Ne Yazık Gazetecilerin Kaderi Değişmedi

Posted August 22nd, 2014 at 8:24 am (UTC-5)
1 comment

Bu yıl 8 Ocak’taki blog yazımda sizlere şu soruyu sormuştum: “2014’te gazetecilerin kaderi değişecek mi?”  Ne yazık değişmediğini görüyoruz. Sormamın nedeni New York’taki Gazetecileri Koruma Komitesi’nin bu konudaki 2013 raporunun yayınlanması ve gerçeklerin çok acı olmasıydı. Raporu bu yazının sonunda yine okuyabilirsiniz çünkü 2014 raporunun yayınlanmasına en az 4 ay daha var.

Amerikalı gazeteci James Foley’nin, IŞİD tarafından Suriye’de başı kesilerek öldürülmesi gazetecilerin ve ailelerinin yaşadığı  acıları yeniden gündeme taşıdı. Suriye’de haber yaparken kaçırılan 80 gazeteciden biriydi Foley. Merkezi New York’ta bulunan Gazetecileri Koruma Komitesi, Suriye’de yaklaşık 20 yerli ve yabancı gazeteciden hala haber alınamadığını, çoğunun militanların elinde rehin olduğunu, belki de öldürüldüğünü bildiriyor. Irak ve Suriye’de ele geçirdikleri topraklarda ‘halifelik’ ilan eden IŞİD, Foley’nin başının kesilerek öldürülmesinin Amerika’nın kendilerini hedef alan hava saldırılarına misilleme olduğunu bildirdi.  Gazetecileri Koruma Komitesi’nden Courtney Radsch, Amerika’nın Sesi’ne rehin alınan gazetecilerin durumunu değerlendirdi:

“Gazetecileri Koruma Komitesi 2012’de Suriye’de kaçırılan Foley’nin cinayete kurban gitmesinden büyük üzüntü duyuyor. Bu cinayet tüm insanlığa karşı bir saldırı oldu. Suriye gazetecilerin çalışabileceği en tehlikeli ülke. Araştırmalarımıza göre bu ülkede 80 gazeteci kaçırıldı ve bunların 20’sinden hala haber alınamıyor. Bu gazetecilerin izini sürmek ve tam sayılarını olmak inanılmaz derecede zor. Rehineler arasında hem Suriyeli, hem de yabancı gazeteciler var. Bu ülkeden haber göndermek oldukça tehlikeli. Bunu her zaman söylüyoruz: İster devlet, ister devlet dışı unsurlar olsun, gazetecileri rahat bırakın! Onları asla öldürmeye kalkmayın, siyasi oyunlarınızın piyonu haline getirmeyin. Tehdit edilmeden görevlerini yapmalarına izin verin.”

IŞİD’in Amerikalı gazeteci James Foley’i vahşice katletmesi ve diğer rehin gazeteci Steve Satloff’u öldürmekle tehdit etmesini değerlendiren Amerika’nın Sesi Genel Müdürü David Ensor da, bunun gazetecilerin bölgede çalışmasını etkilemeyeceğini, Amerika’nın politikalarını da değiştirmesine neden olmayacağını söyledi.

“Bu, işini yapan ve işi gazetecilik olan suçsuz bir insanın trajik ve anlamsız şekilde öldürülmesinden başka bir şey değil. Bu onurlu meslek, açıkçası her gün daha tehlikeli hale geliyor. Son istatistikler, bu meslekte ölen ya da yaralananların sayısının hayatımda görmediğim kadar arttığını gösteriyor. Bu olay Amerika’nın politikasını etkilemez. Amerikan haber kurumları da haber yapmayı bırakmaz. Diğer bütün haber ajansları gibi Amerika’nın Sesi de daima farklı haberler izlemenin tehlikelerini değerlendiriyor. Bunu dikkatli bir şekilde her gün, bazen her saat yapıyoruz. Muhabirlerimize ve onların risk alma kararlarına büyük saygı duyuyoruz. Ancak dünyadaki gelişmelerle ilgili haber yaparken risk almak durumundasınız. Dünya ne yazık ki tehlikeli bir yer.”

Gazetecilik, zor meslek. Gecesi, gündüzü yok. İş güvenliği yok, parası az. Üstelik giderek bütün dünyada daha tehlikeli bir meslek haline geliyor. Şimdi gelin Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) adlı basın özgürlüğünü izleme kuruluşunun 2013 araştırmasıyla noktayı koyalım ve dileyelim ki dünya bütün herkes ve özellikle de gazeteciler için biiran önce daha güvenli bir yer haline gelsin!

CPJ’in1990’dan beri yaptığı küresel araştırmaya göre, 2013’te dünyanın çeşitli yerlerinde 70 gazeteci öldürüldü. Mesleğini yaparken veya mesleğini yaptığı için öldürülen gazetecilerin sayısı 2012’de ve 2009’da 74’tü. Bu bugüne kadar kaydedilen en yüksek sayıydı.

CPJ’in 2013 raporunda neler var?
• 2013’te hapis gazeteci sayısı 211 oldu, geçen yılın rekor sayısı 232′ydi. 2012 öncesinde CPJ’in yıllık hapishane sayımında kayıtlara geçmiş en yüksek sayı 1996 yılında hapiste olan 185 gazeteciden oluşuyordu.

• Dünya çapında 124 gazeteci, hükümeti devirmeye çalışma veya terörizm gibi devlete karşı işlenen suçlar kapsamında hapiste. Bu, iftira veya hakaret gibi benzerleriyle kıyaslandığında tüm diğer suçlamalardan çok daha yüksek bir oran teşkil ediyor ancak geçmiş yıllardaki devlete karşı işlenen suçlar oranıyla aşağı yukarı aynı düzeyde. 45 vaka kapsamında hapisteki gazetecilere hiçbir suçlama getirilmiş değil.

• Vietnam’da geçen yıl 14 gazeteci hapisteyken bu sayı yetkililerin ülkenin tek bağımsız medyasını oluşturan blog yazarlarına karşı operasyonları sıklaştırması sonucunda 18′e yükseldi.

• Vietnam’ın yanısıra, hapistekilerin sayısının yükseldiği diğer ülkeler Etiyopya, Bahreyn ve Somali.
• 2012 yılında hapiste hiç gazetecileri yokken 2013 sayımına dahil olan ülkeler: Ürdün, Rusya, Bangladeş, Kuveyt, Makedonya, Pakistan ve Kongo Cumhuriyeti; bunlara ek olarak Mısır ve ABD de var.

• Afrika’da en çok gazeteci hapseden ülke Eritre. 2012′de 28 gazeteci hapisteyken bu sayı 2013’te 22 oldu. Eritre yasal prosedürü ihlal edenler arasında dünyadaki en kötü ülke; hapistekilerin hiçbirine karşı resmi olarak herhangi bir suçlama getirilmediği gibi, hiçbiri mahkemeye de çıkarılmadı.

• İnternet gazetecileri 106 kişiyle toplam rakamın yarısını oluşturdu. 97 gazeteci yazılı basın çalışanı.

• Dünya çapında hapisteki gazetecilerin yaklaşık üçte biri bağımsız çalışan gazeteciler; bu, geçen yıllara göre küçük bir farkla daha az bir oran. 2012 yılında hapistekilerin %37′si bağımsız çalışan gazetecilerdi.

CPJ gazetecilerin mesleklerini yaptıkları için hapsedilmemeleri gerektiğine inanıyor. Örgüt, gazeteci hapseden her ülkeye mektuplar göndererek durumdan ciddi kaygı duyduğunu bildirdi. Geçtiğimiz yıl CPJ’in desteğiyle en az 39 gazeteci serbest bırakıldı.

“Türkiye’de hapisteki gazeteci sayısına inanmak zor”

CPJ Direktörü Joel Simon 2013 raporuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Yaptıkları iş yüzünden gazetecileri hapsetmek hoşgörüsüz ve baskıcı bir toplumun baş özelliğidir. Vietnam ve Mısır gibi ülkelerde hapsedilen gazeteci sayısının arttığını görmek elbette çok rahatsız edici. Ancak açıkçası Türkiye’nin iki yıl üstüste dünyanın en çok gazeteci hapseden ülkesi olduğunu görmek şok etkisi yaratıyor.” Türkiye bu durumda İran ve Çin’den kötü durumda. CPJ’in listesinde ilk 10’a giren ülkeler şöyle sıralanıyor: Türkiye, İran, Çin, Eritre, Vietnam, Suriye, Azerbaycan, Etiyopya, Mısır ve Özbekistan.

 

Bir Yıldız Kaydı: Andrew Mango

Posted July 9th, 2014 at 11:32 am (UTC-5)
5 comments

andrewmangoEdebiyat ve tarih dünyası değerli bir yazarıyla vedalaştı bu hafta. Türkiye doğumlu ünlü İngiliz yazar Andrew Mango’nun kalemi durdu, Türkiye ve Türklerle ilgili çok sayıda kitabı olan 88 yaşındaki Mango, 6 Temmuz’da Londra’daki evinde sessizce hayata veda etti.

Türkiye kitapları ve Atatürk biyografileriyle tanınan Mango’nun öldüğü yolundaki haber üzerine İngiltere’nin Türkiye Büyükelçisi Richard Moore Twitter mesajında, “Büyük yazar ve Atatürk biyografisti ve İngiltere’nin Türk araştırmaları duayeni Andrew Mango’nun ölümünü dün gece üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum. Mango, diplomatlık mesleğimin başlangıcında bana çok destek oldu, yol gösterdi. Bilge kişiliğini ve insanlığını çok arayacağız” diye yazdı.

ABDREWMANGOPeki kimdir Andrew Mango? Türkiye’yi ve Türkler’i çok iyi anlatan bir yazardır Mango. Kitapları Türkçe’ye de çevrildi. Mutlaka okuyun derim.

1926 yılında İstanbul’da doğan Mango, İngiliz-Rus kökenli varlıklı bir ailenin üç oğlundan biriydi. İstanbul İngiliz Erkek Okulu (English High School for Boys) mezunu olan Mango çok iyi Türkçe biliyordu. Yüksek öğrenimini Londra’da Doğu Araştırmaları üzerine yaptı. Farsça ve Arapça öğrendi. 1940′lı yıllarda İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği basın müşavirliğinde çalıştı. 1947 yılında İstanbul’dan Londra’ya taşınan Mango, İran edebiyatı üzerine doktora tamamladı. 1947’de öğrenciyken katıldığı BBC’de on dört yıl boyunca Türkçe Yayın Bölümü’nün yöneticiliğini yaptı. Daha sonra Güney Avrupa ve Fransızca Yayınlar Müdürü oldu. Ardından 1986’da emekliye ayrıldı.

ATATAURK1986’dan buyana bütün çalışmalarını Türkiye araştırmalarına ayıran ve sık sık Türkiye’yi ziyaret eden Andrew Mango’nun, Türkiye’yle ilgili ilk yazısı 1957 yılında Political Quarterly adlı dergide yayınlandı. “Turkey” ve “Discovering Turkey” adlı tanıtıcı çalışmalarını “Turkey: The Challenge of a New Role” (1994) adlı kitap izledi. “Ataturk: The Biography of the Founder of Modern Turkey”, Atatürk – Modern Türkiye’nin Kurucusu 2000 yılında yayınlandı. Mango’nun üzerinde 5 yıl çalıştığı ve 1999 yılında tamamladığı 750 sayfalık Atatürk biyografisi, Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili en kapsamlı biyografilerden biri sayılıyor.

Andrew Mango’nun Türkiye ve Türklerle ilgili 11’dan fazla kitabı var. Bu eserler, Türkiye ve Türk tarihi açısından önemli kaynak kitaplar olarak görülüyor.

Mango’nun “Turkey and The Turks (from 1938 to Today” Türkiye ve Türkler (1938’den Günümüze) adlı kitabı 2004 yılında yayınlandı. 295 sayfalık kitapta Mango, modern Türkiye’nin temellerinin atıldığı yılları anlatıyor.

The Turks Today 28 Mart 2006’da çıktığı zaman büyük ilgi gördü.

ADREWMANGO2From the Sultan to Ataturk: Turkey: The Peace Conferences of 1919-23 and Their Aftermath (Makers of the Modern World) 14 Eylül 2010’da piyasaya çıktı.

The Makers of the Modern Middle East 6 Eylül 2011 tarihli. Mango bu kitabı Tom Fraser ve Robert McNamara ile birlikte yazmış.

Turkey and the War on Terror: For Forty Years We Fought Alone 29 Eylül 2005 yılında çıktı.

Turkey: A Delicately Poised Ally 1 Ocak, 1976’da yayınlandı.

Discovering Turkey 1 Ocak , 1973’te basıldı.

Turkey-New Nations and Peoples yayın tarihi: 1 Ocak, 1968.

Hillary Clinton’a Kitap ve Torun Uğuru

Posted June 6th, 2014 at 1:30 pm (UTC-5)
1 comment

hillarybookfinalAmerika’nın eski dışişleri bakanı Hillary Clinton’ın Hard Choices/Zor Tercihler adlı kitabı 10 Haziran’da piyasaya çıkıyor. Clinton kitabında bakan olarak yaptıklarından gurur duyduğunu yazıyor.

Hillary Clinton, 2016 yılında başkan adayı olup olmayacağı konusundaki spekülasyon yoğunlaşırken, kitabını tanıtmak için imza turları yapıyor. Geçtiğimiz günlerde Hillary Clinton’ın Hard Choices/Zor Tercihler adlı kitabı için yazdığı önsöz açıklandı.

Hillary Clinton önsözde, dışişleri bakanı olarak geri dönmesi mümkün olsaydı bazı tercihlerini yeniden gözden geçireceğini samimiyetle belirtirken, yine de Amerika’nın en üst düzey diplomatı olarak elde ettiği başarılarla gurur duyduğunu gizlemiyor. Yine de Hillary Clinton, geri dönüp kararlarını yeniden gözden geçirme imkanı olsaydı bunu yapacağını gizlemiyor.

Chelsea ClintonBurada bir parantez açıp Hillary Clinton’ın anneanne olmaya hazırlandığını da hatırlatalım. Kızı Chelsea’nin bebek beklediğini açıklamasıyla Hillary ve Bill Clinton’ı çok mutlu etti. Hillary Clinton geçenlerde bir de ayakkabı atışına hedef oldu ama buna gülüp geçti. Bakanlığının son döneminde damar tıkanması yüzünden hastanelik olan Hillary Clinton’ın sağlığı da gündemde yeniden. Başkanlık görevinin stresine dayanıp dayanamayacağı hakkında tahminler yapılıyor.

Gelelim siyasete. 2014 Amerika’da ara seçim yılı. Yani başkan seçilmeyecek, onun yerine Kongre’nin büyük bölümü yenilenecek. Bu seçimden sonra da Amerikalı seçmenler eski dışişleri bakanı Hillary Clinton ve eşi eski başkan Bill Clinton’ın adını giderek daha sık duymaya başlayacak. Hillary Clinton 2016’da aday olursa, kuşkusuz Bill Clinton’ın desteği çok önem kazanacak.

Başkan adaylığıyla ilgili spekülasyonlar artarken, Hillary Clinton giderek daha çok halkın önüne çıkıyor, yakında imza günleri de yapacak. Bir konuşmasında kadınlarla ilgili şu söyledi dikkati çekti Hillary Clinton’ın.

“Kadınlarla ilgili olarak bugüne kadar duyduğum en iyi gözlemi, 1920’lerde Eleanor Roosevelt yapmıştı. Politikadaki ya da önemli görevlerdeki kadınların derisinin bir gergedanınki kadar kalın olması gerektiğini söylemişti. Çok haklıydı.”

Hillary Rodham ClintonHillary Clinton, kitabının önsözünde, hayatının önemli kararlarını her zaman ‘kalbini’ ve ‘mantığını’ dinleyerek aldığını vurguluyor. Eski senatör ve dışişleri bakanı, Amerika’nın dünyadaki liderlik rolünü sürdürmesinin önemine inandığını kaydediyor.

Hillary Clinton dört yıllık bakanlığı döneminde en çok Bingazi olaylarındaki tutumuyla eleştiri oklarına hedef oluyor. Bingazi’deki Amerikan Konsolosluğuna yapılan saldırıda biri büyükelçi dört diplomat hayatını kaybetmişti.

Hillary Clinton 2016 için kamuoyu yoklamalarında çok önde gidiyor. Brookings Enstitüsü’nden Stephen Hess’e göre, Clinton’ın adaylığı Demokrat Partili kadınları seferber edebilir. Hess’in yorumu şöyle:

“Hillary Clinton, kazanırsa Amerika’nın ilk kadın başkanı olacak. Bu da onu diğer adaylardan ayıracak, bütün dünyanın ilgisini çekecek çok önemli bir özellik. Bu bence onun için bir avantaj olacak, nüfusun yarısından fazlasını oluşturan Amerikalı kadınları harekete geçirecek.”

Cumhuriyetçi Parti’deyse öne çıkan bir aday yok, aday çıksa bile Hillary Clinton’ı yenmesi zor.

Barack Obama, Hillary Rodham ClintonHillary Clinton’ın adaylıkla ilgili kararını yıl sonuna kadar açıklaması bekleniyor. Yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, Amerikalılar Clinton’ı Obama’dan daha çok seviyor. Quinnipiac Üniversitesi’nin yaptığı kamuoyu yoklamasına göre Clinton’ın onaylanma oranı yüzde 61’ken Başkan Obama’ya desetek oranı yüzde 50’nin altında. Buarada Hillary Clinton, Başkan Obama’ya halk desteğinin azalması nedeniyle uzmanlara göre Obama’dan uzak dursa iyi olur. Ancak Clinton bu önerileri umursamıyor, geçtiğimiz hafta Beyaz Saray’da Obama’yla öğle yemeği yemesi de ondan uzak durmayı düşünmediğinin kanıtı olarak görülüyor.

2008’de Başkan Obama karşısında Demokrat Parti’nin başkan adayı olmak için yarışan Clinton, daha sonra seçimi kazanan Obama’nın ekibinde dört yıl boyunca dışişleri bakanı olarak görev yaptı. Clinton Obama’nın ikinci dönemindeyse görevi Senato Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı John Kerry’ye bıraktı. Son anket, Clinton’ın 2016 yılında başkanlığa adaylığını koyup, Amerika’nın ilk kadın başkanı olmak için tekrar siyasete dönüp dönmeyeceği konusundaki spekülasyonların çok arttığı bir dönemde yapıldı.

Hard Choices Hillary Clinton’ın 5’nci kitabı. Bakalım kitap, Hillary Clinton’a siyasi şans getirecek mi? Torun, anneanne Clinton’a uğurlu gelecek mi?

Uzman Steven Hess’e göre 2016‘nın en ilginç rekabeti, Hillary Clinton ve Jeb Bush arasında yaşanabilir.

Hess,”Başka ülkelerde birçok kişi, Amerikalı siyasetçilerin çoğunu tanımıyor ancak Hillary Clinton ve Jeb Bush, yabancıların da aşina olduğu iki isim. Bush ve Clinton soyadlarını herkes çok yakından tanıyor” diyor.

2016’nın nelere gebe olduğunu tahmin etmek kolay değil. Sizce Hillary Clinton başkanlık seçimini kazanabilir mi? Yorumlarınızı yazın, tartışalım. Yeni bir konuya kadar hoşçakalın.

Hergün Dünya Sigarasız Günü Olsa!

Posted May 30th, 2014 at 11:24 am (UTC-5)
5 comments

Lung Cancer Screening

Amerika’da bu yıl sağlıkla sigaranın sağlık üzerindeki zararlarıyla ilgili uyarıda bulunan ilk resmi raporun yayınlanmasının 50’nci yıldönümü. Yani federal hükümet tam 50 yıldır Amerikalılar’ı sigara konusunda uyarıyor.

Dünya Sigarasız Günü de 31 Mayıs’ta. Bu yüzden bu yazımı çok ciddi gördüğüm bir sağlık konusuna ayırmak istedim. Şöyle bir bakalım sigara ne gibi yaralar açıyor, nelere mal oluyor insan hayatında. Sigaranın yolaçtığı kanserlere ‘önlenebilir kanser’ türleri diyoruz. Çünkü sigara içmezseniz bu kanserlere yakalanma olasılığınız çok düşük. Örneğin akciğer kanseri. Evet, hayatında sigara içmemiş kişiler de bu kansere yakalanıyor ama içenlerin yakalanma oranı içmeyenlerin kat kat üstünde. Bundan 50 yıl önce o zamanlar Amerika’nın Baş Sağlık Danışmanı olan Luther Terry ilk raporu yazmıştı. Yıl 1964 idi. Rapor ilk kez sigara kullanımıyla akciğer kanseri ve kalp hastalıkları arasında resmen doğrudan bağlantı kuruyordu. O günlerde Amerikalılar’ın yüzde 40’ından fazlası sigara tiryakisiydi. Bugünse 50 yılda önemli yok katedildiğini söylemek mümkün. Amerika’da sigara tiryakilerinin oranı yüzde 18’e düşmüş durumda.

Halkı sigara konusunda ciddi şekilde uyaran bu ilk rapor, sigaraya karşı yoğun önlemler alınmasına, sigara paketlerinin üzerine sağlık uyarıları konulmasına neden olmuş, ayrıca hükümet radio ve televizyonlarda sigara reklamlarını yasaklamıştı. Doktorlar, bu önlemler sayesinde 1964 yılından buyana 8 milyon kişinin hayatının kurtarıldığını söylüyor. Bu ilerlemeye rağmen Amerika’da hala her yıl 443 bin kişi hayatını sigaranın yolaçtığı hastalıklar yüzünden kaybediyor.

Science Poll

Amerika’da yeni yasalar, 18 yaşın altındaki gençlere sigara satılmasını sınırlamış durumda. Ayrıca yasalar sigara içmeyenleri dumandan korumayı da öngörüyor. Birçok kentte kamu alanlarında, restoranlarda, barlarda hatta parklarda bile sigara içme yasağı uygulanıyor. Örneğin New York’taki ünlü Central Park’ta sigara yakanlar ciddi miktarda ceza ödemek zorunda.

Sigaranın zararları saymakla bitecek gibi değil. Hem çok hem de çok daha kötü. Yeni bir araştırmaya göre bağırsak, mide ve karaciğer kanserleri de sigarayla bağlantılı. Ayrıca doktorlar sigaranın diyabet, mafsal romatizması, romatizma, tüberkuloz riskini büyük ölçüde arttırdığı konusunda da halkı uyarıyor. Bunun temel nedeni, sigaranın vücudun hasatalıklara karşı direncisi azaltması, bağışıklık sistemini zayıflatması. Bu yüzden sigara tiryakileri, hasatalıklara karşı daha savunmasız kalıyor. Araştırmalar, pasif içicilerin de hastalık riskinin arttığı konusunda ciddi uyarılarda bulunuyor.

Sigara, anne karnındaki bebeklere de zarar veriyor. Yine araştırmalara göre, hamileyken sigara içen anne adaylarının bebeklerinin zihni ve fiziksel gelişme sorunlarıyla dogma riski artıyor. Örneğin bebeklerin yüz kemikleri yeterince gelişemiyor, beyin oluşumları geri kalıyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, tütün kullanımı dünyada her yıl 6 milyon ölüme neden oluyor. Bu sayının 22030’a kadar 8 milyona çıkacağı tahmin ediliyor. Kanser riskinin artmasının nedeni de sigara kullanımı. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)  dünyadaki bütün kanser ölümlerinin %20’sinin sigara yüzünden kaydedildiğini bildiriyor. Akciğer kanserinden ölümlerin yüzde 70’i de yine sigara yüzünden. Sigaranın yolaçtığı hastalıklar arasında astım ve bronşit başta olmak üzere solunum yolu hastalıkları ve kalp krizi ve inme başta olmak üzere kalp rahatsızlıkları da var.

Peki, ya sigara içmedikleri halde sigara dumanına maruz kalanlar? Dünya Sağlık Örgütü bunu da araştırmış. Sigara dumanı dünyada her yıl 600 bin kişinin ölümüne neden oluyor. Tüm dünyada çocukların yarısı sigara dumanı soluyarak büyüyor. Bütün uyarılara rağmen dünyada 1 milyar kişi sigara tiryakisi. Bu sayının önümüzdeki yıllarda özellikle az gelişmiş ülkelerde artması bekleniyor. Gelişmiş ülkelerdeyse sigara içenlerin sayısı düzenli olarak azalıyor. Sigara içenlerin yüzde 80’i az gelişmiş ülkelerde yaşıyor. Sigara içme açısından rekor, 2010 rakamlarına göre, Büyük Okyanus ülkelerine ait. Sigara içen dünya nüfusunun üçte biri Doğu Asya ve Pasifik ülkelerinde yaşıyor. Bu bölgedeki sigara tiryakilerinin büyük bölümü erkek. Ancak bölgede sigara içen kadın ve çocuk sayısı hızla artıyor. Sigara kullanımının yolaçtığı hastalıklar yüzünden bu bölgede her gün 3 bin kişi hayatını kaybediyor.

Bilimadamlarına göre sigara dumanında 4 binden fazla kimyasal var ve bunların en az 250’si sağlık için çok zararlı. Bu kimyasallardan 50’si kansere neden oluyor. Bunlar arasında arsenik de bulunuyor. Yine de bu kimyasalların en korkutucusu nikotin. Nikotin resmen bir ‘zehir’. Üstelik de alışkanlık yapıyor. Sigara tiryakileri bu yüzden sigarayı bırakmakta çok zorlanıyor.

Gelin Dünya Sigarasız Günü’nde kendimizi de, ailemizi ve çevremizi de koruyalım, sigaradan uzak duralım. Elbette yalnız bu günde değil, her daim sigarayı hayatımızdan çıkarıp sağlıklı yaşayalım, sağlıklı yaşatalım. Sağlık bir kere gitmeye görsün, insan o zaman kıymetini anlıyor. En iyisi o noktaya gelmemek derim. Hepinize sağlıklı günler!

Soma’ya Ağıt

Posted May 21st, 2014 at 1:39 pm (UTC-5)
Leave a comment

Bütün Türkiye’nin, yurtdışında yaşayan Türkler’in ve Türkler’i seven herkesin başı sağ olsun. Soma’da yaşanan büyük acının tesellisi yok, evet ‘ateş düştüğü yeri yakar’ en çok, ama bu acı hepimizin yüreğini dağladı. Soma halkının neler yaşadığını tahmin etmek bile zor. Görüntüler, cenazeler, ailelerin acıları, feryatlar acının bir bölümünü yansıtıyor ama ya evlerde, dört duvar arasında neler yaşanıyor? İşte bunu tahmin etmek çok zor. Geçim sıkıntısının daralttığı yüreklere bu kez de babalarını, kardeşlerini, eşlerini, oğullarını, komşularını, dostlarını, arkadaşlarını kaybetmenin acısı düştü. İki oğlunu madende kaybeden babanın feryadı, ‘babam beni çok severdi, beni şimdi kim sevecek’ diye hıçkıran küçük kızın gözyaşları unutulacak gibi değil. Ambulans kirlenmesin diye çizmelerini çıkarmak isteyen yaralı madenci, ‘burada madenden başka iş yok ki’ diye gerçeği dile getiren gençler, ‘bir hafta sonra çocuğumun sünneti vardı’ diye hayıflanan eşini kaybetmiş acılı anne, ona bebeğini babasız doğurtacak kaderi kabullenmek zorunda kalan anne adayı, hangi birini sayayım? 301 ölümü kabullenmek kolay değil. Koşulların iyileştirileceği, hayatını kaybeden madencilerin geride bıraktıklarını maaş bağlanacağı, yakınların iş bulunacağı, soruşturmanın doğru düzgün yürütüleceği yolundaki sözler umarım tutulur. Acıları unutturmaz ama en azından hayatı devam ettirir.

Ben şöyle bir gelecek hayal ediyorum: Soma’daki madeni işleten şirket ve de hükümet, hayatını kaybeden madencilerin ailelerine yüklü tazminatlar ödesin, sivil toplum örgütleri ve iş çevreleri madencilerin geride kalan çocuklarını bedava okutsun, gençlere madenden başka iş sahaları açsın, onları işe yerleştirsin, madenci ailelerine TOKİ’den daireler bağışlansın, konut kredisi açmak yetmez, onu ödeyecek durumda değiller çünkü ve bunlar biran önce yapılsın, lafta kalmasın, yıllar sürmesin. En önemlisi, Soma’da ve Türkiye’deki bütün madenlerde gerekli güvenlik önlemleri alınsın, yaşam odaları yapılsın ve sayıları arttırılsın, maskelerin hepsi kontrol edilsin, madencilikle ve güvenlikle ilgili bütün konularda madencilere gerekli eğitim verilsin, tatbikat yaptırılsın, Madenciler de insanca çalışıp insanca yaşayabilsin. Para değil insan odaklı bir işi, hayatı olsun herkesin. TMMOB’den Can Doğan’ın söylediği gibi, ‘Kömür karası günler yaşanmasın bir daha’, Maden İş Sendikası Ege Bölge Başkanı Tamer Küçükgençay’ın dediği gibi, ‘Maden kazası kader olmamalı’.

Amerika’daki tepkileri özetlemek gerekirse, Başkan Obama Cumhurbaşkanı Gül’e telefon etti, Soma’da ölenlere başsağlığı diledi. ABD Dışişleri Bakanlığı Türk halkının acılarını paylaştığını bildirdi. Amerikan Kongresi’ndeki Türk Dostluk Grubu ortak başkanları da Washington’daki Türk Büyükelçisi Serdar Kılıç’a bir mektup göndererek Türkiye’nin acısını paylaştı. Mektupta Temsilciler Meclisi üyeleri Virginia milletvekili Gerald Connelly, Ed Whitfield, Steve Cohen ve Virginia Foxx’un imzası var. Amerikalı milletvekilleri, mektupta şöyle diyor: “Soma’daki trajik maden kazasıyla ilgili olarak Amerika-Türkiye İlişkileri ve Amerikalı Türklerle ilgili Kongre Dostluk Grubu adına Türkiye’nin dostları olarak başsağlığı diliyor, acınızı paylaşıyoruz. Ölenlerin aileleri için dua ediyor ve yaralıların biran önce iyileşmesini diliyoruz. Bu ulusal yas döneminde Amerika’nın çok eski bir dostu ve müttefiki olan Türkiye’nin yanındayız.”

Amerika’daki Türk dernekleri karınca kararınca yardım kampanyaları yürütüyor, Washington ve New York başta olmak üzere birçok kentte Türkler biraraya geldi, elele verdi. Soma kazası duyulur duyulmaz, Washington’daki Türk Politika Merkezi (Turkish Policy Center) üyeleri Beyaz Saray’ın önünde gece bir anma töreni yaptı, yere mumlarla SOMA yazdı.

Ben Amerika’daki ve Türkiye’deki özel sektörü, işadamlarını, sivil toplum örgütlerini yardıma çağırıyorum. İmkanlarınız geniş, Soma’da ölen madencilerin aileleri, çocukları için ne olur birşeyler yapın. ‘Acı çekmek onların kaderi olmasın’.

Bu kez içimden başka bir konuda iki satır olsun yazmak gelmedi. O yüzden ben de ‘Soma’ dedim. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

‘Çocuklarınızı İşe Götürün’ Günü!

Posted April 25th, 2014 at 2:31 pm (UTC-5)
3 comments

Michelle Obama24 Nisan’da bir yandan Beyaz Saray’ın 1915 Ermeni Anma Günü açıklamasını bekliyor, bir yandan da Türk Büyükelçiliği’nin önündeki Ermeni göstericilerin sayısını ve Amerika’da yaşayan Türkler’in onlara karşı duran gösterisinden haber bekliyorduk. Buarada Başkan Obama Uzak Doğu’da dört ülkeye çıktığı gezisi sürdürürken First Lady Michelle Obama da Beyaz Saray’da çocukları ağırlıyordu. Siyasi haberleri girmeyeceğiz burada, nasılsa Obama’nın geçen yılki gibi bu yıl da soykırım demediğini, ‘Meds Yeghern’ (büyük felaket) deyimini kullandığını biliyorsunuz.
Beyaz Saray’da çalışan görevlilerin çocuklarını ağırladı Michelle Obama Beyaz Saray’da. 24 Nisan Amerika’da ‘Kızlarınızı İşe Götürün Günü’ olarak başlamıştı, yıllar içinde ‘Kız ve Erkek Çocuklarınızı İşe Götürün Günü’ne dönüştü. Michelle Obama, moda anlayışının vazgeçilmezi haline gelen renkli giysileri içinde çocuklarla konuştu, tutulduğu soru yağmuruyla deneyimli bir avukat olarak gayet güzel başa çıktı. Beyaz Saray’ı ve sebze bahçesini gezen, arı kovanlarını inceleyen çocuklar, kameralara poz vermeyi ihimal etmedikleri gibi, Michelle Obama’yı da bir güzel terlettiler. Michelle Obama çocuklardan özür diledi, anne veya babaları Beyaz Saray’daki toplantılar davetler yüzünden eve geç döndüklere onlara fazla zaman ayıramadıkları için. Ama önemli görevler yaptıklarını vurguladı, onlara anlayış göstermelerini istedi.

Michelle ObamaBir çocuk, Beyaz Saray’ın bahçesine sebze, meyve ekmekten hoşlanıp hoşlanmadığını sordu Michelle Obama’ya. O da bunu genellikle Washington içindeki okullardan davet ettiği öğrencilerle birlikte yaptığını söyledi, açık havada olmaktan hoşlandığını söyledi. Yetiştirdikleri sebzelerle pizza yaptıklarını ve yediklerini anlattı.

Matthew adlı bir afacan, First Lady’ye Beyaz Saray’ın iki köpeğine kimin baktığını sordu. Aldığı cevap, Baş Bahçıvan Dale oldu. Sunny ve Bo adlı iki köpeklerinin Dale ile birlikte sabahtan öğleden sonraya kadar bahçede oynadığını, Beyaz Saray’da dolaştığını, onlar için günün sabah 7:30’da başladığını dile getirdi. Köpekler saat 13’te içeri alınıp, evin iki kızı Sasha ile Malia’nın okuldan gelmesine kadar dinleniyormuş.

Michelle Obama’ya özel sorular da geldi. Aliyah adlı küçük kız, First Lady’ye en sevdiği içeceğin ne olduğunu sordu. O da su olduğunu söyledi ve su içmenin hem yetişikinler hem de çocuklar için ne kadar önemli olduğunu vurguladı. Lauren, First Lady’nin gitmeyi en çok sevdiği yeri merak ediyordu. “Roma güzel bir kent, İtalyan yiyecekleri harika. Çin’den yeni döndüm, çok ilginç bir ülke. Kültürü ve herşeyi bizimkinden çok farklı. Amerika içinde de gitmeyi sevdiğim birçok yer var. Her yıl Hawaii’ye gidiyoruz. Çok güzel bir yer Hawaii. Ulusal Parklar’ı seviyorum. Büyük Kanyon inanılmaz bir yer. Maine eyaletindeki parklar çok güzel. Seyahat etmeyi seviyorum” diye yanıtladı Michelle Obama.

Michelle Obama, Charlotte Bell

 

Jude, onun en sevdiği yiyeceği merak ediyordu. Michelle Obama açıksözlülükle “pizza” dedi. Ancak sebzeli pizzayı tercih ettiğini de söylemeden geçmedi. Ayrıca patates kızartması seviyormuş Michelle Obama, üstelik de acı soslu. Ayrıca kızarmış tavuk da. Ancak sağlıklı yemek en büyük tercihi. Tabii Michelle Obama çocuklara ‘Let’s Move’ programını da hatırlattı ve spor yapmaları, hareket etmeleri, abur cubur yememeleri gerektiğinin de altını çizdi. Peki, First Lady’nin favori rengi neymiş? Mor. First Lady zaten renkli giyiniyor biliyoruz.

Çocuklardan biri, babasının üç yıldır işsiz olduğunu söyledi ve Michelle Obama’ya babasının özgeçmişini verdi, ona iş bulmasını istedi. Bunu özel bir konu olarak niteleyen Michelle Obama özgeçmişi aldı ama yardım sözü vermedi. Avukatlık yaptığı günleri özleyip özlemediğini sordu bir çocuk. Michelle Obama da özlediğini ama şimdi de Başkan eşi olarak önemli bir iş yaptığına inandığını, bu yüzden bu görevi en iyi şekilde yapmaya çalıştığını söyledi. First Lady, normal bir hayat sürdürmeyi özlediğini, sıkı güvenlik önlemlerinin zaman zaman çok sınırlayıcı olabildiğini de belirtti.

Jasmine adlı küçük kız, Michelle Obama’dan ilk geldiğinde Beyaz Saray’ın içinde kaybolup kaybolmadığını öğrenmek istedi. O da samimiyetle ilk günlerde birkaç kez kaybolduğunu itiraf etti.

İşte böyle 24 Nisan günü Beyaz Saray’da böyle geçti. Başkan Obama Japonya’daydı ama ekibi Ermeni Anma Günü mesajını yayınladı. Ama Michelle Obama’nın günleminde çocuklar vardı. Videoyu izleyin, Michelle Obama’nın çocuklarla sohbetini kulaklarınızla duyun!

Onlar ermiş Beyaz Saray’a, biz çıkalım kerevetine….

Başkan Obama Ne Kadar Vergi Ödedi?

Posted April 17th, 2014 at 2:36 pm (UTC-5)
Leave a comment

IRS Tax DayAmerika’da Nisan federal vergi ayıdır, 15 Nisan’a kadar bir önceki yılın vergileri hesaplanıp kısaca IRS olarak bilinen Internal Revenue Service adlı daireye sunulur. Vergi Dairesi ve yerel vergi kurumları vergi iadesi alacağı hesaplanan vergi mükelleflerine ödeme çeklerini gönderir veya gelir vergisi ödemesi gereken bireyler Vergi Dairesi’ne geri ödeme yaparlar. Amerika’da vergi çok ciddi bir konudur, yalan vergi beyanında bulunmak suçtur. Her yıl Federal Vergi Dairesi veya eyalet rasgele seçtiği birey veya şirketlerin vergi bildirimlerini inceler, vergi yasalarına uyumu denetler. Amerika’da onbinlerce vergi şirketi için Ocak-Haziran arası yoğun vergi bildirimi hazırlama dönemidir. Vergi bildirnimi için Nisan’dan Haziran’a kadar uzatma almak da mümkündür mazereti olanlar için.

Barack ObamaElbette Başkan Barack Obama da vergi öder. Başkan geçtiğimiz günlerde 2013 yılı için doldurduğu gelir vergisi formlarını açıkladı Beyaz Saray’ın web sitesinde. Başkan eşi Michelle ile ortak doldurmuş vergi bildirim formlarını ve toplam brüt 481,098 dolar kazanç göstermiş. Obama çiftinin ödediği vergi miktarı toplam 98,169 dolar. Peki, Beyaz Saray’ın ünlü evsahipleri, geçen yıl hiç bağışta bulunmuş mu? Bu bağışlar gelirden düşülerek, vergi iadesini etkiliyor.

Barack Obama, Michelle Obama

Barack Obama ve First Lady Michelle Obama, gelirlerinin yüzde 12,3’ü olan 59,251 doları 32 farklı sivil toplum örgütü ve yardım kuruluşuna bağışlamışlar. En büyük bağış da 8,751 dolar olarak Fisher House Foundation adlı vakfa yapılmış. Peki nedir Fisher House Foundation? Askeri ailelere ve çocuklarına yardım, eğitim, destek sağlayan bir dernek. Michelle Obama da bu vakfı sık sık ziyaret ederek ailelerle çocuklarla görüşüyor, onlara destek oluyor.
Amerika’da vergi sezonunda hem federal hükümete hem de yaşadıkları eyaleetlere vergi bildiriminde bulunuyor bireyler. Barack ve Michelle Obama da Beyaz Saray öncesi yaşadıkları Chicago kentinin bağlı olduğu Illinois eyaletine de vergi bildiriminde bulundular. Bu eyalette de 23,328 dolar vergi ödediler.

Gelelim Başkan Yardımcısı Joe Biden ve Eşine
Joe Biden, Jill Biden
Tabii Biden ve eşi Jill de vergi ödüyor. Onlar da 2013 yılı vergi bildirimini geçtiğimiz günlerde yaptılar ve toplam 407,009 dolar gelir gösterdiler. Federal vergi olarak da 96,378 dolar ödedi Biden ailesi. Joe ve Jill Biden geçen yıl 20,523 dolar bağışta bulundu. Jill Biden’ın yazdığı çocuk kitabının gelirini de bağış olarak dağıttı. Biden çifti Deelaware eyaletine kayıtlı ve oraya da 14,644 dolar vergi ödediler. Aryıca Washington yakınlarında bir üniversitede ders veren Jill Biden ayrı bir Virginia vergi formu doldurdu ve geliri üzerinden 3,470 dolar vergi ödedi.

Güzel Bir Gelenek: Başkanların Vergi Bildirim Açıklaması

Amerika’da Başkanlarla yardımcılarının kazançlarını ve ödedikleri vergileri açıklaması tarih kadar eski bir gelenek. Demokrasinin gereği olarak görüyor bu şeffaflığı Amerika’yı yönetenler. Bu gelenek Kongre üyeleri ve diğer siyasetçiler için de geçerli. Şu soruları sorduğunuzu duyar gibiyim: Peki Amerika’da vergi kaçakçılığı olmuyor mu? Gelirini az gösterenler yok mu? Yani herkes çok mu masum? Elbette değil. Aklıma çok eski bir örnek geliyor. Yıllar önce ünlü halk müziği sanatçısı Willie Nelson’ın yıllarca federal vergi ödemediği ortaya çıktı. Yani vergi bildirim formu doldurmamıştı. Bugüne kadar 2,500 şarkı sözü yazan ve bir o kadar şarkıyı da besteleyen ve konserlerinden, albümlerinden milyonlarca dolar kazanmış olan Nelson, 1956 yılından buyana sahnede. 1990 yılında Federal Vergi Dairesi, Nelson’ın 16 milyon 700 bin dolar vergi borcu olduğunu açıkladı. Amerikan halk müziğinin ve rock’n’roll’un ünlü ismi Nelson’ın banka hesapları donduruldu, bazı mallarına ve mülküne el konulup satıldı. Willie Nelson duruma nasıl bir çözüm buldu dersiniz? Sayısız konser düzenledi, geliriyle borçlarını ödedi. Çünkü Vergi Dairesi’nden kurtuluş olmadığını iyi biliyordu.

Vergi konusuna da böylece değindikten sonra bir başka yazıda yine birlikte olmak umuduyla hepinize iyi baharlar!

Amerika’da Her 68 Çocuktan Biri Otistik

Posted April 8th, 2014 at 12:56 pm (UTC-5)
Leave a comment

Bu ay Amerika’da Ulusal Otizm Bilinçlenme Ayı. Yalnızca Beyaz Saray ve Başkan Obama değil, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanı Kathleen Sebelius ve sivil toplum örgütleri otizmle yaşayan milyonlarca otistikle ailelerinin sıkıntılarına dikkati çekti, toplumu onlara karşı daha duyarlı olmaya çağırdı.

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin yeni bir araştırmasına göre, Amerika’da her 68 çocuktan biri otistik. Bu sayı on yıl önce 88’de 1’di. Yani otizm hizla artıyor. Otizmin erkek çocuklarda görülme olasılığı, kızlara oranla beş kat daha fazla. Farklı dereceleri olan otizm, çocuklarda iki yaş civarında sezilse de esas teşhis 4 yaşında konabiliyor. Bu nörolojik hasatalığın erken teşhis edilmesi sayesinde tedavi ve eğitim erken başlayabiliyor ve çocuğun gelişmesinde ciddi ilerleme kaydedilmesi mümkün oluyor. Otizm öyle bir hastalık ki, çocuklar sosyal iletişim kurmakta zorlanıyor, sınırlı, sıkıntılı ve sürekli tekrardan oluşabilen davranış bozuklukları sergiliyor.

Britain Autism Robots

Başkan Obama’nın Kongre’den geçmesi için büyük mücadele verdiği Sağlık Reformu Yasası sayesinde (Affordable Care Act) birçok sağlık sigortası artık 18-24 ay arasındaki çocukların otizmle ilgili teşhis ve tedavisini bedava yapmak zorunda. Ayrıca ilerki yaşlarda da otistik çocuk ve yetişkinlerin bakımı, tedavisi ve eğitimi için de sigortaların ailelerin üzerinden büyük bir yük kaldırması öngörülüyor. Gençlar 26 yaşına kadar anne-babalarının sağlık sigortası kapsamında tedavi görebiliyor.

Otizm sadece otistik olan kişiyi değil, aile bireylerini, onlara bakım sağlayan bakıcıları, öğretmenlerini, arkadaalarını, özetle bütün çevrelerini etkileyen bir rahatsızlık. Otizm uzmanı Katie Divelbiss, ailelerin otistik çocuklarıyla iletişim kurmanın mutlaka bir yolunu bulmaları gerektiğini söylüyor. Bunun için de resimler, el işaretleri ya da sadece tek bir kelime ya da ses kullanılması yararlı oluyor.

AP090610043110_1

Yıllarca ‘çocuk şizofrenisi’ olarak sınıflandırılan otizmin ‘geniş spektrumlu beyin gelişme bozukluğu’ olduğu biliniyor. Amerikan Pediatri Akademisi’nden Doktor Susan Hyman, otizm tanımlamasının değiştiğini, spektrumdaki bozukluklar arasındaki farkları belirlemenin zor olduğunu söylüyor. Doktor, ”Otizmi, farklı yoğunluk dereceleri olan tek bir kategori olarak düşünmek daha yerinde olur” diyor.” Kızına 1994 yılında otizm teşhisi konulan Profesör Roy Richard Grinker, o yıllarda Amerika’da otizm hakkında kamuoyunun bilinç ve anlayış seviyesinin çok düşük olduğunu, ancak artık durumun değiştiğini söylüyor. Grinker, ”Otizm tedavisinin günümüzde 1994’tekinden çok daha farklı olduğunu söyleyemem. Ancak tek bir değişiklik var, o da toplumun otizmi anlıyor olması. Toplum bu sorunun bilincinde” diye konuşuyor.

Joplin Tornado Autism

Dediğimiz gibi, Amerika’da ve dünyada otizm vakaları artıyor. Otizm tanısı nasıl konuyor? Toplumun otistik kişilere karşı tutumu ne? Otistik çocuklar ve aileleri için Amerika’da ne gibi hizmetler sunuluyor? Otistik çocuklar nasıl eğitiliyor, yetişkinler hangi mesleklerde çalışabiliyor? Washington yakınlarındaki Jane Salzano Otizm Merkezi Mesleki Eğitim Bölümü Direktörü Dide Çimen’e göre, çocuklarda üç yaşına kadar otizm belirtileri görülüyor ve tanı konuyor. Otizm nörolojik bir hastalık ve tedavisi yok. Otizmin en yaygın belirtileri, sosyalleşmede bozukluk, göz teması kuramama, çevreye aşırı ilgisizlik, oyuncaklarla nasıl oynayacağını bilememe, kendisini ifade edememe gibi sorunlar.

RYAN

Jane Salzano Otizm Merkezi’nde çocuklarla bire bir ilgileniliyor, ihtiyaçları sağlanıyor, ailelere de otistik çocuklarına davranış yöntemleri öğretiliyor. 16 yaşından sonra da çocuklara ilgi alanlarına göre bir meslek öğretiliyor. Merkezin Mesleki Eğitim Bölümü Direktörü Dide Çimen, ofis işleri, fotoğrafçılık, bilgi işlem, grafikçilik, ressamlık gibi işler yapan, bu alanlarda beceri ve yetenekleri olan gençler yetiştirdiklerini anlatıyor.

Sağlık Bakanlığı’nın videolarını izlemek için:
• Birth to 5: Watch Me Thrive! at http://www.acf.hhs.gov/programs/ecd/watch-me-thrive
• More on CDC resources and data at http://www.cdc.gov/autism

Washington’daki Türk Araştırmaları Enstitüsü

Posted March 19th, 2014 at 2:15 pm (UTC-5)
2 comments

Washington’daki düşünce kuruluşlarında Türkiye konusu sık sık gündeme gelir, Türk siyaseti ve dış politikasındaki gelişmeler, iç konular değerlendirilir. Brookings Enstitüsü, Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi CSIS, Heritage Vakfı gibi birçok kuruluşta Türkiye uzmanları ve Türk araştırmacılar görev yapar. Bu kez Georgetown Üniversitesi bünyesindeki Türk Araştırmaları Enstitüsü’ne (Turkish Studies Institute) ve Başkanı Dr. Sinan Ciddi’ye ayırdım yazımı.

sinan ciddiTelevizyon programlarımıza sık sık konuk olan ve Türk siyaseti ve politikalarını değerlendiren Dr. Sinan Ciddi’yle, bu kez başında olduğu enstitüyü konuştuk. “Amacımız Türkiye’yi tanıtmak” diyor Sinan Ciddi ve Türk politikasına, dil, tarih ve kültürüne son yıllarda ilginin büyük ölçüde arttığını söylüyor.

Sinan Ciddi’yle sohbetimize geçmeden önce Amerika’nın ve başkent Washington’un en saygın ve de pahalı üniversitelerinin başında gelen Georgetown Üniversitesi hakkında bilgi vereyim.

Georgetown, dünyanın en büyük ve Amerika’nın en eski akademik çalışma ve araştırma kurumlarından biri. Amerika’nın başkanlar dahil birçok önemli ismini yetiştiren ve dünyanın çeşitli ülkelerinden binlerce öğrenciye kucak açan bu özel üniversite, 1789 yılında kurulmuş. Bulunduğu semt de üniversitenin adıyla anılıyor. Üniversite, başkentin güzel bir köşesinde Potomac nehrine yakın bir bölgede 50’nin üzerinde binasıyla çok büyük bir kampüs üzerinde bulunuyor.
Üniversitenin dev bir tıp fakültesi ve birçok araştırma laboratuvarı var. Georgetown Üniversite Hastanesi özellikle kanserle ilgili hem tedavi hem de araştırma açısından çok önemli bir kurum.

Ayrıca siyasal bilgiler ve hukuk alanında da dünyanın önde gelen üniversitelerinden biri. Amerika’nın birçok diplomatını ve devlet adamını yetiştirmesiyle ünlü. Bunlardan biri de eski başkanlardan Bill Clinton. Bill Clinton bir keresinde “Georgetown Üniversitesi’nde okumasaydım, belki de başkan olamazdım” demişti. Çok güçlü bir akademik kadroya sahip olan Georgetown’da eski dışişleri bakanlarından Madelaine Albright, Washington’un Kongre’deki delegesi Eleanor Holmes Norton ve daha birçokları ders veriyor.

Georgetown Üniversitesi’nde bir de Türk Araştırmaları Enstitüsü (TSI) var. 1983 yılında kurulan enstitü, kar amacı gütmeyen, vergiden muaf özel bir eğitim kurumu. 1983-1993 yılları arasında Osmanlı Tarihi profesörü ve enstitünün kurucusu Heath Lowry başkanlık yapmış. Princeton Üniversitesi Atatürk Kürsüsü’nün de kurucusu olan Lowry, şimdi Türkiye’de yaşıyor, Bahçeşehir Üniversitesi’nde ders veriyor. Enstitü başkanlığını 1994’te Profesör Sabri Sayarı devralmış. O da 2005 yılına kadar görev yapmış. Columbia, George Washington ve Boğaziçi üniversitelerinde ders veren Sabri Sayarı’nın Türkiye’yle ilgili birçok kitabı var. Enstitünün başında 2005-2011 yılları arasında Columbia ve Georgetown Üniversitesi profesörlerinden David Cuthell’i görüyoruz.

Ekonomi ve finans profesörü olan David Cuthell, aynı zamanda Osmanlı tarihi uzmanı. Dr. Sinan Ciddi 2011 yılında Türk Araştırmaları Enstitüsü Başkanı olmuş. Ciddi, İngiltere’de Londra Üniversitesi’nde okumuş, Florida Üniversitesi’nde, ardından Sabancı Üniversitesi’nde ders vermis. Florida Üniversitesi’nde Avrupa Araştırmaları Merkezi’ni kurmuş. Onun da Türkiye’yle ilgili yazıları, araştırmaları ve kitapları var.

sinan-ciddi

Amerika’nın en eski ve en büyük uluslararası ilişkiler fakültesi olan Edmund Walsh Dışişleri Okulu binasında bulunan enstitünün amacını Dr. Sinan Ciddi’yle konuştuk. Sinan Ciddi’ye göre, Türk Araştırmaları Enstitüsü’nün amacı, Amerika’da Türkiye’yle, Türk tarihi ve kültürüyle ilgili araştırma yapan genç araştırmacıları, kitap yazan bilimadamlarını desteklemek, Amerikan üniversitelerinin Türkiye’yle ilgili bilgi, ders programı ve kütüphane kaynaklarını geliştirmek, konferanslar düzenlemek, bu şekilde Türk siyaseti, ekonomisi ve toplumu hakkında Amerikalılar’ı aydınlatmak. Sinan Ciddi yayınları destekleme konusuna, kitapların kalıcı olduklarını düşünerek büyük önem verdiklerini vurguluyor.

Georgetown Üniversitesi zengin bir ders programına sahip. Türk Araştırmaları Enstitüsü Türkçe programları da Amerika’daki en iyilerin başında geliyor. Georgetown’da çok sayıda Türk öğrenci okuyor, Amerikalı öğrencilerin de Türkiye’yi konu alan derslere ilgisi oldukça fazla. Sinan Ciddi’ye göre, son yıllarda Türkiye’ye ve Türk araştırmalarına artan ilginin nedeni Arap Baharı ve Ortadoğu’daki gelişmeler. Siyasi gelişmelere bağlı olarak Türkiye daha sık gündeme geliyor. “Siyasi konjonktür” devreye giriyor bu noktada.

Dr. Sinan Ciddi son yıllarda düzenledikleri konferanslarda da bunu öne çıkardıklarını, yalnızca öğrencileri değil, Washington’daki akademisyenleri de aydınlatmayı amaçladıklarını söylüyor. Konferanslara ilgi yoğun. Dr. Sinan Ciddi, geldiğinden beri, kendisinden önceki enstitü başkanları gibi bütün Amerika’yı dolaşıp çeşitli eyaletlerdeki üniversitelerde Türkiye’yi tanıtıyor, konuşmalar yapıyor, Türkçe ders programları oluşturuyor ve Türkiye’yle ilgili yayınlara destek veriyor. “Daha işimiz çok” diyen Dr. Ciddi kolay kolay yorulacağa benzemiyor. Başarılar!

Açıklamaları için Sinan Ciddi’ye ve bu videoyu çekip montajını yapan Serdar Keskin ile Burteçin Sapta arkadaşlarıma çok çok teşekkürler. Bir başka konuyla yine birlikte olmak umuduyla.

Türk Araştırmaları Enstitüsü’ne ulaşmak için:

http://turkishstudies.org/

Enstitü Başkanı Sinan Ciddi Kimdir?

http://turkishstudies.org/about/sinan_ciddi/index.shtml

Sinan Ciddi was appointed as the fourth Executive Director of the Institute of Turkish Studies, succeeding David C. Cuthell at the end of August 2011.

Ciddi was born in Turkey and educated in the United Kingdom, where he gained his Ph.D. in Political Science from the School of Oriental and African Studies, University of London in June 2007. He was previously an instructor at Sabancı University between 2004-2008 and completed his Post-Doctoral Fellowship at the same institution between 2007-2008.

He recently published a book titled Kemalism in Turkish Politics: The Republican People’s Party: Secularism and Nationalism (Routledge, January 2009) focusing on the electoral weakness of the Republican People’s Party.

Between 2008-2011, he established the Turkish Studies program at the University of Florida’s Center for European Studies.

Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun!

Posted March 7th, 2014 at 3:21 pm (UTC-5)
5 comments

Michelle Obama

 

8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve Amerika’da bu ay “Kadın Ayı”nın kutlanması nedeniyle kadın konusunu gündeme getiriyorum bu kez ve başarılı kadınlara ayırıyorum bu yazımı. Önce Amerika’nın First Lady’si Michelle Obama’ya bakalım. Ne yapıyor bugünlerde dersiniz? Michelle Obama “Let’s Move” girişiminin dördüncü yaşını kutladı geçtiğimiz günlerde. Hatta eşi Başkan Barack Obama ve yardımcısı Joe Biden’a da bir reklam videosu çektirdi kampanyaya destek için. Videoda Obama ve Biden, Beyaz Saray’dan çıkıp koşmaya başlıyorlar ve First köpekler Bo ve Sunny de onları izliyor. Koşu bitip ofislerine dönünde ikisi de, egzersizi noktalamanın en iyi yolu sayılan birer bardak su içip çalışmaya devam ediyorlar.

Michelle Obama ve “Let’s Move”

Michelle Obama başarılı bir kadın. First Lady olarak köşesinde oturup Beyaz Saray’ın keyfini çıkarmak yerine, arı gibi çalışıyor. “Let’s Move” ve bu kampanya çerçevesinde reklamını yaptığı sağlıklı yaşam, sağlıklı beslenme sonuçlarını vermeye başladı bile. Okullarda çocuklar artık daha çok spor yapıyor, kafeteryalarda daha sağlıklı besleniyor ve sonuç olarak da çocuklar arasında obeziteyle mücadelede ilerleme sağlanıyor. Ortada rakamlar var. 2-5 yaş grubundaki çocuklarda obezite oranında yüzde 43 düşüş kaydedildi. Bu, olağanüstü bir başarı. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne göre, bu rakama son on yıl içinde ulaşıldı. Michelle Obama, açıklamayı sevinçle karşıladı. Biliyorsunuz, Michelle Obama, Beyaz Saray’ın bahçesinde sebze ve meyve yetiştirerek de sağlıklı beslenmeyi teşvik ediyor. Bunun yanısıra düzenli olarak spor yapıyor.

Amerika 2016’da kadın başkan seçer mi?

Clinton

 

Hillary Clinton, önce First Lady, sonra senatör, başkan adayı ve dışişleri bakanı olarak son 20 yıldır Amerikan siyaset sahnesinin ayrılmaz parçalarından biri. Kamuoyu yoklamaları, 2016 başkanlık seçimine adaylığını koymaya karar verdiği takdirde eski dışişleri bakanı Hillary Clinton’un en kuvvetli aday olacağını gösteriyor. Hillary Clinton, yılın sonlarına doğru başkanlık yarışında aday olup olmayacağına karar verecek. Uzmanlarıa göre Clinton yenmesi zor bir rakip olabilir. Yine uzmanlara göre, Clinton’un favori aday olarak görülmesinin artıları ve eksileri var. Neden derseniz, yarışta başı çekenler sadece rakiplerinin değil, medyanın da hedefi haline geliyor. Hillary Clinton bu nedenle saldırılara açık ve korunmasız bir konumda. Öte yandan herkesin gözünün önünde olmak bol bol bağış toplamak için bir avantaj. 2016 başkanlık seçimlerine daha iki yıl var. Ancak Hillary Clinton son zamanlarda yine gözler önünde sık sık görünüyor ve birçoklarına göre kampanya hazırlığı içinde. Bu yıl ara seçim yılı. Amerikalı seçmen, önümüzdeki aylarda Hillary Clinton ve eşi eski başkan Bill Clinton’ın adını giderek daha sık duyacak çünkü Demokrat adayların kampanyasına destek vermeleri için iki Clinton’a da yoğun talep var. Kampanyalara katkısı, Hillary Clinton’ın 2016’da muhtemel başkan adaylığına da yardımcı olabilir. Amerika kadın başkana hazır mı sorusuna gelince, neden olmasın?

Kadınlar Müze Yöneticiliğinde Rekora Koşuyor

women-teaserWashington Post gazetesi geçtiğimiz günlerde ilginç bir konuyu gündeme getirdi. Doğrusu bugüne kadar dikkatimi çekmemişti. Washington’da müzelerin başında hep kadınlar varmış meğer. Gerçekten büyük başarı. Kadınlar sanatta cam tavanı kırıp gün ışığına çıkmışlar bile. Tabii bu alanda. Başka alanlarda ve özellikle de siyasette çok eksik var hala. Ulusal Kadın Sanat Müzesi, Corcoran Sanat Galerisi, Smithsonian Enstitüsü Anacostia Müzesi, Hillwood Müzesi, Smithsonian Ulusal Afrika Sanatları Müzesi,Ulusal Portre Galerisi, Baltimore Sanat Müzesi, Kreeger üzesi, Soykırım Müzesi, Phillips Koleksiyonu, Smithsonian Amerikan Sanat Müzesi ve Renwick Galerisi, Walters Sanat Müzesi, Amerikan Visionary Sanat Müzesi, hepsinin müdürü kadın. Tam 13 kadın! Yaşları 46 ile 77 arasında değişiyor. Amerika’nın güzel yanı, işini iyi yapan insanların, tabii kadınların da yaşları ilerlediği gerekçesiyle bir kenara atılmaması. Müzeler örneğinin yanında bugün Amerikan televizyonlarında 65 yaşının üstünde çok başarılı erkekler olduğu gibi kadınlar da var. Ancak müze yöneticisi kadınlar kaydettikleri ilerlemeyi yeterli bulmuyor. “Bütçeleri 20 milyon doları aşan 33 müzeden 13’ünde kadın yöneticiler olması olumlu bir gelişme ama yeterli bir ilerleme değil” diyorlar. Dünya Kadınlar Günü’nde fazlasını istemek hakları değil mi?
Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun, kadınlara daha güzel günler getirsin.

 

Gökkuşağı

Gökkuşağı

Gökkuşağı siyasetten, sanata, akıp giden hayattan kayıp giden görüntülere, Washington’un aşırı sıcak, soğuk, karlı, yağmurlu, sert rüzgarlı ama yumuşak sürprizlerle dolu havasından, sokaktaki çocuğuna, yetişkinine, kedisine,  köpeğine ve diplomasi trafiğine kadar çok geniş bir  alanda birlikte nefes alacağımız bir ortam. Amerikan Kongresi’ne beş,  Beyaz Saray’a on dakika mesafede, düşünce üreten kuruluşların ve lobi şirketlerinin  merkezinde, Washingtonlular  politikalardan ne kadar etkilenir, nasıl yaşar, nasıl eğlenir, nelere güler, hangi  kitapları okur,  hangi gazeteleri alır,  televizyonda ne tür programlar  izler, “dizi” çılgınlığı yaşar mı, yayıncılıkta nelere önem verir, neleri “haber” sayar, habercilikte hangi standartları uygular, sosyal medya hakkında ne düşünür, çocuklarının okul tercihini neye göre yapar? Halk hayat pahalılığından ne kadar şikayet eder, dinlenmek için ne yapar, Beyaz Saray’da olup bitenlerle ne kadar ilgilenir? Başka ülkelerdeki olaylara ilgi duyar mı? Parası olunca hangi ülkelerde tatil yapar? Gökkuşağında bunların hepsinden bir nebze bulacaksınız. Gökkuşağı her zaman yorumlarınıza açık olacak.

Hulya Polat

Hulya Polat yayıncılığa Ankara Radyosu'nda başladı, TRT'de ve Amerika'nın Sesi'nde devam etti. Çok sayıda yayıncılık ödülü, siyasetçilerden sanatçılara kadar birçok kişiyle radyo ve televizyon ropörtajları var. Sivil toplumcu, gönüllü çalışmaların önemine inanıyor. Washington Türk-Amerikan Derneği Başkanlığı yaptı, Atatürk Okulu, Türk Festivali ve derneğin internet sitesiyle Amerikalı öğretmenlere Türkiye'yi tanıtma seminerleri başlatılmasında öncülük etti. Kitapları, sinema, tiyatro ve müziği, güneşi ve denizi seviyor. Yayınlanmış bir öykü kitabı var. "Dünyada en çok sevdiği işi yapma güzelliğini yakalayan ve kanseri yenen şanslı kişilerden biriyim, haberciliği, hayatı ve onlarla ilgili herşeyi seviyorum" diyor.

Bölümler

Takvim

August 2014
M T W T F S S
« Jul    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031