Maceranın Hası: Bir Günde 640 Kilometre (2)

Posted May 24th, 2011 at 10:32 am (UTC-5)
19 comments

Bu yazıyı “hem okurum hem dinlerim” diyenler aşağıdaki medya oynatıcıya tıklayarak hikayeyi “şahsımdan” dinleyebilirler 🙂


 

 

 
 

Motordan bu kadar çekiliyor, idare edin artık :)

 

  

“Yol 640 kilometre! Sanmayın ki bir çırpıda anlatılabilir öyle… New York’a kadar geldiniz benimle. Sabredin, maceranın hası asıl şimdi başlıyor.”

Bu cümleyle tamamlamıştım Washington-Boston arası bir günde 640 kilometre yol katettiğim maceranın ilk bölümünü…

Başkent Washington’dan Boston’a gitmenin en eğlenceli yanlarından biri de New York’tan geçiyor olmak olsa gerek. Değil mi? I ıh… Her zaman değil 🙂 New York, yaşadığım yerden yaklaşık 4 buçuk saat uzaklıkta. Eh hal böyle olunca tabii New York’u “komşu kapısı” yapmamak mümkün değil. Ben de öyle yapmıştım. Birkaç kez fırsat yaratmış, ikişer günlük New York ziyaretleri sıkıştırmıştım koşuşturmacanın içine. O yüzden Boston gezimde New York’a girmeme kararı almıştım. Yine de uzaktan silüetini görünce New York’un, ufak bir kararsızlık anı yaşamadım değil hani 🙂

Bir yandan “Hadi mola zamanı. Üşenme, gir New York’a. Times Square’in cıvıltısını çek içine. Bir de New York bifteği (Meşhur New York Steak) ye” diyorum kendime; bir yandan da yolun ancak yarısına gelebilmiş olmak ürkütüyor beni. Motor üstünde yapılabilecek en temel hatalardan birini yapıyorum ve “molayı erteleme ve yola devam etme” kararı alıyorum.

Önceki New York maceralarımdan bir kare :)

Helikopterden New York manzarası: Özgürlük Heykeli!

 

Times Meydanı'ndaki ışıklı reklamlardan birkaçı...

Ah almaz olayım! New York’un “azıcık içinden (!)” geçen yol bir tıkanıyor ki ne tıkanmak. İstanbul’da NTV’de çalıştığım günlerde Maslak trafiğindeki halim canlanıyor gözlerimin önünde 🙂 “Gitmek isteyip gidememek; kaçmak isteyip kaçamamak” gibi birşey İstanbul trafiği 🙂 New York da farklı değil. Zaten New York’a yaklaşınca korna sesi de çalınmaya başlıyor kulağıma. Washington’da nadir duyulur o kornalar. Çoğu zaman da gerekli yerde değil de en gereksiz yerde çalınır ya, neyse 🙂

Yollar birden kötüleşiyor. New York’a ulaşana kadar “toll roads” yani “paralı yollara” dizi dizi dolarları kaptırmış olan ben kendi kendime dalgasını geçiyorum işin: “Onca parayı bu çukurlarla kucaklaşmak için mi vermişim yani?” diye… 🙂

Sıcak artık iyice artmış, daha önce dedim ya yeni kaskın ezilmemiş “pad”leri şakaklarıma “dövme” gibi yerleşmiş vaziyette trafikte bekliyorum. Birkaç “dev” çukura girip çıkmışım, belim fena durumda…

Yani New York’a içimden saydırırken birden kulağımın dibindeki kükremeyle kendime geliyorum. Trafik tamamen duruyor. Ben de şeridin ortasında, Amerikan yasalarına göre “olmam gereken” yerdeyim ama yanımdan süratle geçen bir racing arabaların arasından “uçuyor” adeta. Burada genelde trafikte arabanın kafasını sağa ya da sola çıkarıp yolun ilerisine bakmaya çalışanlar olmuyor pek. O yüzden arabalar inci gibi dizilmiş durumda. Araları bir motorcu için “cennete giden yol” gibi. Ama heyhat! Gel gör ki kanun korkusu!!! 🙂 Fakat bu racingci takmıyor, basıyor arabaların arasında uzayıp giden aralıkta. Ben ona bakarken birden sağ kulağımın orada bir “gaz açma” anı daha! O da ne? Bir racingci daha! Ardından sağımdan solumdan teker teker, son sürat racingciler geçiyor. Belli ki grup sürüşü yapan bir dizi motorcu trafiği tam anlamıyla delip geçiyor! “Çok sürmez” diyorum kendi kendime. “Çok sürmez” hakikaten. Polis takılır peşlerine. Ama… Sessizlik. Siren sesi falan duymuyorum. Sanırım “kurtardılar”. Biz geride kalanlarsa ellerimizi kollarımızı birbirine yaklaştırmış, resmen sinmiş durumda bakıyoruz arkadan. “Bu da olabiliyormuş demek” diyorum içimden. Dev metropollerin hali işte 🙂

New York yolunda para bayıldığım gişelerden sadece biri! :)

New York’un haftasonu trafiğinden kurtulmak kolay değil. Çünkü tam da o trafiğin gittiği yöne gidiyorum. Bir süreliğine New Yorkluların gözde haftasonu ve yaz mekanı East Hampton yolunun ortasına düşüyorum. Bisikletini, kanosunu arabasına bağlayan, ya da cipinin arkasına teknesini takmış insanlar ip gibi sıra olmuş trafiğin kıpırdamasını bekliyor.

Gözüm emniyet şeridine takılıyor. Nasıl da davetkar! 🙂 Ah… Oradan basıp gitmek var… Ama ı ıh… Heyhat! Kanun korkusu 🙂 İçime giren şeytanı “kışkış”lıyorum hemen. Kuzu kuzu bekliyorum motorun üstünde. Yandaki arabaların içindeki bakışlardan bana acıdıklarını görür gibiyim. Sıcaktan üstümdeki mont, dizlikler, kask bütünleşmiş durumda zira benimle 🙂

Toplam 40 dakikaya varan işkencenin ardından “niye tıkalı olduğu” anlaşılamayan trafik gevşiyor. Millet East Hampton’a yöneliyor ben Boston’a…

MUhteşem Boston yolundan bir manzara...

Benzine de ihtiyacım var. Gözüm bir benzinciyi kesiyor ve yoldan bir süreliğine çıkıp hem benzin alıyorum hem de buz gibi suya veriyorum kendimi. Gözüm saatte. Biraz esnetiyorum belimi ve doğru yola.

Hani bazen olur ya… Yani size de olur mu bilmiyorum, bana sık olur 🙂 Tehlikeli birşey yaptığınızda falan (mesela ben Orlando’daki o dev gibi roller coaster’a binip de “200 metre tepeden” dimdik aşağı doğru son sürat ilerlerken bunu hissetmiştim 🙂 ) “napıyorum ben?” dersiniz kendi kendinize. Tam ortasında bir pişmanlık basar ama geri dönüşü de olabilecek bir noktada değilsinizdir ve içinizden münasip bir kelime geçer ya… 🙂 Öyle oldu bana da. Boston’a 100 kilometre kala falan o münasip kelime oynaşıyor beynimin kıvrımlarında 🙂 Yorgunluk artıp da yol bitmedikçe “N’aptım ben?” diyorum ama artık yaptım bir kere 🙂 Anlık pişmanlık yolun giderek artan güzelliği karşısında yerini hayranlığa bırakıyor. Kuzeye gittikçe yeşil iyice yeşilleşiyor, gökyüzü bile netleşiyor sanki. Akşamın serinliği çökmeye başlıyor sağı solu duvar gibi ağaçlarla çevrili yola. Sonunda Boston’a giriyorum işte…

Sonunda! Boston gözüktü :)

Geldik mi Boston’a? Bitmedi tabii. Daha Harvard’a yaptığım kısa gezi, Boston limanı, Hollywood’un son yapımlarından birinin setine rastlayışım, motora binişim, motordan inişim, yine binişim… Çok şey var daha 🙂

Sabredin, hepsi bir sonraki yazıda…

O zamana dek “N’aptım ben?” dediğiniz bir olayı paylaşır mısınız benimle? İster motor üstünde ister iki ayak üstünde 🙂 Maksat birlikte gülmek, düşünmek… Değil mi ama? Comment/Yorum butonu sizi bekliyor 🙂

19 responses to “Maceranın Hası: Bir Günde 640 Kilometre (2)”

  1. Bugay Çağlar says:

    İlk motosikletimi aldığım gün trafiğin ortasında düşünce ve herkesin bana baktığını görünce işte tam o zaman oldu, n’aptım ben? Hemen öğrendiğim motosiklet kaldırma tekniklerini hızlıca aklımdan geçirip motoru kenara çektim, yavaş olduğumdan dolayı bende bi şeycik yoktu ama aldığım gün motorummun aynası yamulmuştu, bi ayna diyip geçmeyin ilk motorum, ilk günüm ve ilk kazam. Gerçekten çok üzülmüştüm. Bi an düşündüm pişmanlık duygusunu yaşadım, bu aksiliğin üstüne motosiklette eve kadar yetecek benzin olduğunu düşünmem ilk günümde 2. kez ne yaptığımı sorgulamama neden oldu, sıcakta motosikletimi benziliğe itmeye karar verdiğimde yoldan birisi en yakın benzinliğin 5 km uzaklıkta olduğunu söyledi. Artık kendim başa çıkamayacağımı anladım ve ilk günümde bu kadar maceranın yeteceğini düşünerek babamı aradım. Babam benzin getirdi ve macera son buldu 😀

    • Motosikletli Kız says:

      Tam talihsizlik yani! 🙂 Sizin için acı ama dinlemesi keyifli bir macera 🙂 “2 kez sorgulama” kısmı tam benim durumuma benzemiş 🙂 Paylaşımınız için teşekkürler 🙂

  2. aydın sarı says:

    yine keyifle dinledim…dinlerken sanki artçınmış gibi birlikte geziyor insan amerikayı…..
    birde küçük ders var çıkarılacak; mola zamanı molayı erteleyip, gazlanın yanlışlığının vurgusu….birazcık mola hayatta kalıp, uzunca yollarda olmamamızı sağlayacaktır…Denizliden selamlar

    • Motosikletli Kız says:

      “Oradaymış” hissi yaratabildiğime sevindim 🙂 Evet, mola süreleri çok ciddi. Kendime sürekli hatırlatıyorum ve bu konuda artık daha dikkatli davranmaya çalışıyorum 😉 Washington’dan sevgiler…

  3. Ahmet Erşen says:

    Selin , merhaba..
    Sen bu sesli anltım işini yapmakla bizi tembelliğe alıştırdın.
    Selinin tatlı anlatımı ile olayları yaşamak varken okumak niye diyorum ve basıyorum farenin kulağına .Anlatımın kulağımda gözlerim resimlerde bende zevkle Amerika yolladrında..

    • Motosikletli Kız says:

      Adı üstünde: üşengeçlere Sesli Yazılar 🙂
      Benim için zevk! İyi dinlemeler ve tabii “takdiriniz için” çoook teşekkürler 😉

  4. Ahmet Erşen says:

    Selin ,
    formunda düzeltme imkanı yokmu..İngilizcemde az ..Bir tuşa bastımmı yazı formda..
    Birde ifadeler nerede ..
    Şakamı yapıyoeum ciddimi söylüyorum belli değil..

    Ahmet Erşen abin yardım bekliyor..

    Teşekkürler..

    • Motosikletli Kız says:

      🙂 Düzeltme imkanı yok ama siz yazmak istediğiniz gibi tekrar yazarsanız moderatör “bendeniz” o halini yayınlayıp eski halini silebilriim 🙂 Ne dersiniz? İfadeleri de eski usul iki nokta bir parantez kapama yapmaktan başka çare yok şimdilik 🙂

  5. Ahmet Erşen says:

    Selin teşekkür ederim..

    Benim kız klavye ye çay ikram etmiş , klavyede beyenmemiş olsaki arasıra basmamazlık yapıyor.. İmla hataları oluşuyor….Affola..
    Bundan sonra daha dikkat etmem gerekecek..

    • Motosikletli Kız says:

      Hiç önemli değil lütfen dert etmeyin. Ben yorumlara neredeyse hiç dokunmuyorum o yüzden de oldukları gibi kalsın istiyorum. Yoksa düzeltirdim sizin için 🙂

  6. Murat says:

    Merhaba

    Sesiniz tanıdık ve sanki evin ahalisinden biri gibi artık. 🙂 Yorgun günden sonra kanepede uzanıp evdekilerden birini dinler gibi dinledim sizi ve “bende duydum, bana da anlattınız” demek için kalkıp geri geldim bilgisayar masasına. “Naaptım ben” deyince aklıma;

    Yedek subayken, araba kiralamanın bile komutanımızca bizim emniyetimiz için yasaklandığı Kıbrıs’ta (Trafik ters akar), İstanbul’a 10 günlüğüne izne gelip daha önce sadece 700-800 metre vitesli motor kullanmışken ilk motosikletimi Kocaeli’nden alıp yol boyunca sesim kısılana kadar şarkı söyleyerek İstanbul’a dönüşüm, oradan tekrar Kocaeli’ne sonra tekrar İstanbul’a sonra Sivas’a sonra Mersin’e sonra Taşucu’na oradan da Kıbrıs’a ilk motorumu götürüşümü hatırladım. 🙂 10 gündür debriyaj sıkmaktan kalemi tutamaz olmuş elimle 34 plakalı o motoru Kıbrıs’ta nerde saklarım da binerim derken 12 km uzakta bir kasabada bir ağaca bağlayıp dönerken söylediğim ne yaptım ben geldi aklıma 🙂

    Ama iyi ki yapmışım şimdi yazarken gülüyorum. O zamandan geriye koca bir adanın her yerine tekeri değmiş bir motorun anıları, 7 ayda 8000 km ve bolca fotoğraf kaldı. Yazı için elinize, dilinize sağlık.

    • Motosikletli Kız says:

      “Ailenizin sanatçısı -pardon- sesi” gibi oldum yani 🙂 Ne güzel 🙂

      İyi ki bilgisayar başına gelip paylaştınız anınızı. Harika birşey yapmışsınız. Ömür boyu hatırlanacak bir gezi olmuş! Ne güzel. Ben de motorda ayaklarım da şişse belim de ağrısa molasızlıktan hiç vazgeçemiyorum işte. Böyle bir aşk bu 🙂 Paylaşımınız için teşekkürler 🙂

  7. sercan2667 says:

    gördükçe çıldıracam durduk artık şu turu..sen yaptıkça rüyalrımda motor sürüyorum…
    bak çok kötü tur yaparım durmaksızım..:)))
    ne zamandır blogta yazmamıştım özlemişim..

    • Motosikletli Kız says:

      Son bölüm kaldı Sercan sabret 🙂 Harvard ziyareti var sırada 😉 Yaz tabii bol bol blogda. Yazmaman hata 🙂

  8. Rıza ARSLAN says:

    Slm
    Emeğinize sağlık inanın birçok motorcunun isteyipte yapamadıklarıdır bu yaptıklarınız .Sizi kutlamaktan baş birşey gelmiyor elimden.
    Kutlarım devam,yolunuz açık olsun mükemmel anlatım.
    RAST GELE.

  9. sercan2667 says:

    gezmesi dolaşması çok rahat bir blog kşke benimkide böle olsa…:)))

  10. gani says:

    aklıma amerikada araba kullandığım günler geldi bi anda. istanbul trafik kuralları gereği 2 araba arka arkaya seyrederken sen solundan geçmeye kalkarsan kesin o araçlardan arkada olanı önüne kırar. amerikada aylarca araba kullandım ve hiç başıma gelmedi. ufak bi ayrıntı sadece.

    hoş sadece bir kez birisi önüme kırdı, sürücününde bayan olması ayrı bi gülme sebebiydi =))

    • Motosikletli Kız says:

      Trafikte aşırı sakin oldukları söylenebilir, doğru. 3 yıldır buradayım ve trafikte başıma “sinirlendiğim” neredeyse hiçbir şey gelmedi diyebilirim 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

MOTOSİKLETLİ KIZIN ÖZÜ


Merhaba,

Motosikletli Kız ben. Ya da ismimi bilmek isteyenler için, kısaca Selin… Yıllardır hem haber editörü olarak medyanın tozunu yutuyorum hem de iki teker üstünde yolların. Şimdilerde Amerika'da, televizyon habercisi olarak devam ediyorum macerama...

Her İstanbul mağduru gibi trafikten kurtulmak için bir helikopter almanın (!) en iyi alternatifinin ne olacağını düşündüğüm o günlerde aldım ilk motorumu.

11 yılda 4 motor, binlerce kilometre yol ve her aklıma düştüğünde yüzümde hınzır bir gülümsemeye yol açan milyon anıdan sonra hayalini kurduğum yollarda, Amerika’dayım. Rüzgarın bile farklı estiği dev kıtadaki uzun, upuzun yollarda…

Ağrı kesicim, heyecanım, kafam bozuk olduğunda derin bir nefesle düşüncesini içime çekmeye çalıştığım motorumla. Bir o kadar bildiğiniz ve bir o kadar bilmek isteyeceğiniz şeyi biriktirdim eteğimde. Paylaşmaya hazırım. Tüm rüzgar tutkunlarına, iki teker aşıklarına, motosiklet delilerine açık davet:

Gelin birlikte kaybolalım rüzgarın içinde…

motosikletlikiz@gmail.com

Sağlıklı Sürüş İçin Bilmeniz Gerekenler (1)

VİDEOLU YAZILAR :)

Amerika Yollarında (2)

Motorda Kolları Dinlendirmek

Amerika Yollarında (1)

Amerika Yollarında (3)

Motosikletli Kız Amerika'daki Fuarda

Reflektörleri Taktım, Sizin İçin Test Ettim ;)

İnterkom Almadan Bunu İzlemelisiniz

2014 The Washıngton Auto Show

Kask Hayat Kurtarabilir!

Motorda Dertler Nasıl Unutulur?

Motorla Amerika'da (2011'den Kalanlar)

Binlerce Motor Yollara Dökülürse!

Burada Sizin Yazı ve Fotoğraflarınız da Var!

Sizin Köşeniz

Bu Blogda Neler VAR Neler YOK?

*Bu blogun yazarının gözünde hiçbir motor (marka, cins, tür, yıl, renk, güç açısından) bir diğerinden üstün değil (Kabul edin her motor sahibine güzel gelir)

*Bu blogda Amerika VAR, Türkiye VAR. Bu ikisinden herhangi birinin yerden yere vurulmasına yer YOK.

*Bu blogda izlenimlere, araştırmaya ve zaman zaman şahsi fikirlere ve öykülere yer VAR. Dolayısıyla hiçbir fikre, yoruma katılmamak YOK.

*Bu blogda her türlü olumlu katkıya yer VAR. Motor tutkunlarının birbirini kırıp dökmesine izin YOK.

*Bu bloga her türlü eleştiriyi yöneltmeye hakkınız VAR. Ama ara sıra da olsa yapıcı olmayı unutmak YOK.

Not: Blog kuralları her an değişebilir. İtiraza yer YOK:)