kadına şiddet son bulsun” diye haykırıyorum.  Kulaklarınızı tıkamayın, gözlerinizi kapamayın. Kime karşı olursa olsun şiddetin hiçbir şekli kabul görmemeli dünyada.  Kadına karşı şiddet Türkiye’de, Amerika’da, dünyanın her ülkesinde var ne yazık. Bizlere bireyler olarak önemli sorumluluk düşüyor bu konuda. Dilerim hükümetlerin, uluslararası kuruluşların,  sivil toplum örgütlerinin de çabalarıyla bu ciddi sorun son bulur. Başkan Obama da Anneler Günü mesajı yayınladı ve “Anneler toplumumuzun ve  hayatlarımızın temel taşıdır, onlar en önemli varlıklarımızdır” dedi. Amerika’da 13 Mayıs Anneler Günü’nden başlayarak bir hafta boyunca “Ulusal Kadın Sağlığı Haftası” kutlanıyor ve bu yılın teması “Sıra Sizde” (It’s Your Time), neden mi çünkü anneler her toplumda kendilerini çok ihmal ediyor, çocuklarını, eşlerini, yakınlarını düşünmekten kendi sağlıklarına bakmaya zaman bulamıyor. Sonunda bu gerçeği bütün dünya kabul etmişe benziyor. Amerika Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanı Kathleen Sebelius da kadın sağlığına büyük önem verdiğini ve özellikle de annelerin kendilerine iyi bakmalarını istediğini sık sık tekrarlıyor. Bakanlık kısa bir tavsiye listesi çıkardı bu yılın teması “It’s Your Time!” ile ilgili olarak. Kadınların yapması gerekenler şöyle sıralandı:

*Düzenli sağlık kontrolları yaptırın,  sağlık sorunlarına karşı önleyici tedbir alın

*Spor yapın

*Sağlıklı beslenin

*Akıl sağlığınıza dikkat edin, yeterli uyuyun, stresi kontrol altında tutun

*Sigara ve içki gibi sağlıksız davranışlardan kaçının

*Araçta kemerinizi bağlayın, bisiklet ve motosiklette kask giyin

Tamam bunları yapalım. Ama ben annelere daha başka öneriler sunmak istiyorum bir uzmanın yardımıyla.

Kadınların hayatlarını güzelleştirmek için 8 ipucu!

Psikolojik Danışman Necmiye Doğruer, “Her yaşam kendine özel çaba ve emeklerle gelişir. Yaşamın her alanında başarıyla yer alan kadınlar,  gelişim için kendilerine sunulan önerileri değerlendirmek ve yaşama geçirmek konusunda oldukça başarılı. Doğumdan ölüme kadar hayatın her anında varlıklarını güçlü bir şekilde hissettiren kadınların, kendi yaşamlarını güzelleştirmek ve iyileştirmek de yine kendi ellerinde” diyor. Haksız da değil. Peki bunu nasıl yapacağız?

İstanbul’daki Anadolu Sağlık Merkezi Psikolojik Danışmanı Dr. Necmiye Doğruer’in verdiği ipuçları:  (Parantez içindekiler benim görüşlerim…Siz uzmanı dinleyin, bana aldırmayın!)

1. Bedeninizi tanıyın: Bizi taşıyan bedenimiz özene ve bakıma ihtiyaç duyar. Bu nedenle bedeninizin size söylediklerine kulak vermeniz gerekir. Beslenmenize dikkat edip; spor, yoga ve meditasyon gibi çalışmalarla bedeninizi destekleyin. Bedeninizin varlığını, ritmini hissetmek ve bu yolla içsel bir bağ kurmak yaşamı algılayışınızı etkileyecektir. (Benim gibi “çok yoğun çalışıyorum, spora ayıracak vaktim yok” mazeretine sığınıp kilo almayın! Çünkü kilo, psikolojiyi etkiler…)

2. Kendinizi tanıyın: Sizi belirleyen özellikleri, güçlü ve zayıf yönlerinizi tanıyın. Kendinizi ancak “kendinizi tanırsanız” sevebilirsiniz. Kendinize dair gerçekleri görüp kabul etmek, içinizde oluşacak duyguyla sizi huzurlu ve mutlu bir geleceğe taşıyabilir. (İnsanın kendi kendisiyle barış içinde olması hayata bakışını bence etkileyen en önemli karakter özelliği. İnsan kendisini hatalarıyla, sevaplarıyla tanır ve severse, hayatı kolaylaşır. Bu çok doğru. Kendisiyle barış içinde olmayan bir insan çevresiyle de hep kavga modunda olacağı için başı beladan kurtulmaz!)

3. ‘Keşke’ ve ‘ama’ ları hayatınızdan çıkarın: Gelişmek ve gelişimle renklenen bir yaşam sürmek için “keşke” ve “ama” kelimelerini yaşamınızdan uzak tutun. Yaşam ileri giden bir süreçtir, geçmişi görüp ders çıkarmak iyidir fakat bu iki kelimenin alt anlamlarının da oluşturduğu baskının sıkışmışlığıyla geçmişe takılı kalmayın. (Uzmanımız haklı..Evet, herşeyi başka türlü yapabilir, farklı adımlar atabilir, herkese başka türlü davranabiliriz..Ama nereye kadar? Bunların hesabını tutup, sorgulamak bence de insana zaman kaybettirir. Bunun yerine birşey söylemeden ve yapmadan önce düşünmek, hataları en aza indirmek bir çözüm olabilir. Çünkü kırık kalplere, yapılan hatalara çok kolay deva bulunmayabilir!)

4. İşinizi sevin ve önemseyin: Dişil özelliklerinizle iş dünyasında var olmanız sizi hem kendinize hem de yaşama yabancılaşmaktan koruyacaktır. Ancak iş dünyasının sizden beklediği “erkek gibi hissetme ve davranma”  kalıbına girmemeye özen gösterin. (Çalışan kadın olmak kolay değil ama dengeyi kurabilirseniz son derece keyifli demek isterim. Burada beni ciddiye alabilirsiniz çünkü 20 yaşımdan beri çalışıyorum, işimi çok büyük keyifle yapıyorum, “keşke”lerim yok denecek kadar az, iki güzel çocuk yetiştirdim, nazarlar uzak olsun, düzenli bir aile hayatım var, mutluyum olabildiğince. Yani “super woman” olmanız gerekmiyor bunları yapmak için. Gerekli olan, özveri, anlayış, sevgi ve saygı. Bunları gösterirseniz, karşılığını görürsünüz..)

5. Annenizle zaman geçirin: Kadınların gücü annesinden gelir ve kadınlar yeni oluşumlara, ilişkilere, büyümeye bu güçle yönelirler. Annenizden alabildiklerinizi büyük bir şükranla ve yeterlilik duygusuyla kabul edin. (Doğru söze ne denir? Uzmanım, duygularıma tercüman oldunuz. 32 yıl oldu anneciğimi kaybedeli. Onu andığım her an “burnumun direği sızlıyor.” Siz siz olun annenizin kıymetini bilmezlik etmeyin. Sık sık sarılın ona, sevginizi belli edin. Ona ne kadar değer verdiğinizi, ondan ne kadar çok şey öğrendiğinizi anlatın bıkmadan. Her zaman yanında olduğunuzu, olacağınızı hissettirin. Ben yapamıyorum ve işte burada “keşke” diyorum. Keşke annem hayatta olsaydı da…)

6. Kadın arkadaşlarınızla bol bol zaman geçirin: Kadınların birbirine verdiği destek ve yakınlık gerçekten çok kıymetlidir. Benzer duygularla benzer olayları yaşayan kişilerin bir arada olması destek ve güvenle yalnızlık hissini giderir. (Kadın dayanışmasına paha biçilmez! Herşeyinizi anlatamazsınız belki ama olsun, yine de buluşup bir çay için, yürüyüş yapın. Arada e-mail atın, telefon edin. Amerikalılar’ın dediği gibi “keep in touch” yani haberleşin. Kötü günlerinde de iyi günlerinde de yanında olun arkadaşlarınızın. Ben arkadaştan yana çok şanslıyım, en kötü günlerimde hiç yalnız bırakmadılar beni. Onlara da selam olsun!)

7. Destek istemekten çekinmeyin: İhtiyacınız olduğunda aile bireylerinizin özellikle de hayat arkadaşınızın desteğini istemekten, ihtiyacınızı dile getirmekten ve size gereken desteği almaktan çekinmeyin. Partnerinin desteğini alabilen kadın yaşamın getirdiği zorlukları daha kolay bir biçimde göğüsleyebilir ve ilişkisinden aldığı güçle özünden uzaklaşmadan yaşam mücadelesini sürdürebilir. (Ne diyeyim, bu da çok önemli ama buna girmeyeyim fazla özel olmasın!)

8. Sevmeye odaklanın: Sevilmeyi değil sevmeyi yaşamınızda öncül kılın.  Ama önce kendinizi sevin. Sevgi sadece severken oluşur. Kendisini sevebilen başkalarını da sevebilir. Her kim olursa ve nasıl özelliklere sahip olursa olsun, karşınızdakinin sizin gibi olmasını, size benzemesini beklemeden sevin ve kabul edin. (Kendinizle, güzellikleriniz ve çirkinliklerinizle barış içinde olun, psikolojik danışman Necmiye Doğruer’in söylediği gibi. Sevgi bence hayatın ta kendisi. Severseniz sevilirsiniz de..)

Anneler, bütün kadınlar kendinize iyi bakın. Uzmanımızın tavsiyelerini ciddiye alın ve hayatın tadını çıkarın. Hepinizin Anneler Günü Kutlu olsun!

 

 

Cuma, 04 Mayıs 2012Facebook’tan Organ Bağışına Teşvik!

Bu bence çok önemli bir konu, bugün de sağlık olsun! Facebook’un iki kurucusundan biri olan Mark Zuckerberg, kafasında kansere yenik düşen teknoloji devi Steve Jobs’dan aldığı ilham, kalbinde kız arkadaşı Priscilla Chan’in aşkı, Salı günü beklenmedik bir çağrıda bulundu ve organ bağışına izin verecek bir Facebook butonu kullanmaya başladıklarını açıkladı. Tabii Facebook izleyicileri, hemen kampanyaya katılmaya başladı ve günde 400 olan ortalama organ bağışları 24 saat içinde altı bine, ondan sonra da 100 binin üstüne çıktı. İşte sosyal medyanın gücü de burada. Facebook, bir kampanya açtığı zaman ses getiriyor çünkü milyonlarca izleyicisi var. Facebook da gücünü bir sağlık kampanyası açarak, organ nakli için bekleyen onbinlerce kişiye umut oldu. Dünyanın en büyük sosyal paylaşım sitesi olan Facebook sosyal sorumluluğunun da bilincinde. Amerika ve İngiltere’deki Facebook kullanıcıları, Salı gününden itibaren sağlık bölümünde ‘Organ Donörü’ seçeneğini tıklayabiliyor. Kullanıcı eğer organ donörü ise nerede yaşadığını, ne zaman organ donörü olduğunu belirtebilir, niçin organ donörü olduğunu anlatan hikayesini de ekleyebilir. 1 milyara yakın üyesi olan dev sosyal paylaşım sitesi Facebook tarafından organ bağışı zinciri sayesinde aylarca, yıllarca organ bekleyen, organ nakli yapılamadan ölen milyonlarca kişinin hayatı kurtarılabilir.

Zuckerberg’e Steve Jobs hayranlığı ve aşkı yol gösterdi
Mark Zuckerberg televizyonlara yaptığı açıklamada, “Bugün ABD’de 114 binden fazla kişi, dünya çapında milyonlarca kişi, yaşamlarını kurtaracak kalp, böbrek nakli için bekliyor” dedi. Zuckerberg arkadaşı, Apple’ın CEO’su Steve Jobs’ın ölümününün bu projeyi geliştirmesinde etkili olduğunu söyledi. Jobs, karaciğer nakli olmasına rağmen geçen yıl pankreas kanserinden hayatını kaybetmişti. Zuckerberg’in ikinci ilham kaynağı, kız arkadaşı Priscilla Chan. Zuckerberg, “Priscilla tıpta okuyor. Akşam yemeği konuşmalarımız sık sık Facebook hakkında oluyor. Bana hep bazı hastaların organ nakli olamadıkları için için durumlarının kötüleştiğini anlatıyor” şeklinde konuştu.
ABD’de Organ Bağışları Tırmanıyor
Facebook’un sosyal medyadaki gücünü böyle bir amaçla kullanması sevindirici. Mark Zuckerberg, gerçekten yararlı bir girişime imza atmış oldu. Sayılara bakarsak, en iyi sonuçlar Facebook şirketinin merkezinin bulunduğu California eyaletinde alındı. Bir günde ortalama 70 kişinin organ bağışında bulunduğu California’da Zuckerberg’in çağrısından sonraki 24 saat içinde tam 3,900 kişi organlarını bağışlamak için kayıt yaptırdı. Los Angeles bölgesindeki organ bağışlarını koordine eden OneLegacy adlı kuruluşun sözcüsü Bryan Stewart, “bağış listesine daha çok kişinin katılmasını minnetle karşılıyoruz. Sürecin ne kadar süreceğini ve katılımın ne kadar büyüyeceğini görmek için sabırsızlanıyoruz” diye konuştu. Resmi rakamlara göre bugün Amerika’da 114 bin Amerikalı, karaciğer, böbrek, kalp ve akciğer ve diğer organların nakli için bekliyor. Geçen yıl 6,600 kişi organ nakli beklerken hayatını kaybetti. Amerika’da birçok kişi ehliyet alırken veya ehliyetlerini yenilerken organ bağışlayıp bağışlamayacağına karar veriyor.Bu şekilde organ bağışlayanların oranı sadece yüzde 2. Çocukların organ bağışı konusunda ailelerinin izni gerekiyor. United Network for Organ Sharing (UNOS) Organ Paylaşım Şebekesi adlı kuruluş, Amerika’da organ bağışlarını düzenliyor. UNOS’a göre, şu an ABD’de organ bekleyen 114 bin kişi var. Geçen yıl organ bulamadan ölenlerin sayısı 6,600 oldu. Genelde her yıl ortalama 10 bin kişi bu nedenle ölüyor. Yine UNOS’a göre ehliyetlerinde organ donörü olduğunu yazan Amerikalılar’ın oranı yüzde 43. Facebook’a organ bağışı Amerika ve İngiltere’den yapılabiliyor. Facebook 2004 yılında kuruldu, tüm dünyada 526 million günlük kullanıcısı var.

Ben çevremde son 20 yıl içinde dört böbrek nakli gördüm, hepsi hayat kurtardı. Birinde bir anne oğluna, diğerinde bir kadın eşine, öteki ikisinde de kardeş kardeşe böbrek bağışladı. Hepsi bugün hayatlarına devam ediyor. Bu konudaki düşüncelerinizi merak ediyorum. Siz olsanız organlarınızı bağışlar mıydınız?

Perşembe, 26 Nisan 2012Çocuklar First Lady’yi Sıkıştırdı!

Bugün Amerika’da “Çocuklarınızı İşe Götürün Günü” ve First Lady Michelle Obama da Beyaz Saray’da bir grup çocuğu ağırladı, sorularını yanıtladı. Çocuklar Başkan Obama’nın eşini sorularıyla hem güldürdü, hem de fena terletti. “Başkan olmak istiyor musunuz?” sorusu Michelle Obama’yı epey düşündürdü! Michelle Obama şöyle yanıtladı 8 yaşındaki kız çocuğunu:

“Hayır, Başkan olmak istemiyorum. Başkanlık hem çok önemli, hem de çok zor bir iş. Eşimin görevi bitince, başka işler yapacağız. Memlekete hizmet etmek için ille de başkan olmanız gerekmiyor, ülkenize birçok şekilde hizmet edebilirsiniz. Yaşınız ilerledikçe güçlü ve zayıf taraflarınızı daha iyi görüyor, kendinizi daha iyi tanıyorsunuz. Herhalde aday olmam çünkü başka ilgi alanlarım var ve o alanlarda hizmet etmeyi daha çok istiyorum.”

Danielle adlı küçük bir kız, bugünün doğum günü olduğunu söyledikten sonra Michelle Obama’dan doğumgünlerinde ne yapmayı sevdiğini öğrenmek istedi. Michelle Obama’nın cevabı şöyle oldu: “O gün daha çok uyur,  geç kalkarım. Genellikle istediğimi giyer, istediğimi yerim. Çoğu zaman Barack beni ve kızlarımızı  yemeğe götürür. Özetle o gün hiçbir şey yapmam. Bence en güzel doğumgünü hediyesi de hiçbir şey yapmamaktır.”

10 yaşındaki Michael, Obama ailesinin köpeği Bo’yu sordu First Lady’ye. Küçücükken aldıkları Bo’nun Ekim’de üç yaşına gireceğini anlattı Michelle Obama. Çocuklar da onun gibi evlerindeki kedilerini, köpeklerini, kuşlarını çok sevdiklerini söylediler.

“First Lady” olmak zor mu diye soran çocuklar  “evet” yanıtı aldı. Michelle Obama’nın en büyük sıkıntısı, istediği zaman sokağa çıkıp istediği yere gidememek. Gözlerden uzak olamamak. Hem güvenlik açısından hem de protokol açısından First Lady’nin kendi başına hareket etmesi mümkün değil. Michelle Obama bulunduğu konumda, birçok yardım faaliyeti yürütebildiği için şanslı olduğunu anlattı çocuklara. Özellikle asker ailelerinin sorunları üzerinde yoğunlaştığını söyledi.

Bir soru üzerine Michelle Obama, sebze bahçesini anlattı, 12 görevlinin kendisine yardım ettiğini, bahçede meyve vermeye başlayan bir de incir ağacı bulunduğunu söyledi. Mantar yetiştirdiklerini, çok çeşitli meyve ve sebzeleri olduğunu belirtti.

“Let’s Move” adlı girişimini de anlatan Michelle Obama, obezitenin başta diyabet olmak üzere birçok sağlık sorununa yolaçtığını hatırlattı. Çocuklara aldıkları gıdalara dikkat etmeleri gerektiğini söyledi ve “sağlık herşeyin başı” dedi.

İşte Michelle Obama’dan son söz:

“Sebzelerinizi, meyvelerinizi yemeyi ihmal etmeyin. Hareket edin. Her zaman televizyonun önünde oturup kalmayın. Kalkın, vücudunuzu hareket ettirin.”

“Eat your vegetables.  Eat your fruit.  And exercise.  Move your bodies; don’t sit in front of the TV all the time.  Get up.  Stand up and move.”

First Lady’yi dinlemekte yarar var. Çünkü formunu koruyor, zaman zaman çocukları Beyaz Saray’ın bahçesinde toplayıp onlarla birlikte spor yapıyor. Hatta katıldığı televizyon programlarında hangi hareketleri yaptığını hemen göstermekten çekinmiyor.

Michelle Obama’nın farklı bir tarzı olduğuna ve Beyaz Saray’a yepyeni bir soluk getirdiğine hiç kuşku yok. Ne dersiniz?

Pazartesi, 16 Nisan 2012“Aslan Kral” Broadway’in Gururu

Sizce Amerikalılar bugünlerde sahnede en çok hangi oyunu ya da müzikali izliyor ve de çok beğeniyor? Fazla düşünmeyin çünkü cevap başlıkta gizli! Evet, “The Lion King” New York’un ünlü Broadway tiyatarolarının gişe rekorunu kırdı. Daha doğrusu “Operadaki Hayalet”in elinden en çok izlenen ve gelir getiren müzikal olma rekorunu sonunda aldı. Açıklanan rakamlara göre, Operadaki Hayalet bugüne kadar 853,122.847 bin dolarla elinde tuttuğu birinciliği geçen hafta The Lion King’e kaptırdı. Lion King (Aslan Kral) 853,846.062 bin dolarla öne geçti. Disney şirketinin ürünü Lion King, 1997 yılında ilk kez sahnelenmişti. Phantom of the Opera, Operadaki Hayalet ise 1988 yılından beri sahnelerde. Yani aradaki on yıla rağmen Lion King öne geçmeyi başardı. Operadaki Hayalet 24 yılla Broadway’in en uzun süre sahnede kalan müzikali. The Lion King şu anda altıncı durumda. Unutmayın, iki müzikalin başlama tarihleri arasında 10 yıl var.

Peki iki rakip müzikalin ortak noktaları var mı? Elbette. İkisinin arkasında da iki dev besteci var bir kere. Operadaki Hayalet, ünlü besteci Andrew Lloyd Webber’in eseri ve müzikali Harold Prince yönetiyor. The Lion King de Elton John’la Tim Rice’ın müzik dehasına dayanıyor. İki müzikal de birçok ödül aldı bugüne kadar. Lion King tam bir aile müzikali. Çocuk çocuk gidilip izlenecek, gözyaşı dökülecek bir sahne şovu. Operadaki Hayalet de birbirinden güzel şarkılarıyla yetişkinlere hitap eden bir aşk hikayesi. Ama bugünlerde New York’ta en popüler sahne şovu ne derseniz bilin ki artık Lion King daha popüler. Belki kısa bir video izlerseniz, kostümlere, makyaja ne kadar büyük emek verildiğini görmeniz mümkün olur.

Aslan Kral’ın bendeki anısı, kızım küçücükken filmine gitmiş olmamız. Yanyana oturup, hıçkıra hıçkıra küçük aslanın babasının ölümüne, amcasının mezalimine ağladığımızı dün gibi hatırlıyorum. Hey gidi günler! Benden bir tavsiye. Siz siz olun sanatı, tiyatroyu, sinemayı ihmal etmeyin. Hepsi çok büyük emek gerektiren, bir o kadar da büyük yetenek isteyen sektörler. Sanatçıya, sanata destek olmaktan vazgeçmeyin. Sevgiyle kalın.

Çarşamba, 04 Nisan 2012“Bacağını Ödünç Ver” Kampanyası

Foto: www.mayinsizbirturkiye.org

4 Nisan Dünya Mayın Bilinci Geliştirme Günü olarak kutlanıyor her yıl. Bu yılki kampanyaya günün sloganı damgasını vurdu: “Bacağını Ödünç Ver”. Türkiye’de 10 bin mayın mağduru var. Resmi rakamlara göre her yıl 200 kişi mayınlar yüzünden hayatını kaybediyor. Peki mayın sayısı? Resmi tahminlere göre, Türkiye’de en az bir milyon mayın var. Bunların 600 bini Suriye sınırında. Ayrıca İran, Irak, Gürcistan ve Ermenistan sınırında mayın olduğu biliniyor. Bir de Türkiye içinde PKK’nın yerleştirdiği söylenen mayınlar var, bunların sayısı kesin değil. Türkler dört kuşaktır mayınlarla kucak kucağa yaşıyor.

Foto: www.mayinsizbirturkiye.org

Dünyada 60 ülkede mayın döşeli. Afganistan bu konuda en tehlikeli ülkelerin başında geliyor. İşte Afganistan’dan bir öykü size. Firuz Alizade, 1996′da Afganistan’da bir mayına basmış 14 yaşındayken ve patlamayla kendinden geçmiş. “Kendime geldiğim zaman hemen öleceğimi düşündüm ama ölmedim. Sol ayağım havaya uçmuştu. Kollarım, bacaklarım, heryerim kan içindeydi” diye anlatıyor başından geçen olayı. Firuz, “Hayatta kalmam bir mucize, yardım alabileceğim, kanamamı durduracak bir ilk yardım ekibine ulaşmam tam 7  saat sürdü. Tam 13 saat sonra beni kanlar içinde hastaneye ulaşatırdılar, ameliyata aldılar,” diye devam ediyor.

Firuz Alizade bugün kısaca ICBL olarak bilinen Uluslararası Kara Mayınlarını Yasaklama Girişimi’nin kampanya yöneticisi. Grubun kurucusu ve kordinatörü Jody Williams, 1997′de Mayınları Yasaklama Sözleşmesi’nin öncüsü olarak Nobel Barış Ödülü aldı. Anlaşma 1 Mart 1999′da yürürlüğe girdi. Bugün ülkelerin yüzde 80′i, mayınları yasaklamış durumda, artık mayın üretmiyor, milyonlarca mayın da zararsız hale getirildi. Ancak Alizade, çabaların devam etmesi gerektiğini vurguluyor ve nedenini şöyle açıklıyor: “Günde ortalama 12 kişi mayınlar yüzünden ölüyor veya sakat kalıyor. Bu, yılda 4-5 bin kişi demek. Bugün mayınlar hala en az 60 ülkede can alamaya devam ediyor.”

Foto: www.mayinsizbirturkiye.org

Dünyanın en mayınlı ülkelerinden biri de Colombia. “Bacağını Ödünç Ver” kampanyasının öncüsü de Colombia’daki İnsan Hakları Derneği ARCAGELES. Derneğin başkanı ve kurucusu Juan Pablo Salazar, mayın sorunundan etkilenmeyenlerin bu soruna zaman ayırmamasnı eleştiriyor ve “İlle de yakınlarımızın ölmesi veya sakat kalması mı gerekir?” diye soruyor. Bugüne kadar 158 ülke Mayınların Yasaklanması Sözleşmesi’ni imzaladı. İmzalamayanlar arasında Amerika, Rusya ve Çin var.Obama yönetimi bu konudaki politikasını gözden geçirdiğini ve müttefiklerine karşı olan güvenlik taahhütlerini yerine getirmesini engelleyebileceği veya kendi ulusal çıkarları açısından zayıflığa neden olacağı gerekçesiyle sözleşmeyi imzalamayacağını tekrarladı.

Foto: www.mayinsizbirturkiye.org

İşin doğrusu, bireysel olarak hepimiz mayınların yarattığı tehlikeyi biliyor ve ortadan kaldırılmalarını istiyoruz. Bunun için de “Bacağını Ödünç Ver” kampanyasına ben gönülden destek veriyorum. Ya siz?

 

Pazartesi, 02 Nisan 2012ABD’de Otizm Oranında %23 Artış

Otizm, çocuklarda üç yaşına kadar başlayan, tedavisi olmayan nörolojik bir hastalık ve ABD’de Nisan ayı, Otizmle Mücadele Ayı. 2006 yılında her 110 çocuktan birinde otizm görülürken, 2008′de bu sayı her 88 çocuktan birinde otizm görülecek şekilde artmış. 2009′daki rakamsa her 54 çocuktan birince otizm görüldüğünü kanıtlıyor. Sayının artması biraz da doğru teşhislerin ve bu konuda araştırmaların artmasına da bağlanıyor. ABD Hastalok Kontrol ve Önleme Merkezi’ne göre, otizm, erkek çocuklarda kız çocuklarına göre daha yaygın olarak görülüyor. Doktorlar çocuklarda otizm olup olmadığı konusunda önce 18 aylıkken, sonra 24 aylıkken, sonra da iki yaşında düzenli kontrollar yapılmasını gerekli görüyor. Amerika’daki en büyük otizmle mücadele derneklerinden biri olan “Autizm Speaks” otizmin sınır tanımadığını bildiriyor. Bugün dünyada 67 milyon otizm hastası bulunduğunu belirten derneğe göre, hastalığın teşhis ve tedavisinde anne babalara büyük bir sorumluluk düşüyor. Erken teşhis, çocukta davranış bozukluklarının en aza indirilmesini sağlayacak bazı tedavi yöntemleriyle hastalık belirtilerinin bir ölçüde de olsa giderilmesini sağlayabiliyor.

Otizmin temel belirtileri, sosyalleşmede, iletişimde bozukluk ve takıntılı davranışlar. Otistik çocuklarda ilgi alanı sınırlı ve çocuklar sabırsız olur. Otistik bir çocuk, sosyal çevre içinde başkalarıyla iletişim  içinde olmaktansa yalnız kalmayı, kendisi için ilginç olan bir etkinlikle uğraşmayıtercih eder. Çoğunlukla insanları değil de oyuncakları ve cansız varlıkları tercih eder.  Otistik çocukların yüz ifadesi yok denecek kadar azdır, tepkileri sınırlıdır. El kol sallama, parmakların hareketlerini izleme, ayak parmakları ucunda yürüme, kendi etrafında dönme gibi hareketler yapar çoğu otistik çocuk. Değişikliklere tepkilidir. Şiddete başvurabilir. Kullandıkları kelimeler çok sınırlıdır ve genellikle etrafında sık duydukları kelimeleri kullanırlar. Otistik çocukların yaklaşık yarısı konuşma becerisi geliştiremez.  Gezmeyi, özellikle otomobil ile dolaşmayı, suyla oynamayı severler. Saatlerce akvaryumdaki balıklara bakabilirler. İşin en kötüsü otistik çocuklar çevredeki tehlikelerin farkında olmaz. Çevresine ve kendisine zarar veren davranışlar sergileyebilir, öfke nöbetleri geçirebilir. Bütün bunları dikkate alarak otistik çocuğu olan anne babaların aşırı dikkatli olması, çocuklarının gelişimini, davranış bozukluklarını izlemesi gerekir.

Maryland eyaletindeki Jane Salzano Merkezi Bağış Toplama ve Tanıtma Müdürü Ayda Sanver’le yaptığım söyleşiyi aşağıdaki medya oynatıcısından izleyebilirsiniz.

ABD’de Otizmle Mücadele Ayı olan Nisan’da bu konuda Washington’da da birçok etkinlik planlanıyor. Sizin çevrenizde otistik bir yakınınız, tanıdığınız var mı? Deneyimlerinizi paylaşırsanız sevinirim.

Cuma, 16 Mart 2012Heath Lowry’den “Bilinmeyen Türkler”

Herşeyin dijitalleştiği, Britannica ansiklopedisinin bile baskıdan internete geçtiği, e-kitap sayısının giderek arttığı günümüzde yeni çıkan kitaplar gözümüzden kaçabiliyor. Tabii eğer dijitalleşmemişse! Bu yüzden Türkiye’yle Amerika arasında güzel bir köprü olan bir çalışmayı okumadıysanız okuyun diye dikkatinize getirmek istedim bugün. Çünkü olay Washington kaynaklı. Şimdi gelin birlikte belki de çoğunuzun henüz doğmamış olduğu 1980’li yılların başlarına dönelim. 1982’de yılında Washington Post gazetesinde ABD’li gazeteci Clarence Streit’i tanıtan bir yazı çıktı. Streit’le yapılan bir söyleşiye dayanan yazıda, Streit’in genç bir gazeteci olarak Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye’ye gittiği ve Atatürk’le konuştuğu da anlatılıyordu. O günlerde ben de eşimle birlikte evine gidip Clarence Streit’le tanıştık ve anlattıklarından çok etkilendik.

Sonra 2009’da Princeton Üniversitesi Atatürk Kürsüsü Başkanı Osmanlı Tarihi Profesörü Heath Lowry, Washington’daki Türk Büyükelçiliği’nde Streit’le ilgili bir konuşma yaptı. 3 Mart 1921’de Mustafa Kemal Paşa ile Ankara Garı’nın karşısındaki konutunda söyleşi yapan Amerikalı gazeteci Clarence Streit’ın yayınlanmamış anılarını tanıttı, Streit’in Anadolu gezisini anlatırken Amerikalı gazetecinin çektiği 300 fotoğraftan örnekler gösterdi. Streit, Türkiye’den Amerika’ya döndüğü zaman Anadolu notlarını “The Unknown Turks”, “Bilinmeyen Türkler” adıyla yayınlatmak istemiş ama yayıncı bulamamış. Heath Lowry, 2009’da, Washington’daki Türk Büyükelçiliği’ndeki konuşmasında Clarence Streit’e verdiği sözü tutarak, notlarını kitap olarak yayınlayacağını söylemişti, sözünü tuttu.

Streit ile 1983’te deneyimli gazeteci 87 yaşındayken tanıştığını anlatan Lowry, “1925’te Türkiye’den ayrılmış ve bir daha da gelmemiş. Ben tanıştığımda hâlâ bu kitabı düşünüyordu. Bana rica etti. ‘Ölmeden önce bu kitabın hem Türkçe hem de İngilizce yayınlanmasını görmek istiyorum’ dedi. Bana önce yazdığı nüshaları verdi. Birtakım işler araya girdi. 25 senenin sonunda o notlar kitabı oluşturdu. Bu kitap Anadolu’nun gerçek yüzünü gösteriyor” diyor. Lowry, neden 25 yıl beklediğini de şöyle anlatıyor: “Bir gün, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy beni büyükelçilikteki 10 Kasım anma toplantısına davet etti. Orada bir konuşma yapmamı istedi. Ben başkalarının söylediklerini tekrarlamak istemediğim için ‘yeni bir şey varsa o zaman konuşurum’ dedim. Ama Şensoy israr edince aklıma Streit’in yazdıkları geldi. ‘Onlardan birşeyler çıkarabilirim’ dedim. Sonra fotoğraflar nerede diye araştırdım ve onları Kongre Kütüphanesi’nde buldum. O zaman bunun bir kitap olacağını düşündüm. Çünkü resimlerle bambaşka bir tablo ortaya çıktı. Yani bir 10 Kasım konuşması bir kitaba dönüştü.”

Princeton Üniversitesi Atatürk Kürsüsü Başkanı olan Tarih Profesörü Heath Lowry, bir süredir Bahçeşehir Üniversitesi’nde ders veriyor. Kitap da Bahçeşehir Üniversitesi tarafından yayınlandı. Alın okuyun derim. Çünkü Amerikalı gazetecinin gözüyle Kurtuluş Savaşı tarihine ve Mustafa Kemal Atatürk’e bakmak çok ilginç. Heath Lowry, 1920’lerde Philadelphia Public Ledger Gazetesi’nin muhabiri olan Clarence Streit’le 1983’de Washington’da tanışmış ve notları ondan almış. Amerikalı gazeteci Clarence Streit, 90 yıl önce, 1921 yılında, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk kuvvetlerinin karargahı Ankara’ya gidip Mustafa Kemal’le tanıştıktan sonra, “Tarih, Mustafa Kemal Paşa’yı yeni Türk devletinin kurucusu olarak tanıyacak” diye yazmış. Streit, “Böyle insanlara çok az rastlanır. Kendine güvenli, idealist, kültürlü, doğuştan lider.. Uğruna can verilebilecek bir lider… Onunla konuştum ve halkının ona neden güvendiğini anladım,” demiş.

Kitapta, Streit’in 1921’de İstanbul’a geldiğini belirten Lowry şunları anlatıyor: “Ben Ankara’ya gitmek istiyorum dediğinde herkes kendisine deli gözüyle bakıyor. İmkansız diyorlar. Ama o yola çıkıyor. Amerikan Harp Gemisi’yle Samsun’a kadar gidiyor. Orada Mustafa Kemal’e bir telgraf çekilerek Streit’in Ankara’ya gelip kendisiyle görüşmek istediği iletiliyor. Mustafa Kemal ‘gelsin’ diyor. Ama ‘gelsin’ demek kolay. Savaş yılları. Zor şartlar altında tercümanıyla birlikte yola koyuluyor. Çorum’a kadar bir kamyonetle geliyor. Orada iki gece Ceritmüminli diye bir köyde kalıyor. Köylülere yeni durum karşısında neler düşündüklerini soruyor. Bu nokta önemli çünkü bu zamana kadar halkın ne düşündüğü konusunda hiçbir bilgimiz olmadı. O, köylülerle beklentileri, Mustafa Kemal hakkında düşündüklerini konuşuyor. İki ayda Anadolu’da şehirlerde ve köylerde yaşayan insanların anlattıklarını yazıyor. Nereye gitse çok enteresan bir tablo karşısına çıkıyor. Sonrasında Çorum’dan bir yayla arabasıyla altı gün altı gece süren bir seyahatle Ankara’nın Yahşihan ilçesine varıyor.

Bir Amerikan savaş gemisi ile İstanbul’dan Samsun’a geçen Streit, Osmanlıca basın kartı ve Azerbaycanlı bir mihmandarla Merzifon, Yozgat’tan sonra kağnılar ve trenle zor bir yolculuktan sonra Ankara’ya ulaşıyor. 17 gün süren bir yolculuktan sonra, Streit 6 Şubat 1921’de o zamanlar nüfusu 25 bin olan Ankara’da üç hafta kalmış ve 3 Mart 1921 günü Mustafa Kemal’le tanışmış. Mustafa Kemal, Fransızca bilen Streit’in 19 yazılı sorusuna dokuz sayfa Fransızca cevap hazırlamış, sonra da iki saat süren söyleşi gerçekleşmiş. Clarence Streit, Mustafa Kemal’den çok etkilenmiş, onun hakkında şunları yazmış: “Beni Türk konukseverliğiyle karşıladı. 2 saat boyunca rahatça Fransızca konuştu. 40 yaşındaydı ama daha genç gösteriyordu. Geniş alnı, ağız ve çene yapısıyla bir savaşçının hatlarına sahipti ama onu gözlüklü ve kalpaksız gördüğünüzde bir profesör izlenimi veriyordu. Yaşam biçimi ve liderliğinde gösterişten, kendini beğenmişlikten eser yoktu.”

Mustafa Kemal, Streit’a, dinle siyaseti karıştırmadıklarını, “Türkler’in fanatik olmadığını” anlattıktan sonra, Amerika’dan dostluk ve maddi yardım beklediklerini söylemiş. Bundan altı yıl sonra, Amerika’yla Türkiye arasında diplomatik ilişki kurulmuş. Amerikalı gazeteci, Ekim 1923’te Türk Kuvvetleri İstanbul’a girdiğinde Türkiye’ye dönmüş, kutlamaları izlemiş, ancak Mustafa Kemal’le bir daha karşılaşmamış.

Mustafa Kemal Atatürk 1923’te ve 1927’de iki kere TIME Dergisi’ne kapak oldu. Amerikalı gazeteci Clarence Streit de, 1950’de TIME’ın kapağında yer aldı.

1986’da 90 yaşında ölen Missouri doğumlu Clarence Kirschmann Streit, aynı zamanda Amerika-Avrupa yakınlaşmasında önemli rol oynayan bir aktivistti. 1929’da dünyadaki tüm demokrasileri Amerikan tarzı federal bir birlik içinde birleştirecek iddialı bir projenin savunuculuğunu yapıyordu. Streit, NATO’nun siyasi bir birlik haline gelmesi için çalışan Atlantik Birliği Komitesi’nin kurucusuydu. Bu örgüt bugün de Streit Konseyi olarak faaliyet gösteriyor.

Kitapta 1921 döneminde Anadolu’ya ait daha önce hiç yayınlanmamış fotoğraflar, Mustafa Kemal ile yine aynı tarihlerde yapılmış bir söyleşi ve özel fotoğrafları yer alıyor. Clarence K. Streit’ın notları ve fotoğraflarından yola çıkılarak yayıma hazırlanan kitap, Heath W. Lowry imzasıyla Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları’ndan çıktı. Lowry tarafından gözden geçirilmiş, hazırlanmış ve notlandırılmış haliyle Streit’ın kitabı az bilinen konulara fotoğraflar aracılığıyla ışık tutuyor.

Perşembe, 08 Mart 20128 Mart’ta Şafak Pavey’e Ödül

Yine bir 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaşıyoruz. Kadına karşı şiddetle ilgili haberler içimizi acıtıyor. Kadına karşı şiddetin her geçen gün artması kaygı yaratıyor. Türkiye’deki rakamlar son sekiz yıl içinde 4 binden fazla kadının aile bireylerinin şiddetine maruz kalarak öldüğünü gösteriyor. 8 Mart’ın ilk haberleri de öldürülen kadınlarla ilgili Türk medyasında. Buarada Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu kadına karşı şiddete ağır cezalar getiren Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünü kabul etti. Bugün de tamamı geçti TBMM’den.

Yeni yasa, şiddet uygulayan kişiye elektronik kelepçe veya bileklik takılarak önlem alınabilmesi, mağdur olan kadının varsa çocuklarına kreş imkanı sağlanması, korunan kişinin hayati tehlikesinin bulunması halinde kimlik ve diğer bilgi ve belgeleri değiştirilebilmesi, hakkında tedbir kararı erilen kişiye zorlama hapis uygulanabilmesi, şiddet uygulayan kişinin silahına el konulması gibi düzenlemeler getiriyor. Görüşmeler sırasında verilen önergelerin kabul edilmesiyle tasarıda bazı değişiklikler yapıldı. Buna göre, hakim kararı ile teknik araç ve gereçler kullanılarak tedbir kararları izlenebilecek. Ancak, konuşmaları dinleme, izleme ve kayıt altına alma gibi işlemler yapılmayacak. Bu yöntem, kişinin bulunduğu yerin tespiti ve yerinin elektronik ortamda izlenmesiyle sınırlı tutulacak.Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yasa tasarısı görüşülürken iktidar ve muhalefet partilerinin ilk kez aynı konuyu savunduğu, kadına karşı şiddeti önlemenin şart olduğu konusunda birleştiği görüldü.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye Araştırmacısı Emma Sinclair-Webb: “TR’de kadına karşı şiddeti önleme çalışmalarını izlemeye devam edeceğiz”

Yeni yasa tasarısının önemli ilerlemeler getireceğini belirten Sinclair-Webb, ancak uygulamanın son derece önemli olduğuna dikkati çekti. Eski yasanın sadece evli kadınları koruyacak şekilde düzenlendiğini hatırlatan Emma Sinclair-Webb, telefonla yaptığımız söyleşide, yeni tasarının kadını ve çocuklarla diğer aile bireylerini de kapsamı içine almasını memnunlukla karşıladıklarını söyledi. İnsan Hakları İzleme Örgütü, sığınak sayısının arttırılması, emniyet ve savcılıklarda kadın konusunda uzman personel bulunmasının gereğine inanıyor. Emma Sinclair-Webb bu konularda ilerleme sağlanması yönünde de Türk hükümetinin çalışması gerektiğini vurguluyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü yetkilisi Sinclair Webb, önümüzdeki aylarda çıkacak yasanın uygulanmasını çok yakından izleyip bir rapor hazırlayacaklarını da söyledi.

CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’e ABD’den  Ödül


8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde başka güzel haberler de var. Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul milletvekili Şafak Pavey, bugün Washington’da ABD Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlenen törende Bakanlığın “Kadın Cesaret Ödülü” aldı. Şafak Paley ödülü alan on kadından biri. Yürekten kutluyoruz Şafak Pavey’i. Törene Michelle Obama da katıldı. Hillary Clinton’ın Dışişleri Bakanı olmasından sonra Amerika, tüm dünyada kadın haklarının korunması için özel programlar geliştirdi. Bu programlardan biri de 2007’den bu yana verilen “Kadın Cesaret Ödülü” oldu. Ödül için bu yıl tüm dünyadan 10 kadın seçildi.

Geçen yıl Nobel Barış Ödülü alan iki kadın, Leymah Gbowee ve Tawakkol Karman’ın da hazır bulunacağı törende, Pavey’le birlikte ödül alacak kadınlar şunlar:
- Afganistan’dan Maryam Durani – Kandahar Bölgesel Konseyi üyesi
- Brezilya’dan Binbaşı Pricilla de Oliveira Azevedo – Rio de Janeiro Polis Teşkilatı
- Burma’dan Zin Mar Aung – siyasi eylemci
- Columbia’dan Jineth Bedoya Lima – gazeteci
- Libya’dan Hana Elhebshi  – siyasi eylemci, mimar
- Maldivler’den Aneesa Ahmed – cinsiyet temelli şiddete karşı eylemci  ve  eski Kadın İşleri Bakan Yardımcısı
- Pakistan’dan Shad Begum -insan hakları savunucusu ve Kadın Refahı Birliği kurucusu
- Suudi Arabistan’dan Samar Badawi – kadın hakları savunucusu
-Sudan’dan  Hawa Abdullah Mohammed Salih – kadın hakları savunucusu

Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Namık Tan’ın Mesajı

Foto:EMBASSY OF THE REPUBLIC OF TURKEY

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Namık Tan da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle bir mesaj yayınladı. Büyükelçi Tan’ın mesajı şöyle:

“Cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne benimsediğimiz amaç, ilke ve değerler sayesinde, toplumumuzun temelini teşkil eden kadınlar bugün toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın muhtelif alanlarında aktif şekilde rol almaktadırlar.

Türk milleti halihazırda dünya çapında tanınan iş kadınları, bilim kadınları, kadın sanatçı ve sporcular yetiştirmiştir. Bugün Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’ne ve Ek Protokolü’ne taraf olan, ayrıca, Kadına Karşı Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi’nde bir üyeyle temsil edilen Türkiye, Avrupa Konseyi Dönem Başkanlığı sırasında kadına karşı şiddet alanında ilk uluslararası belge olan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin hazırlıklarına da öncülük etmiş ve bu Sözleşme’yi imzalayan ve meclisinde onaylayan ilk ülke olmuştur.

Diğer yandan, Dünya Kadınlar Günü’nü, kadın haklarına toplumumuzda ve dünya çapında dikkat çekilmesi ve bu konuda harekete geçme çağrısında bulunulması için değerli bir fırsat olarak görüyorum.  Zira, gerek ülkemizde, gerek dünyada kadın hakları konusunda atılması gereken önemli adımlar bulunmaktadır.  Unutmamalıyız ki, kadınların kalkınması, toplumların kalkınması demektir ve bir ülkenin kalkınmışlık düzeyi, o ülkenin kadın hakları ve kadın-erkek eşitliği konusunda kaydettiği ilerlemeyle de ölçülmektedir.  Kadın hakları konusunda bugüne değin attığımız olumlu adımlar, bizi bu doğrultuda daha fazla çalışmaya, var olan sorunları ilgili kişi ve kuruluşların katılımıyla tespit etmeye ve birlikte bu sorunlara kalıcı çözümler üretmeye teşvik etmektedir.

Bu vesileyle, özverili çabalarıyla gerek ABD’nin bugün bulunduğu yere gelmesinde gerek Türk kadının ABD’nde layıkıyla temsil edilmesinde çok önemli bir role sahip olan Türk-Amerikan toplumunun kadın üyelerine, eşlerimize, annelerimize, kadın meslektaşlarımıza ve erkek mensuplarımızın eşlerine bu yaşamsal katkıları için bir kez daha teşekkür eder, Dünya Kadınlar Günlerini en içten duygularla kutlarım.”

Mart ayı Amerika’da Kadın Tarihi Ayı (Women’s History Month) olarak kutlanıyor, ay boyunca çeşitli etkinlikler düzenleniyor.  Bu nedenle bloğumda bu ay sık sık kadın konusuna değineceğim. Haberiniz ola!

Gelecek yıl 8 Mart Kadınlar Günü’nde kadına şiddetin azaldığı bir dünyada yine birlikte olmak umuduyla. Hepimizin  8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!

İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye Araştırmacısı Emma Sinclair Webb’le söyleşiyi dinlemek için:

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün yeni yasa tasarısıyla ilgili görüşleri için:

http://www.voanews.com/turkish/news/Turkiyede-Aile-ici-iddeti-Onlemek-cin-Guclu-Bir-Yasa-art-141813883.html

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Kadın Hakları konulu raporlarını incelemek için:
http://www.hrw.org/en/category/topic/women

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Türkiye konulu raporlarını incelemek için:
http://www.hrw.org/en/europecentral-asia/turkey

 

Pazartesi, 05 Mart 2012YouTube’suz Hayat Yok!

Çoğumuz sosyal medyanın ne kadar yayıldığını görüyoruz.  Ama kaçımız işi sayılara dökünce bu sosyal medya araçlarının gücünü biliyoruz? Facebook’lar, Twitter’lar tamam da en etkili paylaşım araçlarından birinin  sadece yedi yıllık geçmişe sahip YouTube olduğunu da kabul etmek gerek. YouTube çok yaygın bir video paylaşım sitesi. Ünsüzleri bir şarkıyla üne kavuşturan, en komik kedi köpek görüntüleriyle hepimizi gülümseten, komedilerle milyonları kahkahaya boğan YouTube videoları  günümüzün vazgeçilmez eğlencelerinden. YouTube’la ilgili  bilgileri derlerken ben de sayıların böylesine büyük olduğunu bilmiyordum doğrusu. Gelin birlikte gözden geçirelim.

 

 

YouTube 2005 yılında, o zamanlar  PayPal internet ödeme sisteminde çalışan  girişimci üç genç tarafından kurulmuş bir video paylaşım sitesi.  Gençlerdeki bu girişimcilik ruhuna hayran olmamak elde değil. Geçen gün NTV’de Oğuz Haksever iki gençle söyleşi yapıyordu. 33 bin liraya 26 ülkeyi gezmiş gençler, resim ve video çekmişler, çok ilginç yerler görmüşler. Haksever bir ara mesleklerini sordu, “mühendisiz” dediler. Zaten bu bilgisayar mühendislerinde birşey var. Benim oğlum da öyle olduğu için biliyorum. Okulunu bitirdi, işe girdi, evlendi. Tam oh ne güzel düzenli bir hayatı var diye düşünürken, dünyayı gezmek ve gördüklerini yazmak istediğini söyleyerek yollara düştü, modern seyyah oldu. Tabii cesaretimiz olmasa da böyle çılgınlıklar yapabilmek isterdik çoğumuz. Neyse, nereden nereye geldik. Konumuza dönelim yine. Evet, üç girişimci ve akıllı genç 2005 yılında başlatmış YouTube’u. YouTube’a video yükleyebiliyor, sunulan videoları izleyebiliyor ve paylaşabiliyorsunuz.  YouTube’un merkezi  California’nın  San Bruno kentinde. Adobe Flash Video ve HTML5 teknolojisi kullanarak kullanıcıların ürettiği videoları paylaşıyor, bunlar arasında kısa film, müzik klipleri ve TV klipleri  de bulunuyor. Amatör ve profesyonel videolar bulmak mümkün YouTube’da.  YouTube aboneleri sayısız video izleme ve indirme hakkına sahip, abone olmayanlarsa sadece video izleyebiliyor.  Çocuklar ve gençler için uygun olmayan videolar sadece 18 yaşın üstündeki abonelerin hizmetine sunuluyor.

2006 yılının Kasım ayında  Google, YouTube şirketini 1 milyar 65 milyon dolara satın aldı, o günden beri YouTube Google’a bağlı olarak hizmet veriyor.

Kuruluş Tarihi 14 Şubat  2005 
Kurucuları Steve Chen, Chad Hurley, Jawed Karim
Merkezi 901 Cherry Ave, San Bruno California, United States
Hizmet Alanı Tüm Dünya
Geçmişi Bağımsız (2005–2006)
Google (2006–Bugüne kadar)
Sloganı “Broadcast Yourself” / “Kendini Yayınla”

YouTube’la ilgili ilginç bilgiler

  • Her dakika YouTube’a 48 saatlik video yükleniyor ve bu da hergün yaklaşık 8 yıllık görüntü yüklendiği anlamına geliyor
  • Günde 3 milyar  YouTube videosu izleniyor
  • Kullanıcılar YouTube’a her hafta 240 bin adet uzun metrajlı film yüklüyor
  • Her ay YouTube’a yüklenen video miktarı üç büyük Amerikan televizyon kanalının 60 yılda ürettiği videodan daha fazla
  • YouTube trafiğinin yüzde 70’i Amerika dışından geliyor
  • YouTube 25 ülkede 43 dilde faaliyet gösteriyor
  • YouTube kullanıcılarının yaş grubu 18-54 yaş arasında
  • YouTube videoları 2010 yılında 700 milyar defadan fazla kullanıldı
  • YouTube’u her ay 800 milyon yeni kullanıcı ziyaret ediyor
  • 2007 yılında hizmete sunulan YouTube Ortak Programı (Partner) şu anda 22 ülkede 20 binden fazla katılımcıya sahip.
  • YouTube ortaklarına her yıl milyonlarca dolar ödüyor
  • YouTube ortaklarından yüzlercesi altı haneli rakamlarda gelir elde ediyor, ayda 1,000 doların üzerinde geliri olan ortakların sayısı 2010 yılından buyana yüzde 300 arttı
  • YouTube’un reklam geliri de bir yıl içinde %300 arttı
  • Geçen yıl YouTube’a reklam verenlerin sayısı 10’a katlandı
  • YouTube videolarının yaklaşık %10’u  HD kalitesinde
  • 17 milyon kişi YouTube hesaplarını en az bir sosyal medya paylaşım sitesine bağlamış durumda (Facebook, Twitter, Orkut, Buzz gibi)
  • Her hafta 100 milyon kişi YouTube’la ilgili sosyal paylaşım yapıyor (videoları beğeniyor, paylaşıyor, yorum yazıyor)
  • Hergün milyonlarca kişi YouTube’a abone oluyor.
  • YouTube’daki videoların %50’dan fazlası yorum alıyor.

Daha fazla bilgi için YouTube’un internet sitesi:

http://www.youtube.com/

Amerika’nın Sesi’ndeki Türkçe videolar için:

http://www.youtube.com/voaturkce

Size birkaç soru:

YouTube izliyor musunuz?

Günde kaç saat?

Abone misiniz?

YouTube’a hiç video yüklediniz mi?

Cevaplarınızı bekliyorum. Önümüzdeki günlerde başka bir konuda buluşmak umuduyla.

 

Gökkuşağı

Gökkuşağı

Gökkuşağı siyasetten, sanata, akıp giden hayattan kayıp giden görüntülere, Washington’un aşırı sıcak, soğuk, karlı, yağmurlu, sert rüzgarlı ama yumuşak sürprizlerle dolu havasından, sokaktaki çocuğuna, yetişkinine, kedisine,  köpeğine ve diplomasi trafiğine kadar çok geniş bir  alanda birlikte nefes alacağımız bir ortam. Amerikan Kongresi’ne beş,  Beyaz Saray’a on dakika mesafede, düşünce üreten kuruluşların ve lobi şirketlerinin  merkezinde, Washingtonlular  politikalardan ne kadar etkilenir, nasıl yaşar, nasıl eğlenir, nelere güler, hangi  kitapları okur,  hangi gazeteleri alır,  televizyonda ne tür programlar  izler, “dizi” çılgınlığı yaşar mı, yayıncılıkta nelere önem verir, neleri “haber” sayar, habercilikte hangi standartları uygular, sosyal medya hakkında ne düşünür, çocuklarının okul tercihini neye göre yapar? Halk hayat pahalılığından ne kadar şikayet eder, dinlenmek için ne yapar, Beyaz Saray’da olup bitenlerle ne kadar ilgilenir? Başka ülkelerdeki olaylara ilgi duyar mı? Parası olunca hangi ülkelerde tatil yapar? Gökkuşağında bunların hepsinden bir nebze bulacaksınız. Gökkuşağı her zaman yorumlarınıza açık olacak.

Hulya Polat

Hulya Polat yayıncılığa Ankara Radyosu'nda başladı, TRT'de ve Amerika'nın Sesi'nde devam etti. Çok sayıda yayıncılık ödülü, siyasetçilerden sanatçılara kadar birçok kişiyle radyo ve televizyon ropörtajları var. Sivil toplumcu, gönüllü çalışmaların önemine inanıyor. Washington Türk-Amerikan Derneği Başkanlığı yaptı, Atatürk Okulu, Türk Festivali ve derneğin internet sitesiyle Amerikalı öğretmenlere Türkiye'yi tanıtma seminerleri başlatılmasında öncülük etti. Kitapları, sinema, tiyatro ve müziği, güneşi ve denizi seviyor. Yayınlanmış bir öykü kitabı var. "Dünyada en çok sevdiği işi yapma güzelliğini yakalayan ve kanseri yenen şanslı kişilerden biriyim, haberciliği, hayatı ve onlarla ilgili herşeyi seviyorum" diyor.

Bölümler

Takvim

May 2012
M T W T F S S
« Apr    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031