Akıllı Telefonlarımıza Bağımlıyız Ama Nereye Kadar?

Posted September 29th, 2017 at 7:28 am (UTC-5)
Leave a comment

Foto: AP Photo/Sergey Ponomarev

Akıllı telefonlarımız yokken nasıl yaşıyorduk? Kimi zaman yıllar öncesinin filmlerini izlerken garip bir duyguya kapılıyor insan ve düşünmeden edemiyor. Akıllı telefonlarımız olsaydı yıllar önce, filmlerin de kurgusu tümden değişirdi. Sevdiklerimize ulaşmak, internetten bilgi almak, yol tarifi sormak, bütün bunlar günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Gün boyu attığımız adımları saymak da akıllı telefonlarımızın sevdiğimiz bir özelliği, çünkü sağlık hepimiz için çok önemli.

Peki çok sevdiğimiz akıllı telefonlar, kişisel güvenliğimiz açısından bakarsak, yeterince dostumuz mu? Kendimiz ve çevremiz için güvenlik sorunu yarattığı zamanlar olabiliyor mu akıllı telefonlarımızın? Biz güvenlik sorunlarını ortadan kaldırmak ya da en aza indirmek için elimizden gelen herşeyi yapıyor muyuz? Ya da neler yapmalıyız?

Çocuklarımıza daha küçük yaşta karşıdan karşıya geçerken ne yapmaları, yolun iki tarafını da kontrol etmeden adım atmamaları gerektiğini öğretiriz. Peki, daha ilerki yaşlarda ellerinde akıllı telefonları varken yürüdükleri veya araç kullandıkları zaman bunun ne kadar tehlikeli, hatta ölümcül olabileceğini de anlatıyor muyuz? Sanırım bu alışkanlığı edinmek için biraz daha zaman geçmesi gerekiyor.

Foto: AP Photo/Ben Margot

Gerçek şu ki, yolda yürürken akıllı telefon kullandıkları ve nereye bastıklarına, trafikte ne olup bittiğine bakmadıkları için hayatını kaybedenlerin sayısı her geçen yıl artıyor. Amerika’da 2010-2015 yılları arasında bu nedenle meydana gelen yaya ölümleri yüzde 25 arttı. Karayolu Güvenlik Dairesi’ne göre, 2016’da bu ölümlerde yüzde 11 oranında artış oldu ve ölen yayaların sayısı yılda 6 bine çıktı.

Son zamanlarda yeni bir ‘trend’ var Amerikan kentlerinde. Birçok kişi, akıllı telefon kullanırken dikkatleri dağıldığı için yürürken veya araç kullanırken meydana gelen ölümlerin önlenmesi için yasa çıkarılmasına destek veriyor.

Bu ‘trend’e öncülük eden kentlerin başında Hawaii’nin Honolulu kenti geliyor. Honolulu’da 24 Ekim’de yürürlüğe girecek olan yeni yasaya göre, sokakta yürürken ve karşıdan karşıya geçerken cep telefonunuza bakarsanız veya mesaj yazarsanız, 15’le 99 dolar arasında ceza almanız sözkonusu.

Üstelik yasanın kapsamına akıllı telefonlarla birlikte cep telefonları, tabletler, oyun cihazları, dijital kameralar ve dizüstü bilgisayarlar da giriyor. Yasa bir tek durumda sokakta cep telefonu kullanımına izin veriyor. Eğer bir kaza, bir tehdit veya saldırı sözkonusuyla yayalar polisi, itfaiyeyi veya sağlık ekipilerini arayabilecek.

Foto: AP Photo/Jae C. Hong

Gelelim araçta sürücü koltuğundayken akıllı telefon kullanımına. Amerika’nın kuzeybatısındaki Washington eyaleti 2007 yılında araç kullanırken akıllı telefon kullanılmasını veya mesaj yazılmasını yasaklamıştı. 10 yıl içinde 46 eyalet aynı yönce yasa geçirdi. Bu eyaletler arasında başkent Washington da bulunuyor.

 

Gençler Dikkat: Sosyal Medyanın Esiri Olmayın!

Posted July 27th, 2017 at 12:23 pm (UTC-5)
Leave a comment

Hayatımıza girdiğinden beri tartışılan önemli bir konu, sosyal medyanın bağımlılık yapıp yapmadığı, yapıyorsa ne kadar yaptığı ve sağlığımızı ne kadar etkilediği. Yeni bir araştırma, instagramın gençlerin ruh sağlığını ve beyin forksiyonlarını en kötü etkileyen sosyal medya platformu olduğunu gösteriyor. Gençler üzerinde en olumlu etkiyi yapan sosyal medya platformuysa YouTube.

En Kötüsü Instagram ve Snapchat

Yeni araştırma, İngiltere’deki Kraliyet Kamu Sağlığı Derneği tarafından yapıldı. Dernek Yönetim Kurulu Başkanı Shirley Cramer’a göre, sosyal medya sigara ve alkolden daha çok bağımlılık yapıyor. Cramer, “Sosyal medya o kadar yaygın kullanılıyor ve o kadar çok günlük yaşamımıza girdi ki, ruh ve beden sağlığıyla ilgili rahatsızlıkları incelerken, sosyal medyanın etkisini gözardı etmemize imkan yok” diyor. Shirley Cramer, “Instagram ve Snapchat’in gençlerin akıl ve ruh sağlığı üzerinde en kötü platformlar olmasının nedeni, görsellikleri ve bu görselliğin gençlerin dürtülerini harekete geçirmesi ve onlarda strese neden olması” diye anlatıyor.

İngiltere’de yapılan araştırmaya 14-24 yaş grubundaki 1,500 genç katıldı. Gençler, ruh ve beden sağlıklarıyla ilgili 14 soru yanıtladı. Bunlar stres, depresyon, uyku kalitesi, yalnızlık, panik, fiziki görünüş, gerçek dostluklar ve arkadaşlarla ilişkileri değerlendirmeye yarayacak sorulardı. Ortaya çıkan sonuçlara göre, gençler üzerinde en olumlu etki yapan sosyal medya platform YouTube oldu. Onu Twitter ve Facebook izledi. En kötü olanlarınsa Snapchat ve Instagram olduğu görüldü.

Aşırı Sosyal Medya Kullanımı Gençlere Zarar veriyor

Sosyal medya üzerinde kamu sağlığı araştırmaları yapan Lacy Green, “Sosyal medya, nasıl sosyalleştiğimizi, iletişim kurduğumuzu ve ilişki kurduğumuzu inanılmaz şekilde değiştirdi” diyor. Green’in YouTube’da 1,5 milyon takipçisi var ve Green sosyal medyanın etkisinin özellikle gençler üzerindeki etkisinin çok umulmadık boyutlara ulaştığını söylüyor.

Araştırmacılar, sosyal medyanın toplum üzerindeki olumsuz etkisiyle mücadele etmek için platformlara içerikleriyle ilgili uyarılar eklenmesi gerektiğini savunuyor. Araştırmaya katılan gençlerin yüzde 71’i de bunun gerekli olduğu yönünde görüş belirtti. Bir öneri de sosyal medya şirketlerinin, stres ve sorun yaşayan kullanıcıları yardım isteme kanallarına yöneltmesi. Gençlerin yüzde 80’i bunun da gerekli olduğunu düşünüyor. Ayrıca 14-24 yaş grubundaki denekler, sosyal medya sitelerinin manipüle edilmiş fotoğraflara da not düşmesi gerektiğine yüzde 70 oranında destek verdi.

Araştırmacı Shirley Cramer, aşırı sosyal medya kullanımının çok ciddi zararları olduğu konusunda artık elde giderek artan kanıtlar bulunduğunun altını çiziyor ve toplumun ve özellikle de gençlerin akıl ve ruh sağlığını daha da iyileştirme çabalarının, sosyal medyanın etkilerini dikkate almadan yürütülemeyeceğini vurguluyor. Cramer’a göre, sosyal medya platformlarının çok büyük yararları olduğunu gözardı etmemek gerektiğini de söylüyor ve günümüzde gençlerin sosyal medyaya körü körüne kapılmasının önüne geçmenin önem kazandığını belirtiyor. Özetle gençlere tavsiye şu: sosyal medyayı izleyin ama aşırı kullanarak esiri olmayın.

Sosyal Medya Stres Yapıyor ve Uyku Düzenini Bozuyor

Amerikalılar’ın neredeyse yüzde 90’ı mesajlarını ve sosyal medya hesaplarını ya sık sık ya da sürekli kontrol ediyor. Bu konuda bir araştırma yapan Amerikan Psikoloji Derneği’ne göre, bu durum ciddi bir stres kaynağı. Elektronik posta kutularına, mesajlarına ve sosyal medya hesaplarına sürekli bakanların stres seviyesi, çok sık bakmayanlara oranla çok daha yüksek. Bir puanın ‘az ya da sıfır’ stresi, on puanınsa ‘aşırı’ stresi gösterdiği on puanlık ölçüm üzerinde sosyal medya, mesaj ya da elektronik posta kutusuna sürekli bakanlar, 5,3‘lük stres seviyesinde yer aldı. Akıllı telefonlarını eline daha az alanlarınsa 4,4‘lük seviyede stres yaşadığı belirlendi. Tatil günlerinde de işle ilgili elektronik postalarına bakan Amerikalılar, 10 puanlık sıralamada, 6 puanlık stres derecesinde yer alıyor.

Farklı Bir Sosyalleşme

Uzmanlara göre, mobil cihazların ve sosyal medya ağlarının son on yıl içinde hızla gelişmesi, Amerikalılar’ın günlük yaşamlarını ve birbirleriyle iletişim kurma biçimlerini değiştirdi. Uzmanlara göre, bugün artık hemen hemen her Amerikalı yetişkinin en az bir adet elektronik cihazı var. Çoğu, bu cihazlarla sürekli bağlantı içinde. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken bir yandan da fiziksel ve ruhsal sağlığımız üzerinde olumsuz etkiler yapıyor.

Amerikan Psikoloji Derneği’nin araştırması, elektronik cihazlarla sürekli bağlantı içinde olmanın çocukları da olumsuz etkilediğini gösteriyor. Anne babaların yüzde 94’ü, çocuklarının elektronik cihaz kullanım sürelerine sınırlama getirmeye çalışıyor. Yüzde 58‘lik bir kesimse çocuklarının elektronik cihazlara adeta yapışık şekilde yaşadığını söylüyor. Anne babaların yüzde 45’i ise teknolojinin kendilerini ailelerinden kopardığını düşünüyor. Yüzde 58 ise sosyal medyanın çocuklarının fiziksel ve ruhsal sağlığı üzerindeki etkilerinden kaygı duyuyor.

Sosyal Medya Stresi Nasıl Azaltılabilir?

Araştırmaya göre sosyal medya hesaplarını sürekli kontrol edenler, sosyal medyadan olumsuz yönde etkileniyor. Katılımcıların yüzde 42’si sosyal medyada siyasetle ilgili meseleleri tartışmanın strese neden olduğunu bildiriyor. Bu oran, sosyal medyayı ara sıra takip edenler arasındaysa yüzde 33. Araştırmadan elde edilen en çarpıcı bulgulardan biri de, Amerikalılar’ın yüzde 65‘inin ara sıra ‘dijital detoks’ yapmanın, yani elektronik cihazlarını kullanmaya bir süre ara vermenin akıl sağlığı için önemli olduğunu düşünmesi. Ancak gerçek anlamda teknoloji molası alanların oranı yalnızca yüzde 28. Dijital detoks, teknoloji kullanımına bağlı stresi azaltmanın en iyi yollarından biri. Elektronik cihazlarını ellerinden düşürmeyenlerin sosyal medyadaki varlıklarını kısıtlamaları ve teknoloji kullanımlarını azaltmaları son derece yararlı. Konu teknolojiyle sağlıklı bir ilişki kurmaya geldiğinde anne babaların kendi alışkanlıklarıyla çocuklarına örnek olmaları gerekiyor.

 

 

ABD’de En Pahalı Eğitim Tıp ve Hukuk

Posted April 12th, 2017 at 11:07 am (UTC-5)
Leave a comment

(Foto: AP/Mark Wallheiser)

Üniversite borçlarının rekor düzeyde artarak toplam 1 trilyon 300 milyar dolara çıktığı Amerika’da, mesleklerine en borçlu başlayanlar doktorlar ve avukatlar. Bunun nedeni tıp ve hukuk eğitiminin hem çok pahalı olması hem de diğer bölümlerden daha uzun sürmesi.

Üniversite Erişim ve Başarı Enstitüsü’nün açıkladığı rakamlara göre, 2015 yılında eyalete ait yüksek öğrenim kurumları ve kamu üniversitelerinden mezun olan her 10 öğrenciden yedisinin, yani mezunların yüzde 68’inin üniversite borcu var. Üstelik de bu borçların en düşük ortalaması, öğrenci başına 30 bin dolar. Buna karşılık öğrencilerin üçte biri üniversiteye borçsuz bitiriyor. Uzmanlar, üniversite eğitimi alan öğrencilerin büyük çoğunluğunun orta gelirli ailelerin çocukları olduğunu ve borç almadan okuma imkanları bulunmadığını söylüyor.

Foto: AP/Mark Wallheiser

300 milyonun üzerinde nüfusu olan Amerika’da 43 milyon kişinin öğrenci borcu var. Bu borç tıp ve hukuk gibi sekiz yıla yakın eğitim gerektiren ve son derece pahalı olan tıp ve hukuk gibi dallarda, yılda 150 bin dolara kadar çıkabiliyor. Öğrenci kredileri bankalardan, eğitim bakanlığından veya özel finans kuruluşlarından alınabiliyor ve yıllık faiz oranına göre ödemesi zorlaşıyor, çünkü faizler de borç toplamına ekleniyor.

U.S. News and World Report dergisine göre, hukuk fakülteleri arasında en yüksek ortalama borç oranı 182 bin dolarla Jhomas Jefferson Hukuk Fakültesi’ni bitiren öğrencilere ait.

Tıp öğrencilerinin yüklendiği borç miktarıysa çok daha yüksek. Amerika Tıp Fakülteleri Birliği’ne göre mezun olan öğrencilerin ortalama borcu yaklaşık 190 bin dolar. Peki Amerika’da doktorlar ne kadar kazanıyor?

Amerika Dişçilik Öğrencileri Birliği’ne göre, 2016’da dişçi çıkan öğrencilerin ortalama borcu 261 bin dolardı. Mezunların yüzde 80’I üniversiteyi en az 100 bin dolar borçla bitirdi.

Öğrenciler okula devam ederken kendileri öğrenci kredisi alırken, anne babaları da ‘parent loan’ ebeveyn borcu alabiliyor. Bu da emekliliğe hazırlanan anne babalar için finansal bir zorluk.

Gerçek şu ki, Amerika’da üniversite okumak çok pahalı ve mezun gençler hayata ciddi bir borç yüküyle başlıyor.

Dikkat! Sosyal İlişkilerimiz Sağlığımızı Etkiliyor

Posted March 21st, 2017 at 1:35 pm (UTC-5)
Leave a comment

Sağlığımızla sosyal ilişkilerimiz arasında nasıl bir ilişki var? Ne kadar mutlu olduğumuz, nasıl bir çevrede, nasıl sosyal ilişkiler içinde yaşadığımıza göre değişiyor mu? Birçoğunuza göre bu konu önemli görünmüyorsa eğer, bu yazıyı mutlaka okuyun. Washington’daki Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün yeni araştırmasına göre, aile üyeleriyle, yakınlarıyla, arkadaşlarıyla, komşularıyla sevgi, saygı, mutluluk dolu ilişkileri olan kişiler daha sağlıklı yaşıyor. Özetle sosyal ilişkilerimiz, psikolojimizi olduğu gibi fiziksel sağlığımızı da güçlendiriyor.

Bugüne kadar yapılan araştırmalar, güçlü sosyal ilişkileri olan kişilerin daha uzun yaşadığını doğruluyor. Yalnızlık, sosyal hayattan uzak kalma alışkanlığıysa sağlığı bozuyor, bağışıklık sistemini zayıflatıyor ve depresyona neden olarak erken ölüm riskini arttırıyor.

Foto: AP

En çok incelenen sosyal bağların başında evlilik kurumu geliyor. Araştırmalar evli çiftlerin daha sağlıklı olduğunu ve daha uzun yaşadığını gösteriyor. Ayrıca eşlerin birlikte spor yapmak, alkol ve sigara tüketmemek, grip aşısı yaptırmak gibi sağlıklı alışkanlıklar geliştirmeleri de yaşam süresini uzatıyor.

Ulusal Sağlık Enstitüsü NIH tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre, çiftler arasındaki ilişkinin gidişatı stress hormonunu değiştiriyor, ilişkinin iyi veya kötü gitmesi, vücudun kimyasını bozuyor ya da güçlendiriyor. Çiftler arasında vücudun kimyasını en çok altüst eden tartışma konularıysa para, eşlerin aileleri ve iletişim eksiklik veya bozukluğu. Tabii tartışmanın dozu ve süresi de vücudumuzun kimyasal ve biyolojik dengesini etkiliyor.

NIH uzmanlarına göre, tartışmanın ağır bir yemekten sonra yapılması, aşırı kilolu eşler arasında yapılması, tartışılan konunun zorluğu, öfke kontrolu gibi etkenler de metabolizmaya zarar veren unsurlar. Çok tartışan ve tartışmalardan kolay sonuç alamayan, öfkeli veya depresyon içindeki çiftlerin sağlığı bozuluyor, obezite çanları çalıyor, bağışıklık sistemleri zayıflıyor. Bu da kalp krizi riskini arttırıyor.

Michigan Üniversitesi’nde NIH fonlarıyla yapılan araştırmaya 2,200 evli çift katılıdı. Bu çiftlerin yaşları 57-85 arasındaydı. İyi bir evliliği olan çiftlerde daha az kalp hastalığı görüldüğü  belirlendi. Özellikle kötü bir evlilik yaşayan kadınlarda kalp krizi riskinin çok büyük olduğu görüldü.

Evliliğin dışında akrabalarımız, dostlarımız, komşularımız, iş arkadaşlarımızla olan ilişkilerimiz de sağlığımız üzerinde etkili oluyor. Pittsburgh’daki Carnegie Mellon Üniversitesi’nden psikiyatri uzmanı doctor Sheldon Cohen, 30 yıldır bu konuyu araştırıyor. Geçenlerde 200 sağlıklı gönüllü denekle çalışmış Cohen ve bu denekleri bir hafta incelemiş. Önce grip virüsü vermiş bu gönüllülere ve bir hafta sonunda çok iyi sosyal ilişkileri olan kişilerin virüse rağmen grip olmadığını veya grip olsalar da çabuk atlattıklarını görmüş. Hayata daha olumlu bakan, daha iyimser ve ılımlı karakterli denekler, hiç hastalanmamış bile. Özetle araştırmacılar artık sosyal ilişkilerle sağlık arasında doğrudan bir bağ olduğuna daha çok inanıyor ve araştırmalar da bunu kanıtlıyor.

Peki madem sosyal ilişkiler, mutluluk sağlığımız üzerinde bu kadar etkili, o halde hangi ülkelerde halk daha mutlu ve daha sağlıklı? Bunun için Birleşmiş Milletler’e bakıyoruz, kuruluş geçtiğimiz günlerde 2017 Mutluluk Raporu’nu yayınladı. Buna göre dünyadaki en mutlu ilk üç ülke Norveç, Danimarka ve İzlanda. Türkiye geçen yıl 78. sırada yer aldığı raporda bu yıl 9 sıra birden yükselerek 69’uncu oldu.

Peki Amerika listenin neresinde? Amerika’da kişi başına düşen gelirin artmasına rağmen Amerikalılar mutsuz ve BM sıralamasında 14’üncü sırada. 155 ülke arasında en mutsuz insanlar, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde yaşıyor. İç savaşın devam ettiği ve milyonlarca insanın evlerini terk etmek zorunda kaldığı Suriye de raporda 152. sırada.

Bundan nasıl bir sonuç çıkarsak? Sağlıklı ve uzun bir ömür için evde ve dışarda sosyal ilişkilerinizi iyi tutun, olumlu ve mutlu bir hayat yaşayın. Kolay gelsin!

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde ‘Kadın Olmak’

Posted March 8th, 2017 at 8:31 am (UTC-5)
Leave a comment

Mart ayı Amerika’da ‘Kadın Ayı’ olarak kutlanıyor. Ben de sadece 8 Mart’ta ve yalnızca Mart ayında değil, yıl boyunca kadına saygı ve sevgi gösterilmesi çağrısında bulunarak merak eden okurlar için bazı rakamlar vermek istiyorum. İşte size Dünya Kadınlar Günü’nde Amerika’dan bazı istatistikler.
ABD’de kadınlar işgücünün yaklaşık yarısını oluşturuyor. Kadın haklarını savunan dernekler, bu kez 8 Mart’ta kadınların bir gün için işi bırakması çağrısında bulundu. Bu çağrı nelere mal olabilir sizce?
Amerika’da çalışan kadınlar bir günlüğüne çalışmasa, ekonomi sallanır, deyim yerindeyse. Çalışan kadınların Amerikan gayrisafi milli hasılasına katkısı yılda 7 trilyon 600 milyar dolar. Bu açıdan bakıldığında Amerikalı kadınların işi bir gün bırakması gayrisafi milli hasıla açısından Amerika için 21 milyar dolar kayıp anlamına gelir.

Üstelik Amerikan İlerleme Merkezi’nin 2010 yılındaki nüfus sayımına dayanarak verdiği rakamlara göre, tek sorun bu değil. Kadınlar iişgücü içinde o kadar çeşitli işler yapıyorlar ki bu sektörlerden bir gün için bile olsa çekilmeleri, hayatı felç eder. ABD’de kreşler ve çocuk yuvalarında çalışanların yüzde 94’ü, kreşlerde ve okul öncesi eğitimde öğretmenlerin yüzde 97’si, sağlık görevelilerinin 88’I ve hastabakıcıların yüzde 90’ı kadın. Bu sektörlerde ne kadar büyük bir karışıklık yaşanacağını düşünün, kadınlar işbaşı yapmazsa. Özetle kadınlar işgücünün vazgeçilmez bir parçası.
Elbette çoğu kadının da evde çalıştığını, çocuk baktığını, evişi yaptığını da gözardı etmemek gerek. Ekonomist Nancy Folbre’ye göre, ev bütçesine parasal katkıda bulunmayan bu kadınlar aslında aile bütçesi üzerindeki çok büyük yükleri üstleniyor. Çünkü bu işler başkalarına verilse, aile bütçesinin büyük bölümü çocuk bakıcılarına ve temizlik işçilerine gideceği için büyük bir masraf ortaya çıkacak. Folbre bu işlerin de tanınması ve paraya çevrilmesi gerektiğini savunuyor, ev kadınlarına maaş önerisi getiriyor. McKinsey Küresel Enstitüsü’ne göre, ev kadınlarının gayrisafi milli hasılaya katkısı yılda 10 trilyon dolar değerinde. Bu, gayrisafi milli hasılanın yüzde 13’ü demek.

Amerika’da işgücü son yıllarda ciddi bir değişiklik geçirdi. Ekonominin her zaman değerli ve vazgeçilmez bir parçası olan kadınlar işgücüne giderek daha büyük oranlarda katılmaya başladı, hatta evi geçindirir hale geldi. Çalışma Bakanlığı’na göre, 2015 yılında annelerin yüzde 42’si ailelerde evi geçindiren kişiydi. Çocuklu kadınların yüzde 22,4’ü aile bütçesine katkıda bulunan eş rolündeydi ve aile bütçesine yüzde 25 ile yüzde 49 oranında katkıda bulunuyordu.

ABD’de kadın sağlığıyla ilgili birkaç istatistik daha getireyim gündeme.

*18 yaşın üstündeki kadınların %13’ü sağlıksız

*Sigara içen kadın oranı %13,6

*Alkol kullanım oranı %17,4

*Spor yapan kadın oranı %45,8

*Obez kadın oranı %38,5

*Yüksek tansiyonu olan kadın oranı %33,4

*Kadınlar arasında en yüksek ölüm nedeni kalp hastalıkları, kanser ve kronik solunum rahatsızlıkları.

Bütün dünya kadınlarına selam olsun!

ABD’de Cumhuriyetçi Başkan Trump ve Yeni Kongre

Posted February 6th, 2017 at 2:01 pm (UTC-5)
Leave a comment

Foto: AP – Jim Bourg

Başkan Donald Trump 28 Şubat’ta Amerikan Kongresi’nin ortak oturumunda konuşmaya hazırlanıyor. Bu, göreve yeni başlayan Cumhuriyetçi Başkan Trump’ın Cumhuriyetçiler’in çoğunlukta olduğu Kongre’deki ilk konuşması olacak.

Başkan Trump, göreve hızlı başladı ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan yedi ülkenin vatandaşlarına Amerika’ya giriş yasağı ilan etti, bir başkanlık kararnamesiyle. Kararname Amerika içinde ve dışında büyük tartışmalara neden oldu. Tartışmalar süredursun, biz Kasım seçimlerinden sonra ortaya çıkan Kongre’nin bazı üyelerini mercek altına alalım. Eski savunma bakanlarından Dick Cheney’nin kızı, yine eski savunma bakanlarından Leon Panetta’nın oğlu da çiçeği burnunda milletvekilleri arasında. Senato’da ilk Latin kökenli senatör var artık, eski bir kaçak göçmen de seçimi kazanarak kadroyu katıldı. Toplamda yeni yeni senatör ve 55 Temsilciler Meclisi, Donald Trump’ın başkan olarak yapacağı ilk konuşmayı izliyor olacak. Bu, bugüne kadarki en çok etnik çeşitliliğe sahip kongre.

Eski savunma bakanının kızı Liz Cheney de artık Kogre’de

Foto: AP – Matt Rourke

Liz Cheney, Wyoming’den seçildi. Babası gibi o da Cumhuriyetçi Parti’den. Eski savunma bakanı ve bakan yardımcısı 30 yıl önce aynı eyaletten Temsilciler Meclisi üyesi seçilmişti. Liz Cheney, seçim kampanyasında Donald Trump’ı destekledi. Oysa Bush yönetimlerinde görev alan üst düzey yetkililer Trump’tan uzak durmayı tercih etti.

Liz Cheney, tanınmış bir siyasi aileden Kongre’ye giren tek isim değil. Eski savunma bakanı, CIA Başkanı, Bütçe Dairesi Başkanı, Beyaz Saray Genel Sekreteri ve Temsilciler Meclisi üyesi Leon Panetta’nın oğlu Jimmy Panetta da artık Kongre’de. California’dan ve Demokrat Parti’yi temsil ediyor.

Yasadışı göçü önlemek Trump yönetiminin en öncelikli konularından biri. Kongre’ye yeni girenler arasındaki New Yorklu Demokrat Adriano Espaillat, Dominik Cumhuriyeti kökenli, çok iyi İspanyolca konuşuyor ve bir zamanlar kaçak göçmen olduğunu iftiharla söylüyor.

Foto: AP- Jim Mone

Cumhuriyetçi Partili Jason Lewis, Minnesota eyaletinden milletvekili seçilmeyi iki puan farkla da olsa başardı. Kadınlara ve Latin göçmenlere karşı aşırı söylemleriyle dikkati çeken bir radio programcısı ve sunucusu olan Lewis’in milletvekili olarak ne yönde açıklamalar yapacağı merakla bekleniyor.
Cumhuriyetçi Partili Brian Mast, Florida eyaletini temsil ediyor Temsilciler Meclisi’nde. 36 yaşındaki Mast, Afganistan’da savaşmış bir asker ve Kongre’nin en genç üyelerinden biri. Bomba teknisyeni olan Mast, iki bacağını mayın temizlerken bir patlamada kaybetmiş. 2011’de zamanın başkanı Obama tarafından ‘Birliğin Durumu’ konuşmasını izlemek üzere Kongre’ye davet edilen Brian Mast, konuşma sırasında Michelle Obama’nın yanında oturmuştu.

Foto: AP – John Raoux

Floridalı Demokrat Stephanie Murphy, Temsilciler Meclisi’nin Vietnam asıllı ilk milletvekili. Annesi ve babası, Murphy bebekken komünist Vietnam’dan kaçmış ve Amerikan Donanması’na bağlı bir gemi tarafından kurtarılmıştı.

Foto: AP – Chris O’Meara

Floridalı Demokrat Charlie Crist, daha önce Cumhuriyetçi, ardından da bağımsızken, sonradan 2012’de Demokrat Parti’ye geçmiş. Bu, Amerika’da çok seyrek görülen bir durum.

Foto: AP – Elaine Thompson

Washington eyaletinden milletvekili seçilen Pramila Jayapal, Kongre’nin ilk Hint kökenli üyesi. Democrat Partili olan Jayapal, 11 Eylül’den sonra ortaya çıkan nefret suçlarının önlenmesi için OneAmerica/TekAmerika adlı bir sivil toplum örgütü kurmuş. Dernek, göçmenlere yardım ediyor, yeni vatandaş olan kişilerin oy kaydı yaptırmasını sağlıyor.

Senato’dan Masto, Harris ve Van Hollen

 

Foto: AP  – Cliff Owen

Senato’nun ilk Latin kökenli senatörü olarak siyaset tarihine geçti Nevadalı Demokrat Catherine Cortez Masto. Daha önce Nevada eyaleti adalet bakanı olan Masto basına karşı ‘her zaman açık ve dürüst olma’ sözü vermesiyle dikkati çekti seçim sonrası söylemlerinde.

Foto: AP – Cliff Owen

Californialı Demokrat Kamala Harris ise iki kez tarihe geçti dersek hakkını ancak vermis oluruz. Harris, Senato’nun ilk Hint kökenli senatörü ve California’yı temsil eden ilk siyah senatör. Harris altı yıl California Adalet Bakanlığı yapmış bir hukukçu.

Foto : AP  – Jose Luis Magana

Chris Van Hollen Washington’a yabancı bir isim değil. Demokrat ve Washington’a komşu Maryland eyaletini temsil ediyor. Demokrat Parti’nin Senato Kampanya Komisyonu başkanlığını da üstlenerek 2018’deki Kongre ara seçimlerinde önemli bir rol oynaması bekleniyor.

Amerika’da uzun zamandır ilk kez Cumhuriyetçi bir Başkan’la Cumhuriyetçiler’in çoğunlukta olduğu bir Kongre işbaşında. Bunun, Başkan Donald Trump’ın işini ne kadar kolaylaştıracağına önümüzdeki aylarda ve önümüzdeki dört yıl içinde hep birlikte tanıklık edeceğiz.

ABD 2016’yı Geçiş Dönemiyle Noktaladı

Posted November 23rd, 2016 at 7:57 am (UTC-5)
Leave a comment

U.S. President-elect Donald Trump gestures to the news media as he appears outside the main clubhouse at Trump National Golf Club in Bedminster, New Jersey, U.S., November 20, 2016. REUTERS/Mike Segar TPX IMAGES OF THE DAY - RTSSJJO

Cumhuriyetçi Donald Trump’ın başkanlık seçimini nasıl kazandığı konusundaki tartışmalar sürerken, geçiş döneminin olağan sıkıntıları daha yoğun bir şekilde gündemde. Destekçileri ne derse desin, desteklemeyenler ne kadar protesto ederse etsin, Donald Trump, Ocak ayında andiçerek Amerika’nın 45’inci başkanı olacak. Amerika’nın ilk siyah başkanı olan Demokrat Başkan Barack Obama’nın sekiz yıllık yönetiminden sonra ilk kez de siyasi deneyimi olmayan milyarder işadamı Donald Trump, Beyaz Saray’a yerleşecek.

Melania Trump, left, and her son Barron William Trump, right, attend a screening of "The Lego Movie" hosted by Warner Bros. Pictures and Village Roadshow Pictures on Wednesday, Feb. 5, 2014 in New York. (Photo by Andy Kropa/Invision/AP)

First Lady olmaya hazırlanan Melania Trump, 10 yaşındaki oğullarının ders yılı sona erinceye kadar, büyük olasılıkla Haziran sonuna kadar Beyaz Saray’a taşınmayı düşünmüyor. Çünkü Trump ailesi New York’ta yaşıyor ve küçük Trump New York’ta okuyor.

First Lady farkı ne olacak?

Michelle Obama, Charlotte Bell

First Lady Michelle Obama, Chicago’da deneyimli bir avukattı. Washington’a taşınınca sağlıklı yaşamı, kız çocuklarının eğitimini ön plana çıkaran sosyal bir gündem oluşturdu. Beyaz Saray’ın bahçesinde çocuklarla birlikte sebze yetiştirdi, okul kafeteryalarında sağlıklı menüler sunulmasına önayak oldu. Kız çocuklarının tümünün eğitilmesini hedef alan eğitim konseptini başka ülkelere de taşıdı.

michellehillary-finalMichelle Obama son aylarda Demokratlar’ın başkan adayı eski dışişleri bakanı Hillary Clinton’a kampanyasında büyük destek verdi ancak bu destek, avukat meslektaşını ülkenin ilk kadın başkanı  olma mertebesine taşımaya yetmedi. İki kadının kampanya boyunca çok güzel resimler verdikleri bir gerçek. Donald Trump’tan 1,5 milyon oy fazla almasına rağmen Demokrat aday delege sayısını tutturmakta çok geride kalınca başarılı işadamı Trump, başkanlık makamına yükseldi. Bu da yeni First Lady’nin bu görevi nasıl yapacağını gündeme getirdi. Şimdilerde Washington’da ve bütün Amerika’da Donald Trump’ın nasıl bir başkan olacağı kadar, 46 yaşındaki eski model Melania Trump’ın da nasıl bir First Lady olacağı merakla bekleniyor.

Cumhuriyetçi Beyaz Saray’la Cumhuriyetçi Kongre

Budget BattleTrump başkanlık görevini devraldığı zaman, Kongre’nin iki kanadı da Cumhuriyetçiler’in kontrolunda olacak. Böyle bir durumda da Anayasa Mahkemesi yargıçlarını daha muhafazakar hukukçulardan seçmesi ve daha muhafazakar yasalar çıkarmak için Kongre’den destek bulması kolaylaşacak. Bir sorun, Cumhuriyetçi Parti içinde Trump’ın politikalarına başından beri karşı olan bir grup bulunması. Bu grup Kongre’de de etkili olabilir. Tabii gündemde önemli konular olacak. Donald Trump söylediği gibi sağlık reformunu değiştirecek mi? Göçmenlik yasa tasarısını iptal edecek mi? Meksika sınırına duvar ördürecek mi? Müslümanlar’la ilgili sert söylemlerini değiştirecek mi? Dış politikada hangi ülkeye karşı nasıl bir siyaset izleyecek? İran’la nükleer anlaşmayı iptal etmesi sözkonusu olacak mı? Rusya konusunda ‘şahin’ bir siyaset mi güdecek? Washington bütün bunları yaşayıp görmeye hazırlanıyor.

 

 

 

Başkan Obama ‘Son’lar Yaşıyor

Posted October 25th, 2016 at 6:47 am (UTC-5)
Leave a comment

President Barack Obama and first lady Michelle Obama waits to greet Italian Prime Minister Matteo Renzi and his wife Agnese Landini on the North Portico for a State Dinner at the White House in Washington, Tuesday, Oct. 18, 2016. (AP Photo/Pablo Martinez Monsivais)

Amerika’nın ilk siyah başkanı olarak sekiz yıldır Beyaz Saray’da yaşayan Barack Obama ve ailesi bir dizi son yaşıyor. Ağustos’ta 55’inci doğumgününü son kez ABD Başkanı olarak kutlayan Obama, son devlet yemeğini de geçtiğimiz günlerde verdi İtalya Başbakanı için. Başkanlığının son yılında yeni hayatına hazırlanan Obama artık ‘Topal Ördek’.

Beyaz Saray’da geçen sekiz yıl, Amerika’nın en genç başkanlarından biri olan Barack Obama’nın saçlarını ağarttı. Amerika’da başkanlık yarışı bütün hızıyla devam ederken Obama ailesi Beyaz Saray’dan sonraki hayatlarını şekillendiriyor bir yandan da. Başkan Obama, First Lady Michelle Obama ve kızları Malia ve Sasha, bir süre daha Washington’da yaşamayı planlıyor. Barack Obama, yaklaşık yüz yıl aradan sonra, görev süresi dolduğu halde Washington’da yaşamaya devam edecek ilk eski başkan olacak. 20’nci yüzyılın başında Woodrow Wilson da başkanlık görev süresini tamamladıktan sonra Washington’da yaşamaya devam etmişti.

Obama’nın ‘saçlarına ak düştü’

President Barack Obama listens as Italian Prime Minister Matteo Renzi speaks during their joint news conference in the Rose Garden of the White House in Washington, Tuesday, Oct. 18, 2016. (AP Photo/Pablo Martinez Monsivais)

Obama’nın görev süresi 2017 yılı Ocak ayında sona erecek. Acısıyla tatlısıyla geçen, Başkan Obama’nın saçlarına ak düşüren başkanlık döneminden sonra yaşanacak Beyaz Saray sonrası dönemin sancısız geçmesini istiyor Obama ailesi. Ailenin planı  basına yansıdığı kadarıyla şöyle: Beyaz Saray’a üç kilometre mesafede Kalorama semtinde bir ev kiralanacak. Buna ev değil de malikane demek daha doğru. Evin değeri beş milyon dolar. Obamalar’ın büyük olasılıkla kiralayacağı kırmızı tuğla malikane, dokuz odalı. Sekiz banyosu var. Terası, bahçesi hepsi dahil 900 metrekarelik bir yaşam alanine sahip. burası. Evin bulunduğu bölge Washington’da büyükelçiliklerin ve başkan yardımcısının konutunun bulunduğu Massachusetts Bulvarı’na çok yakın. Burada ‘Embassy Row’ Büyükelçilikler Caddesi de deniyor. Kira ne kadar dersiniz? Emlakçılara göre kira ayda en az 25 bin dolar olacak. Beyaz Saray henüz bu konuda resmi açıklama yapmadı. Obama ailesinin ABD’nin üçüncü büyük kenti Chicago’da da bir evi var. Peki neden aile Chicago’ya dönmüyor?

Obama Sasha’nın liseyi bitirmesini bekliyor

President Barack Obama, center, and first lady Michelle Obama, second from right, walk with their daughters, Sasha, left, and Malia on the tarmac to board Air Force One at the Cape Cod Coast Guard Station, in Bourne, Mass., Sunday, Aug. 21, 2016. President Obama and the first family are returning to Washington D.C. following their vacation on the island of Martha's Vineyard, in Massachusetts. (AP Photo/Steven Senne)

Obamalar’ın küçük kızı Sasha 2019 yılında liseyi bitirecek. Abla Malia ise bu yıl Sidwell Friends adlı özel okulu bitirdi. Malia eğitimine bir yıl ara verip gelecek yıl Amerika’nın en eski ve en saygın üniversitelerinden biri olan Harvard’a başlayacak. Aile 2017’de Washington’dan ayrılırsa Sasha’nın da başka bir okula transfer olması gerekecek ki lise son sınıfta arkadaslarından, öğretmenlerinden, alıştığı ortamdan ayrılmak zorunda kalması zor olabilir. Yani başkan da olsanız, çocuklarınızın okul durumunun hayatınızı etkilemesi kaçınılmaz. Bu yüzden Obama çifti, Washington’da kalma kararı aldı.

 

 

 

 

Amerika’ya 2016’da gelen mültecilerin yarısı Müslüman

Posted August 19th, 2016 at 7:10 am (UTC-5)
Leave a comment

Two Syrian refugee children pose while their family undergoes medical screening before the beginning of an airlift to Canada, in Beirut, Lebanon December 9, 2015. The first plane load of Syrian refugees departed from Beirut on Thursday, aboard a military aircraft bound for Toronto. The Liberal government plans to resettle 10,000 refugees from Syria's four-year-old civil war by the end of the year and a further 15,000 by the end of February. Picture taken December 9, 2015.  REUTERS/Corporal Darcy Lefebvre/Canadian Forces Combat Camera/Handout via Reuters FOR EDITORIAL USE ONLY. NOT FOR SALE FOR MARKETING OR ADVERTISING CAMPAIGNS. THIS IMAGE HAS BEEN SUPPLIED BY A THIRD PARTY. IT IS DISTRIBUTED, EXACTLY AS RECEIVED BY REUTERS, AS A SERVICE TO CLIENTS - RTX1Y40I

Washington’daki PEW Araştırma Merkezi’nden Phillip Conner’ın yaptığı araştırmaya göre, bu yıl Amerika’ya kabul edilen mültecilerin yarısı Müslüman. 2016’da Amerika 63 binden fazla mülteci kabul etti. Bunların yaklaşık %46’sı yani 28,957’si Müslüman. PEW bu bilgiyi ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan aldığı bilgilere dayandırıyor. Bu rakamlar, Amerika’nın bu yıl ilk kez en yüksek sayıda Müslüman mülteci kabul ettiğini gösteriyor. 2002 yılına kadar mültecilerin hangi dinden oldukları açıklanmıyordu, bu nedenle sayılar 2002’den bugüne kadar olan durumu yansıtıyor.

grafik1

İkinci büyük mülteci grubu Hıristiyanlar. 2016’da Amerika’ya kabul edilen Hıristiyanlarin oranı %44, sayısı 27,556. Aşağı yukarı Müslüman mültecilere yakın bir sayıda. Mülteci başvurusunda bulunanların işlemleri başvurdukları ülkede yapılıyor.Bu süreçte Amerikalı yetkililer tarafından uzun bir incelemeye tabi tutulan başvuru sahipleri daha sonra Amerika’ya geliyorlar. Mültecilerin durumu, siyasi başvuru yapanlardan farklı. Siyasi başvuru yapanların çoğu havaalanlarında veya sınırı geçip Amerika’ya geldikten sonra başvuru yapıyor.

Five-year-old Syrian refugee Leen works on her homework at her new home in Sacramento, California, November 16, 2015. Leen and her family fled violence in Syria three and a half years ago and arrived in Sacramento in September after living in Jordan. Her face is excluded from the photo to protect his identity. To match Feature - FRANCE-SHOOTING/USA-MIGRANTS    REUTERS/Max Whittaker  - RTS7QW8

Amerika her yıl bir milyon göçmen alıyor. Bunların kaçının Müslüman olduğunu söylemek zor çünkü yasal göçmenlere dini inançları sorulmuyor. 2016’da Amerika’nın kabul ettiği Müslüman mültecilerin yarısından fazlası Suriye ve Somali’den geldi. Suriye’den 8,511, Somali’den de 7,234 mülteci kabul edildi. Irak’tan 6,071, Burma’dan 2,554, Afganistan’dan 1,948 mülteci işlemleri tamamlanarak Amerika’ya kabul edildi. Geri kalan 2,639 mülteci ise birçok farklı ülkeden geldi. Burma, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Suriye ve Irak, Amerika’ya en çok mülteci gönderen ülke konumunda. Bu dört ülkeden gelen Müslüman ve Hıristiyan mülteci sayısı, toplam mültecilerin % 58’ini oluşturuyor. Bu yıl mültecilerin 2,500’den fazlası, Budist, 1,500 kadarı da Hindu. Amerika’ya kabul edilen mültecilerin 338’i ya da %1’i ateist.

grafik2

Başkan Obama 1 Ekim 2016’da başlayan mali yıl içinde 85 bin mülteci kabul edileceğini açıklamıştı. PEW araştırmacısı Phillip Connor’a göre, bu hedefin gerçekleşmesi için en az 22 bin mülteci daha alınması gerekiyor. Obama yönetimi ayrıca 10 bin de Suriyeli mülteci alma sözü vermişti. Ağustos’ta ABD yönetimi bu hedefe % 86 oranında ulaşmış durumda. Şu ana kadar Amerika’ya kabul edilen Suriyeli 8,569 mültecinin %99’u Müslüman, %1’i Hıristiyan.

People prepare to celebrate the Eid holiday that marks the end of the Muslim holy month of Ramadan in the Brooklyn borough of New York City, July 6, 2016. REUTERS/Stephanie Keith - RTX2JZO9

Amerika’nın çok az sayıda Suriyeli mülteci kabul etmesi ciddi bir eleştiri konusu. Türkiye’de 3 milyona yakın Suriyeli mülteci bulunduğunu, Irak, Ürdün ve Lübnan’ın da mülteci yükünün büyük bölümünü üstlendiğini düşünürsek, 300 milyonluk bir ülke için 10 bin Suriyeli mülteci çok küçük bir rakam. Ancak Amerika’da artan Müslüman karşıtlığı ve terör korkusu yüzünden bu konuya sıcak bakanların sayısı çok fazla değil. Hatta bazı eyalet yönetimleri mülteci kabul etmeme yönünde kararlar çıkardı geçtiğimiz yıl içinde. Kongre de bu konuya çok sıcak bakmadığını gösterdi.

Bakalım Obama Yönetimi 30 Eylül’de sona erecek 2016 Mali Yılı içinde mülteci sayısı açısından belirlediği hedeflere ulaşabilecek mi? Amerika çok az mülteci kabul eden bir ülke. Her yıl açılan yeşil kart piyangosunun bundan böyle yapılıp yapılmayacağı çok açık değil. Yeşil Kart çekilişinde kazananlar güvenlik taramasından geçirilip, Amerika’da geçinebileceğini kanıtladıkları taktirde Amerika’da oturma ve çalışma izni alabiliyorlar. Bu şekilde Amerika’ya yerleşen binlerce de Türk var. Yeşil kart sahiplerinin beş yıl bekledikten sonra vatandaşlık için başvurmalarına izin veriliyor.

Demokrat Parti Kadın Oylarını Garantiledi mi?

Posted July 29th, 2016 at 1:25 pm (UTC-5)
Leave a comment

Democratic presidential nominee Hillary Clinton gives her thumbs up as she appears on stage during the final day of the Democratic National Convention in Philadelphia, Thursday, July 28, 2016. (AP Photo/Carolyn Kaster)

Pennsylvania eyaletinin Philadelphia kentinde sonlanan Demokrat Parti Ulusal Kongresi’nde Hillary Clinton, partisinin başkan adaylığını aldı ve Amerika’nın ilk kadın başkanı olma hayaline bir adım daha yaklaştı. Ayrıca Amerika’da iki büyük partiden ilk kadın başkan adayı olarak tarihe geçti. Hillary Clinton konuşmasında ‘glass ceiling’ olarak adlandırılan ve kadınların çok üst düzey görevlere atanmadığı iş ortamında cam tavanı çatlatmayı başardığı için umutlu olduğunu söylese de çalışma hayatındaki kadınlar için durum farklı.

Bu konu ayrı bir blog konusu olur diyor ve Demokrat Parti’nin başkan adaylığı için bir kadını seçmekle kadın seçmenin oyunu garantileyip garantilemediği konusuna geçiyorum. Wall Street Journal gazetesiyle NBC Televizyonu’nun yaptığı bir kamuoyu araştırmasına göre, gerek Cumhuriyetçi ve gerekse Demokrat Parti’nin kayıtlı seçmenlerinin toplam yüzde 52’si Hillary Clinton’ı destekliyor. Ancak 50-64 yaş grubundaki beyaz kadınlar arasında Hillary Clinton’ı destekleyenlerin oranı yüzde36. 35-49 yaş arasındaki beyaz kadın seçmenlerinse sadece yüzde 34’ü Clinton’a destek veriyor.

Supporters react as Democratic presidential nominee Hillary Clinton speaks during the final day of the Democratic National Convention in Philadelphia, Thursday, July 28, 2016. (AP Photo/Carolyn Kaster)

Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı Donald Trump’a bütün kayıtlı kadın seçmenler arasında destek oranı yalnızca yüzde 37. Ancak Donald Trump, 50-64 yaş grubundaki beyaz kadın seçmenlerin yüzde 54’ünden destek görüyor. 35-49 yaş arasındaki kadınlarınsa yüzde 51’I Trump’a oy vereceklerini söylüyor.

Kadınlar genellikle erkeklere göre daha çok Demokrat Parti’yi destekleme eğiliminde. Ancak uzmanlara bakılırsa, Hillary Clinton’ın iki büyük partiden birinden ilk kadın başkan adayı olması, kadınların oyunu garantilediğini göstermiyor. Virginia Üniversitesi’nden Profebör Larry Sabato,seçmenlerin sandık başında adaayların kadın veya erkek olmasına göre değil, parti tercihlerine göre oy kullandığını söylüyor. Sabato’ya göre, Kadım ayındaki seçimlerde Cumhuriyetçi kadınların çoğunun Hillary Clinton’a oy vermesi nasıl beklenmiyorsa, Demokrat erkeklerin çoğunun da Donald Trump’ı desteklemesi sözkonusu değil.

Democratic presidential candidate Hillary Clinton and Democratic vice presidential candidate, Sen. Tim Kaine, D-Va., right, stand on stage during the final day of the Democratic National Convention in Philadelphia, Thursday, July 28, 2016. (AP Photo/Andrew Harnik)

2008 yılında Başkan Obama’nın Amerika’nın ilk siyah başkanı seçilmesi öncesinde de seçmenler arasında büyük bir heyecan vardı. Hillary Clinton’ın ilk kadın başkan adayı olması da önemli ölçüde iyimserlik yarattı ama bu iyimserliğin ne kadarının oya dönüşeceğini tahmin etmek zor.

Birçok uzman, kadınların iş hayatında ve siyasette yükselmesinin önünde birçok engel olduğunu ve bunların çoğunun kadınlara yapışıp kalan önyargılar olduğunu söylüyor. Hillary Clinton’ın giyimi, saçı, kahkahası, sert görünüşü sık sık eleştirilirken, aynı eleştiriler erkek aday Donald Trump’a yöneltilmedi.

Washington’daki PEW Araştırma Merkezi’nin bu yıl yaptığı bir ankete bakılırsa, görüşü sorulan kadınların yüzde 47’si, kadınların üst düzey görevlere gelmesinin önündeki en büyük engelin, onlardan erkeklere oranla çokm daha fazla performans beklenmesi olduğunu belirtti. Görüşü sorulan erkeklerin yüzde 28’i, standartların yüksek tutulmasının kadınların geride kalmasına neden olduğunu doğruladı. Kadınların yüzde 76’sıyla erkeklerin yüzde 74’ü, kadınların erkekler kadar iyi liderler olabileceğine, siyasette başarılı bir performans sergileyebileceğine inandıklarını söyledi.

Genç kadın seçmenlere bakarsak, bugün daha iyi eğitimliler ve farklı bir dünyada yaşıyor, iş hayatında başarıyla ilerliyorlar. Üniversite eğitimli kadınların sayısı erkeklerden fazla. Amerika’da her 10 evden 4’ünü kadınlar geçindiriyor.

Democratic vice presidential nominee Sen. Tim Kaine, D-Va., and Democratic presidential nominee Hillary Clinton are surrounded by falling balloons at the conclusion of the Democratic National Convention in Philadelphia , Friday, July 29, 2016. (AP Photo/Mark J. Terrill)

Peki Hillary Clinton için kimlerin desteği garanti görünüyor? Profesör Sabato’ya göre, Clinton farklı azınlık gruplarından seçmenlerin yüzde 80’inin oyunu garantilemişe benziyor. Siyahlar, göçmenler, Müslümanlar ve kadınlar Hillary Clinton’a yönelmiş durumda. Hillary Clinton’a en az destek verenlerse beyaz erkekler. Buarada Kasım ayındaki başkanlık seçiminde Demokrat Parti için gençlerin oyunun belirleyici olacağını söylemeden geçmeyelim. Gençler adaylığı kaybeden Bernie Sanders’I destekliyordu ancak Sanders adaylığı kaybedip çekilince taraftarları durumu kabullenemedi. Gençler, Sanders’ın Hillary Clinton’ı desteklemeleri için yaptığı çağrıları protesto etti. Beyaz Saray yarışı hızlanırken, gençlerin elinde önümüzdeki dört yıl ülkeyi kimin yöneteceğini seçmek için güzel bir fırsat var. Bu fırsatı da seçim sandığına gidip oy kullanarak değerlendirmekten başka çareleri yok. Ancak Amerika’da gençlerin sandık başına gitme oranı çok düşük. Bakalım, bekleyip göreceğiz Kasım seçimlerinde başkanlık yarışında ipi kimin göğüsleyeceğini.

 

 

 

Gökkuşağı

Gökkuşağı

Gökkuşağı siyasetten, sanata, akıp giden hayattan kayıp giden görüntülere, Washington’un aşırı sıcak, soğuk, karlı, yağmurlu, sert rüzgarlı ama yumuşak sürprizlerle dolu havasından, sokaktaki çocuğuna, yetişkinine, kedisine,  köpeğine ve diplomasi trafiğine kadar çok geniş bir  alanda birlikte nefes alacağımız bir ortam. Amerikan Kongresi’ne beş,  Beyaz Saray’a on dakika mesafede, düşünce üreten kuruluşların ve lobi şirketlerinin  merkezinde, Washingtonlular  politikalardan ne kadar etkilenir, nasıl yaşar, nasıl eğlenir, nelere güler, hangi  kitapları okur,  hangi gazeteleri alır,  televizyonda ne tür programlar  izler, “dizi” çılgınlığı yaşar mı, yayıncılıkta nelere önem verir, neleri “haber” sayar, habercilikte hangi standartları uygular, sosyal medya hakkında ne düşünür, çocuklarının okul tercihini neye göre yapar? Halk hayat pahalılığından ne kadar şikayet eder, dinlenmek için ne yapar, Beyaz Saray’da olup bitenlerle ne kadar ilgilenir? Başka ülkelerdeki olaylara ilgi duyar mı? Parası olunca hangi ülkelerde tatil yapar? Gökkuşağında bunların hepsinden bir nebze bulacaksınız. Gökkuşağı her zaman yorumlarınıza açık olacak.

Hulya Polat

Hulya Polat yayıncılığa Ankara Radyosu'nda başladı, TRT'de ve Amerika'nın Sesi'nde devam etti. Çok sayıda yayıncılık ödülü, siyasetçilerden sanatçılara kadar birçok kişiyle radyo ve televizyon ropörtajları var. Sivil toplumcu, gönüllü çalışmaların önemine inanıyor. Washington Türk-Amerikan Derneği Başkanlığı yaptı, Atatürk Okulu, Türk Festivali ve derneğin internet sitesiyle Amerikalı öğretmenlere Türkiye'yi tanıtma seminerleri başlatılmasında öncülük etti. Kitapları, sinema, tiyatro ve müziği, güneşi ve denizi seviyor. Yayınlanmış bir öykü kitabı var. "Dünyada en çok sevdiği işi yapma güzelliğini yakalayan ve kanseri yenen şanslı kişilerden biriyim, haberciliği, hayatı ve onlarla ilgili herşeyi seviyorum" diyor.

Bölümler

Takvim

October 2017
M T W T F S S
« Sep    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031